Aşka Dair (L'uomo che ama)

Aşka Dair (L'uomo che ama)

29.12.2009 09:45:00
Güncellenme:
Takip Et:
Aşka Dair (L'uomo che ama)

Şu sıralar gösterimde olan İtalyan filmi Aşka Dair (L'uomo che ama) hikayeyi anlatış biçimi ve duygulara ilişkin incelikli yorumlarıyla öne çıkan filmlerden biri.

Filmin adı ve afişine bakıldığında, çok ilgi çekici görünmeyen, klişe bir aşk hikayesi izleyeceğinize inanarak izlemekten vazgeçme riskinizin olduğu bir yapım olarak algılanabilir. Ancak son dönemde kendi sinemamızda “Issız Adam” ile beraber gişe başarısıyla gururlandığımız filmler olduğunu dikkate alarak, seyircimizin “küçük hikayelerle zenginleşmiş duygu keşiflerine” gösterdiği ilgi, bu hikayeyi sevebilecek sinemaseverlerimiz olduğunu bize anımsatıyor.

Öyle ki, sinema tarihi boyunca “İtalyan Yeni Gerçekçiliği” akımıyla tüm Avrupa sinemsını etkilemeyi başarmış ve Hollywood endüstrisine son derece ciddi bir çalımla karşı duruş sergileyecek bir renk olma özgünlüğüne sahip  bir ulusal tavırdan bahsediyoruz; İtalyan Sineması dediğimizde…

Türkiye’de bugün en çok öykünülen sinemaların başında gelen İtalyan Sineması’nın, kendi toplumumuzdaki modernleşme serüveni de incelendiğinde, sessizliğin derinliğine degrade ve estetik geçişler yapan, az diyalogla bile çok dalgalı denizlere açılabilen, gerçekçiliğin şaşırtıcılığı ve sürprizli esintisini hissettiren, şiddetini insanın kadrajdaki dik duruşlu fotoğrafından alan bir sinema olduğunu söyleyebiliriz. “Tipik” komik vurgusu, hüzne yavaşça sızmış bir profesyonel seçimdir. İtalyan tiyatro geleneği, Commedia dell'arte ’sinden tutunuz da, siyasi tarihindeki kanayan faşizm çelişkisine, İkinci Dünya Savaşı trajedisinden, bir Akdeniz iklimi toplumu olmanın verdiği sıcak, aceleci hatta ateşli gerçekliğin tümünün hikayelere dönüşen aurasına varıncaya kadar İtalyan sinaması kendi yaşanmışlığını anlatmayı sevmektedir. 

İtalyan sineması, altyapısı ve özgünlüğü gereği tüm Avrupa sineması içindeki konumunu koruyup  giderek de dili açısından sadeleşmeye doğru  ilerlemiş önemli bir sinemadır. Tarihsel geçmiş ve ulusal kültüre dair olan bütün göstergelerden ustalıkla yararlanılarak yapılandırılmış bir sinemanın, onun aynı zamanda evrensel ve insanın temel dertlerine gönderme yapan veya daha doğru tanımıyla dokunacak cesarette bir sinema olduğu söylenebilir.

Aşka Dair, bir İtalyan sineması örneği olarak Sole Tognazzi’nin ikinci yönetmenlik deneyimi bir uzun metraj yapım. Başrollerinde Pierfrancesco Favino, Kseniya Rappoport ve Monica Bellucci’nin olduğu, bence güçlü bir hikaye olarak karşımıza çıkıyor. Sıradan bir aşk öyküsünden ve beğeni düzeyinden daha farklı bir noktada değerlendirildiğinde, filmin kurgusundaki ve anlatımındaki incelikleri, nesnel bir yoruma dönüştürme şansınız olabiliyor.

Roberto, Roma’da bir eczanede ikinci eczacı pozisyonunda çalışan orta sınıf bir İtalyan’dır. Milano’dan Roma’ya yeni taşınmış ve bir otelde çalışan Sara ile yeni başlamış bir ilişkisi vardır. İlişkinin boyutu, Roberto için daha farklı bir anlam ifade etmekle bereber, Sara ilişkinin yazgısı konusunda daha acımasız hatta vurdumduymaz olan taraftır. Roberto bu ilişkinin gidişatında yeterince hırpalanan ve acı çeken taraf olur. Bu ilişki üzerinden Roberto’nun saplantıya dönüşen ve aşk olarak adlandırdığı yaşanmışlığı, aşka dair olan saklı tutulmuş bir eleştirel yorumu da izleyiciye sunuyor.

Beri taraftan Roberto’nun eşcinsel olan kardeşinin partneriyle yaşadığı ilişkideki sadakat, paylaşım ve emek değerlendirildiğinde kadın-erkek dünyasına dair olan  yabancılaşmanın vardığı boyut daha net ortaya koyulmuş oluyor. Filmdeki hemen hemen bütün karakterlerin dünyalarındaki yalnızlık, diyalektik biçimde anlatılmış. Bu yalnızlıkların tümü, birbiriyle adeta etkileşim içinde. Roberto’nun birlikte olduğu Alba’ya, bir gün hazırlıksız biçimde onu sevmediğini söyleyerek yaşattığı acı, Sara’nın Roberto’ya yaşattığı acıyla karşı karşıya geliyor.

Bir tarafıyla Sara, gerçekten aşık olduğunu düşündüğümüz ve film boyunca görmediğimiz evli bir karakter tarafından acı çektirilmiş bir kadın olarak karşımızda duruyor. Bir aşk acısı, başka birine acı olarak yaşattığımız bir hançere dönüşüyor. Veya ilahi adalet duygusu, tıpkı yazgının acımasız silüeti gibi karakterlere görünüyor. Her şeyden önce bu salt bir aşk filmi değil.

Kategorize edilmemesi gereken bir hikaye olduğu savındayım. Dramatiği ilk başta çok keskin kurulmamış gibi görünse de filmin içindeki duygusal ve insani karar noktalarındaki sağlam vurguları hissedebiliyorsunuz. Filmle ilgili eleştirebileceğim tek nokta, bir fotoğraf gözüyle baktığınızda Belluci’yi dünyanın en estetik kadınlarından biri olarak görmeme rağmen, Belluci isminin hikaye içinde bir parça popülizm kaygısıyla değerlendiriliyor oluşu. Bu hikayenin içinde profil olarak Belluci’nin varlığı, hikayeye oyunculuk anlamında çok fazla bir değer katmıyor kanısındayım. Onun yerine daha az aşina olunan bir oyuncunun varlığı değerlendirilebilirdi.

Ama bu eleştiriyi koyarken şunu da düşünmeden edemiyorum: Dramatiği güçlendirmek için iki kadının ister istemez kıyaslanabileceği bir durum yaratılmak suretiyle, Belluci hikaye için bir dengeleyici güç olarak da kullanılmış olabilir. Filmin her şeye rağmen  melodramın, gözyaşlarını ve sıradanlığı formüle eden kısmını görmezden gelen bir senaryosu olduğunu izlediğinizde daha net görebiliyorsunuz. Bu özellik, Ferzan Özpetek imzalı filmlerin en önemlilerinden biri olan Bir Ömür Yetmez’ de bizi hayran bırakan bir unsurdu. İtalyan yönetmenlerin aşka dair yaptıkları filmlerin pek çoğunda, senaryonun ardından gelip sizi bulan bir hissettirme, açık açık söylerken bile kastettiği şeyin o olmaması hali ve başka bir durumun saklı tutulması üzerinden sizi kuşatan psikolojik detaylar, en önemli ayrıntıları oluşturuyor.

Filmdeki fotoğraf gözünün çok etkileyici olduğunu söyleyemem ama bu da yönetmenlik veya film açısından bir seçimdir. Her filmde çok estetik bir fotoğraf gözüyle karşılaşmak durumunda değiliz. Bazı filmlerin gücü hikayeyi anlatış biçimlerinden veya öz ve biçim arasında kurulan ilişkinin sadeliğinden de gelebilir. Aslında, onlar açıkça şunun farkındadır ki, sinema ve tiyatro sanatı kadar bir milleti tüm değerleriyle temsil edebilecek güçte, bütün farklı görüşleri en etkin biçimde bir sahnenin veya sinema perdesinin karşısında gönüllü biçimde buluşturacak güçte başka bir sanat daha yoktur. Zira Aşka Dair filminin çekildiği dil İtalyanca olabilir ama bir evrensel dilin, aşkın veya sadakatin hatta zaafların buluştuğu ortak dilin bir ortak yazgısı tarafından kuşatılmış olduğunuzun farkındasınızdır.

Filmlerin gücü, anlatılan hikayeye dışarıdan bakabilmenin dışında, hikayeye dahil olabilmemiz şansını bize tanıyan film yapıcıların yarattığı güçtür. Aynı insiyatifi onlar da, bir filmi sadece anlatan olarak değil, yaşayan olarak da sahiplendikleri noktadan itibaren kullanmaya başlarlar. Bu tür filmleri izlediğimizde onlardan geriye kalan şey, aramızdaki mesafenin içinde bize doğru yol alan ve her şeyden çok yaklaşmayı başarabilen o iç hesaplaşmadır. İyi Seyirler...