Aşk ve iktidar

Opera sezonunun büyük merakla beklenen olayı ise cuma akşamı gerçekleşen Handel’in “Ariodante” operasının galasıydı. Dört saat yirmi dakika süreceği belirtilen opera için bütün yerler aylar öncesinden satılmıştı...

23 Şubat 2019 Cumartesi, 23:36
Abone Ol google-news

Monako’da mimozaların zamanı... Şubat ayıyla birlikte açan mimozalar kendini her gün gösteren güneşin altında parlıyorlar. Çok erken gelen bahar, kış günlerinin yalancısı.

Opera sezonunun büyük merakla beklenen olayı ise cuma akşamı gerçekleşen Handel’in “Ariodante” operasının galasıydı. Dört saat yirmi dakika süreceği belirtilen opera için bütün yerler aylar öncesinden satılmış. Londra’da Covent Garden’da 1735 yılında ilk kez sahnelenen opera, Monako tarihinde ilk kez bu cuma akşamı Monte-Carlo Operası’nın görkemli salonu Palais Garnier’de seyircilerle buluştu.

Monakoluların bu operaya olağanüstü ilgi göstermelerinin ilk sebebi dünyanın en ünlü ve en başarılı mezzosopranolarından Cecilia Bartoli’nin “Ariodante”yle yeniden sahneye çıkıyor olması. Bartoli sadece İtalya’nın değil, bütün opera dünyasının en çok sevdiği sopranoların başında geliyor.
Monako Prensliği küçük bir yer olmasına rağmen opera dünyasının en büyük sanatçıları her sezon bu sahneye çıkmak için birbirleriyle yarışıyor ve prensliğin yolunu tutuyorlar. Cecilia Bartoli’nin Monako’yla gönül bağı ise diğer sanatçıların prenslikle ilişkilerinden bir adım daha ötede.
Son yıllarda Cecilia Bartoli her sezon Monte-Carlo Operası’nda sahneye çıkmaya başladı. Bununla da yetinmeyen sanatçı saray için özel oluşturduğu barok orkestra ‘Les Musiciens du Prince’ (Prensin Müzisyenleri) ile sadece Monako’da değil, dünyanın birçok ülkesinde konserler veriyor artık.
10 yıldır Carnegie Hall’da, 20 yıldır da Metropolitan Operası’nda sahneye çıkmayan Bartoli’yi New Yorklular da, İstanbullu opera severler de hasretle beklemeye devam ediyorlar.

İlk kez 2017’de

İtalyanlar ise biraz daha şanslı. Milano’da La Scala’da yeniden sahneye çıkmayı kabul eden mezzo soprano, efsane salonda üç yıl üç barok eserle sahne alacağını açıkladı geçtiğimiz günlerde. Monako’da cuma akşamı izlediğimiz “Ariodante” için İtalyan sanatseverler 2021 yılını beklemek zorundalar.

Handel’in “Ariodante” operasıyla 2017 yılında ilk kez Salzburg Festivali’nde sahneye çıkan Cecilia Bartoli, eseri bu kez Monte-Carlo Operası’nda Prensin Müzisyenleri’yle sahneye taşıdı. Orkestranın yönetimi yine başarılı şef Gianluca Capuano’daydı.

Bu akşam bir erkek rolünde sakallı bir Cecilia Bartoli, Ariodante rolünü canlandırmak için sahnedeydi. Bir kastrato için yazılan bu zor travesti rolünün altından başarıyla kalkan Bartoli’ye sahnede Kathryn Lewek, Christophe Dumaux, Norman Reinhardt, Peter Kalman, Kristofer Lundin’le günümüzün yükselen sopranolarından Sandrine Piau eşlik ettiler.

Dalinda rolüyle izleme şansını bulduğumuz Piau geçen yıl “Chimere” albümüyle büyük bir başarı yakaladı ve albüm Classica ve Diapason dergileri tarafından yılın en iyi albümleri arasında gösterildi. Cecilia Bartoli’nin yıl sonu çıkan “Vivaldi” albümü de eleştirmenler tarafından son yılların en iyi Vivaldi yorumlarından biri olarak tanımlanmıştı. Dolayısıyla iki sopranonun aynı sahneyi paylaşması sanatseverler için güzel bir hediye.

“Ariodante”, Georg Friedrich Handel’in en ünlü, ya da en çok sahnelenen operalarından biri değil. Üç perdelik opera zamanının ünlü dansçısı Marie Salle ve grubunun dans edebilmesi düşünülerek tasarlanmış. Opera sahnesinde her perde kapanmadan küçük birer dans gösterisi izliyoruz.
Ortaçağ İskoçyası’nda geçen operada kralın kızı Ginevra, şövalye Prens Ariodante’ye aşık oluyor. Kendisini platonik bir aşkla seven Polinesso’nun ihanetiyle sarsılan genç kadın ve sevgilisi Ariodante işte bu andan itibaren hayatlarını ve birbirlerini kaybetme tehlikesini yaşamaya başlıyorlar. Her şeyden önce kuvvet, iktidar, gurur ve ihtirası bütün çıplaklığıyla gözler önüne saran bu opera derinliği olan bir yapıt.

Usta işi mizansen

Cecilia Bartoli de bu operadaki karakterlerde bir derinlik olduğuna inanıyor ve “Ariodante”nin her şarkıcı için çok güzel aryalar sunan, zengin bir başyapıt olduğunu düşünüyor. Bartoli, Piau ve Kathryn Lewek bu aryaları o kadar güzel yorumluyorlar ki, her biri sahnede ayrı ayrı parlıyorlar. Lewek’in aşk acısı çektiği andan itibaren verdiği performans sırasında salonda çıt çıkmıyor. Müziğin güzelliği, sanatçıların başarılı yorumları ve Christof Loy’un usta işi mizanseniyle bu uzun operada zamanın nasıl geçtiğinin farkına varılmıyor.

İkinci perdenin açılmasıyla yeniden sahneye çıkan ve Polinesso’yu canlandıran Christophe Dumaux’yu gören bir arka sıramdaki bir hanım, “Ah questo cattivo!” demekten kendini alamıyor. Kontrtenor Dumaux bu ‘kötü adam’ı o kadar güzel, o kadar lezzetli oynuyor, aryalarını o kadar güzel yorumluyor ki, seyirciler kendilerini her an oyunun bir parçası, tehlikelerin bir tarafı olarak görmeye başlıyorlar.

Elli iki yaşındaki Cecilia Bartoli sesinin o duru güzelliğiyle seyircileri bir kez daha mest ediyor. Oyunculuğu ve sempatik tavırlarıyla gönülleri fetheden Bartoli özellikle Ariodante’nin kalbinin kırıldığı anlarda seyircilerin de yüreklerini sızlatmayı başarıyor.

Woolf’tan alıntı

1735 yılında yazılan bu operanın en başlangıcında duyduğumuz sözler büyük yazar Virginia Woolf’un 1928 yılı romanı “Orlando”dan alıntı... Cinsiyetini bir erkekten kadına çeviren bir şairin hikâyesini anlatan “Orlando” gibi “Ariodante”de de cinsiyet değişebiliyor. Dansçıları da izlediğimiz zaman hangilerinin kadın, hangilerinin erkek olduklarını ilk anda çıkartamayabiliyoruz.

Özgürlüklerin dünyanın dört bir yanında kısıtlanmaya başladığı bu dünyada “Ariodante” operası, 2019 yılında önemli olanın hırsların, ihtirasların değil, sevgi ve aşkın olduğunu anlatıyor. Önemli olanın birbirini taşımak olduğunu görüyoruz sahnede; hem aryalarda, hem dans hareketlerinde birbirini taşımanın önemi, güzelliği seyircileri etkiliyor. 28 Şubat tarihine kadar Monte-Carlo operasında sahnelenecek olan “Ariodante” sezonun olay operası ve cuma gecesi Monakoluların ayakta alkışladıkları opera kolay kolay unutulmayacak operalardan biri...