Arı vız vız vızz...

Görmeğe değer ilginç bir seyirlik olan “Kovan” başlıyor. “Radyoaktif” filmi ise Marie Curie’nin hayatını anlatıyor ama aynı zamanda insanlığın ürkünç zamanlarına kamera tutan bir felaket filmi gibi...

26 Eylül 2020 Cumartesi, 06:00
Arı vız vız vızz...
Abone Ol google-news

Koronavirüs belasına maruz kalmadan önce yılın başlarında, Makedon kadın sinemacı Tamara Kotevska’dan arılara ilişkin “Bal Ülkesi” adlı ilginç ve ödüllü bir belgesel seyretmiştik. Adına ilk kez rastladığım yönetmen Eylem Kaptan’ın yazıp yöneterek Artvin’in gerçekten o cennet gibi dağlarında çektiği, arıcılığı konu edinen “Kovan” da bugün gösterime giriyor.

YALNIZ VE MUTSUZ...

Annesinin nerdeyse hayatını vakfettiği arıcılığa girişen Ayşe (Meryem Uzerli) adındaki “Alamancı” bir kadının hikâyesini anlatan, belgeselimsi, güzelim bir kurmaca film “Kovan”. Filmin başında ölen annesi Cemile ananın kovanlarına sahip çıkıp onun işini sürdürmeye niyetli, kocasız ve çocuksuz Ayşe, yıllardır çalışıp dikiş tutturamadığı Almanya’dan Artvin’deki köyüne dönüyor. Cemile ananın yetiştirmesi Ahmet’in desteğiyle benzersiz lezzete sahip ballar yapan Kafkas arılarını üretmeye koyuluyor.

Ancak Ahmet’in uyarılarını dinlemeyip kovana yabancı bir arı sokunca birbirlerini öldürüyor arılar, bütün kovanlar ölüyor ve siparişleri yetiştiremezken işi bırakmak durumunda kalıyor yalnız-mutsuz Ayşe. Zaten Cemile ananın en gözde kızı olduğu için onu hep kıskanagelmiş ablası da sırt çevirince yeniden Almanya’ya dönmeyi düşünen Ayşe’yi, aslında şehir kaçkını bir doğa ve hayvansever olan, çevreorman müdürü izlenimi veren bir “yabani”yle (Feyyaz Duman) başlattığı dostluğu ayakta tutuyor.

Filmin alışılagelmiş, beylik dramatik ve duygusal aşamalardan geçen hikâyesi, Ayşe’nin yörenin sevilen ayısı “Kestane”yi bir gece vakti korkup tüfeğine sarılıp vurmasıyla, azalacağına gittikçe çoğalan, yoğun vicdan azabına dümen kırıyor giderek. Ayşe üzüntüsünden per perişan. Allahtan bir kovanın yeniden can bulmasıyla mucizevi bir şekilde, Kafkas arıcılığının sürecek olması ve Ayşe’nin de Kestane’nin sevimli yavrusunu ormanda sağ salim buluvermesiyle, giderek doğrusu seyirciyi mest eden, mutlu bir finalle sonuçlanıyor film.

FİLMİN ARTISI...

Nicedir sesi soluğu çıkmayan güzel oyuncu Meryem Uzerli’nin baştan sona sürüklediği “Kovan”ın, oyunculuklar, çekimler, teknik beceriler, vs. bir yana, yemyeşil, huzur verici mekânlarla dolu, insan tehlikesinin en aza indirgendiği, şahane bir doğayı ve çevreyi karşımıza getiren görselliği filmin birinci artısı öncelikle.

Tüm acemice yanlarına, kusurlarına ve klişe sahnelerine karşın doğa ve hayvan sevgisinin, çevreye bakışın önemine vurgu bu film insana kendisini bayağı iyi hissettiriyor sonuçta. Diyeceğim, kuşkusuz kusursuz bir başyapıt olmasa da herkese salık verilecek türden, görülesi bir film bu “Kovan”.

RADYOAKTİF ÇAĞIN GELİŞİ 

Nicedir Fransa’da yaşayıp çalışmayı seçmiş, vaktiyle radarımıza takılmış “Persepolis”ini özellikle beğendiğimiz, İran kökenli sinemacı Marjane Satrapi, yeni filmi “RadioactiveRadyoaktif”te bilim tarihine çağ atlatmış, Polonya asıllı Fransız fizikçi, ünlü Marie Curie’nin (1867-1934) yaşamından ibret verici kesitler sunuyor.

Hem fizik (1903) hem kimya (1911) Nobel ödüllerini kazanışından Sorbonne’da ders veren ilk kadın profesör oluşuna, Radyum, Toryum elementlerini keşfedişinden çalışmalarıyla daha sonraki nükleer fizik araştırmalarının temelini oluşturmasına dek bütün bilim tarihine damgasını vurmuş Marie Curie, bir atom çekirdeğinin ışınımlar yayarak kendiliğinden parçalanıp bir başka elemetin atomuna dönüşmesi olan radyoaktiflik konusunun öncüsü olagelmişti bilindiği gibi.

Marya Sklodowska olarak 1867’de Varşova’da doğup 1892’de Sorbonne’da fizik eğitimi almaya Paris’e giden ve birlikte çalışacağı fizikçi Pierre Curie’yle 1895’te evlenen M.Curie hakkındaki filminin senaryosunu ayrıntılı bir biyografik eserden yararlanarak yazmış ve tüm olaya da kronolojik olarak bakmayı seçmiş Satrapi.

FELAKETLER...

Radyum bileşikleriyle çalışırken maruz kaldığı radyoaktif ışınımların neden olduğu kan kanserinden 1934’te (filmin başındayken) Sancellomoz’da ölürken Marie’nin tüm yaşamını bir film şeridi gibi gözünün önünden akıtmayı yeğlemiş yönetmen.

Kocasına hep ben senden daha üstün zekâlıyım diyen, devamlı radyoaktif maddelerin tıptaki kullanım olanaklarını araştıran kibirli Marie, sonradan Nobel Kimya Ödülü’nü alacak büyük kızı Irene’le birlikte hastanelerde ve orduda radyoloji servislerinin kurulması için de çalıştı.

Pierre’in yardımcılarından Paul’le yakınlaşması, kıskançlık krizlerine giren Paul, karısının Marie aleyhine kışkırttığı birtakım ırkçılık gösterilerine yol açtı. 1945’te ABD’nin Hiroşima’ya atom bombası atmasıyla 2. Dünya Savaşı’nı sonlandırması, 1961’de ABD’nin Nevada’da atom bombası denemesi ve en son 1986 Sovyetler Birliği’ndeki Çernobil kazasıyla insanlığın uğradığı radyoaktif felaketlere de yer veren yönetmen Marijane Strapi, 1957 Cleveland’da radyoaktif ışınların kanser tümörlerini ufaltıp küçülttüğü gibi iyi sonuçları da ortaya çıkardı.