Bağımsız Sosyalbilimci

Korkut Boratav, emekten, insandan yana, emperyalist-liberal sistemin yarattığı haksızlıklara karşı savaşımla, ödetilen bedellerle, toplumsal yaşam savaşımının içinde herdaim var...

30 Kasım 2019 Cumartesi, 02:00
Bağımsız Sosyalbilimci
Abone Ol google-news

Anlatımlarına dayanılarak hazırlanan yaşam-   öyküsüne  ilişkin kitapta, babası büyük akademisyen, kültür, düşünce insanı Pertev Naili Boratav, ailesinin derin izleri var. Bilge iktisatçı olmanın çok ötesinde, ülkemiz odaklı, dünya gelişmeleri ile bağlantıları çok sıkı ilişkilerin, bağımsızlıkçı, dönemlerinin en sağlam bilimcilerinin bilimsel süzgeçlerinden de geçirilmiş sonuçları var. 

Bilge iktisatçı Boratav, iktisadi düşüncelerden yaşamın gerçeklerine geçiş yaparken, günümüzde karşı karşıya kalınan sorunlar nedeniyle makro iktisatta sağcı akımların itibarının da düştüğünün altını çiziyor. Ancak siyasal düzlemde sola değil, neo-faşist hareketlere dönüşüm gündemde. Gerek dünya gerekse ülkemiz için panzehirin sadece sosyalizm olabileceğini söylüyor.

Korkut Boratav’la yüz yüze paylaşımlarımız Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış söyleşileri, köşe yazılarının öncesine dayanıyor. Türk Sosyal Bilimler Derneği, Ekonomik Toplumsal Tarih Vakfı çalışmaları yana yana dairelerde, Korkut Hoca, bilge bilim adamlığının yanında, toplumsal sorumlulukların her alanına dönük çalışmaların içinde.. Ülkemizin, Cumhuriyet dönemlerinin sol hareketlerinin tarihi belgelerinin nerede ise tümünün, en önemlileriyle Hollanda’daki merkeze satılmış olmasının tepkisi ile de, söyleyecek sözü, karşı duruşu var. Yönetimlerde üzerine düşen görevleri almakla kalmıyor, alan çalışmalarında da yerini alıyor.

Yaşamöyküsüne ilişkin söyleşilerde de yer aldığı üzere öne çıkan algı, “Bağımsız, herdaim Sezar’ın hakkını Sezara veren, bilimsel çalışmalarının değerinin, gerek ülke, gerekse dünya ölçekleri içinde İktidarı ellerinde tutan erklerin de teslim etmek zorunda kalmaları..” oluyor. Korkut Hoca’nın söz konusu yıllarda da, yani “tek kutuplu dünya, küreselleşme” ideolojisinin dünya çapında en parlak gelişmelerini yaşadığı süreçlerde de, yılın birçok ayında Amerika’ya, üniversitelere davet edilerek, “alternatif, karşıt derslerinin, görüşlerinin..” saygınlıkla, ciddiyetle ele alınıp dinlendiğini biliyorum.

Kendisine kimilerini anımsattığımda da, Sosyal Bilimler Derneği’nin düzenlediği 21-23 Kasım 2001 tarihli 7. Ulusal Kongre’nin birinci gününde Bağımsız Sosyal Bilimciler-İktisat Grubu olarak yaptıkları açıklamanın tam metnini bir kez daha okumamı öneriyor...

Baba oğul Boratavlar, İlhan Selçuk, Tarık Zafer Tunaya.

21 KASIM 2001 MANİFESTOSU

Dört sayfalık bir tür manifesto içerikli metni elbette bu köşeden paylaşamam. Büyük deprem sonrasındaki Türkiye ekonomisini derinden sarsan kriz irdelenirken, 1989’da dış sermaye hareketlerini tümüyle serbestleştirilmesinin sonrasında istikrarsız seyrin altı çiziliyor. Ülkemizde 2000 döviz kanaması şoku, şubat 2001 finansal bunalımının piyasaları sarsma, giderek kalıcı etkileri sıralanıyor. Nisan 2001’de Derviş geliyor, bakan olarak, Türkiye’yi bunalımdan çıkaracak, güçlü ekonomiye geçiş reçetesi irdeleniyor. Madde madde sonuçlarının değerlendirilmesine geçiliyor. Söz konusu sayısal hedeflere daha 7 ay sonrasında bile varılamamasından, olumsuz sonuçlarının irdelenmesine geçiliyor. Kısa sürede varılmış noktada kamu iç borçlarının sorunsuz devredilerek sürdürülmesinin mümkün olamayacağı saptamasıyla, uygulama öncelikleri sıralanıyor. Aksi halde topluma daha büyük bedellerin ödetileceği gerçeği anımsatılıyor. Ülkenin ulusal sermaye, bilgi ve insan gücü birikimiyle, yerli ve yabancı finans çevrelerinin istedikleri ağır bedelleri ödemeden çıkabileceği, çıkması gerektiğinin altı çiziliyor.

Korkut Hoca’nın bağımsız bilim insanı, hukukçu ama avukatlık yapamadan ekonomi eğitimi almasına konu olan yaşam geçmişi içindeki olumlu, olumsuz etkilerin sonuç olarak kimlik kazanımlarına etkisini özel anılarıyla paylaşma şansımız elbette yok. Kimi kendisinin siyah başlıkla altını çizdiği başlıklarla ancak tadımlık aktarabiliriz..

Babaannemin, “Hanım sen de hep komünist doğrmuşsun” diyen nöbetçi subaya, “Sen halt etmişsin, ben hep aslan yavruları doğurdum” dediği anlatılır.

“Ünlü büyük Pertev Hoca/Dil Tarih’ten çıkmam diyor.”

1980 sonrası Almanya’nın Bielefeld kentindeki “Üniversite Tasviyeleri” konulu toplantıya ben 12 Eylül tasviyelerini, babam daha önceki tasviyeleri temsilen katıldık. Behice Boran’ın “açık memur”luğuna, Kore Savaşı’na karşı çıkan derneği kurduğu için, Niyazi Berkes’in de “yabancıyla evlendiği” için son verildi, yarım maaşları da kesildi.

Korkut Hoca’’nın gülümseyerek, filozofça değerlendirdiği anıların bütünlüğünde, gerek babası, gerekse kendisine yönelik dönemin cezalandırılmaları mantığının kimi boyutları ile acımasızlığına karşın yine de Cumhuriyet kuruluş döneminin eğitim seferberliği kapsamı içindeki uygulamalarıyla, sık sık tutucu kafaların izlerini taşıyan sağcı operasyonların, sonuç olarak var olan pek çok kuralı geçersiz kılamamasının sonuçları olarak gerek babası gerekse kendisinin yaşamında sonuçta ufuklarını açan değişimlere de katkıları olduğunu anımsatıyor. Yaşamlarında pek çok yararlı olumlu geri dönüşlerden örnekleri anılar söyleşilerinin içinde ayrıntılarıyla anlatıyor. Unutulmazlar arasında elbette çok sevdiği eşi ile zorunlu görevlendirmeyle tanışması da var. Babasının annesi ile zorunlu gurbette mektuplaşmalarının ürünü olarak, annesinin karnında iken ilanı aşk duygularının paylaşıldığı mektupların içeriğini okuyabilme şansı da var. Mutlu mutlu, olumsuz cezalandırmalardan, ödetilen bedelerden çok, mutluluk kapılarının açılmasına yol açanları “Kaç kişi böylesine güzel bir şansı yakalamıştır ki..” sorgulamalarıyla noktalıyor..

Sonuç gibi yine altını siyah harflerle çizdiği saptamada; “Atatürk devrimlerinin gerçekleştiği dönemin aynı zamanda yüksek hızda büyüme dönemi olması, tutucu muhalefetin kitle tabanı kazanmasını sınırladı” sonucuna ulaşıyor.

“Kemalist rejim, 1930 sonrası çok doğru bir iktisat politikasına yöneldi, bu politika, ekonomiyi büyük buhranın etkilerinden korudu.

Küçük burjuva radikalizminin izleri Mustafa Kemal’de vardır. İnönü de tutucu bünyesine karşın bu izleri gösterir.

Kemalist devrimlerinin tamamlanmamış, eksik kalmış bir demokratik devrimin kazanımlarını taşıdığını düşünüyorum.

Devletçiliğin sınırını eksiden ‘kamu yararı’ belirlerdi, sonradan bu ‘özel sektörün yapamadığı işler’ olarak çizildi”

Altı çizili söz konusu saptamalar 1950’lere uzanan gelişmelere kadarki yılların akışı içinde yer alıyorlar. Korkut Hoca, bir yandan da bu değişimin ardındaki dış etkenleri de sorguluyor. Amerika’daki antikomünizm olgusunun 1945’er sonrası, 50’lere kadar güçlendiğinin vurgusunu da yapıyor. Savaş yıllarında Nazi etkisinin yadsınamayacağının da altını çiziyor. 1960 sonrasına geçişte, “1961 Anayasası’nın Cumhuriyet tarihimizin demokratik anayasası olduğu” saptamasını yapıyor.

12 Mart öncesi şiddetin, soldan çok, karanlık gizli güçler, derin devletin kullandığı ajanlar ve faşistler tarafından başlatıldığını söylüyor.

Sonraki yılların zikzaklı gelişmelerini bire bir tanıklıklarla anlatırken CHP’nin iyi zamanlarını, halktan yana desteklerle 1974 ve 78-79 yıllarında iktidar olmasını, DP geleneğinden gelen partilerin önüne geçmesi olarak anımsatıyor. 12 Mart ile 12 Eylül arasındaki süreci Türkiye siyasetinde adeta kaçırılmış bir ikinci fırsat olarak da görülebileceğini söylüyor. Düzen değişimi talepleriyle iktidar olunabileceğinin gerçeğine parmak basıyor..

12 Eylül çok kötü bir dönüm noktası. Sonraki dönemlerde dinci akımların güçlendiği Türkiye’de de, İslam dünyasının şablonlarından bağımsız akımların güç kazanması zorlaşıyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki ilişkilerin değişimleri nasıl roller oynuyor. Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere ikiyüzlü çağrıları, hızla tükenen kaynaklar Ne olacak sorgulamalarına yeni boyutlar getiriyor..

Çiğdem Korkut Boratav ile birlikte mutluluk içinde.

KUÇURADİ’NİN UYARISI

İoanna Kuçuradi’’nin “insanlık silkelenmedikçe, karanlık çağa sürükleniliyor” uyarısı

 Korkut Hoca, günümüzün gelişmelerine ekonomik, toplumsal  bakışına ilişkin tehditler uyarılarına, aralıksız çalışmalarıyla sansürsüz, soluksuz devam ediyor. Ne yorgunluk, ne karamsarlık ne de bağımsız değerlendirmeler titizliğinden ödün söz konusu. Birden fazla söyleşisi gazetemizde de yer aldığı için ayrıntılarına girmeden, sık sık görüşlerinin gündem içerikli alınmasında çok büyük yararlar olduğu ortada.

Son buluşmamızdan birkaç gün önce, felsefecilerin  manifestosu olarak yayımlanan İoanna Kuçuradi’nin “İnsanlık silkelenmedikçe, karanlık çağa sürükleniyor”  uyarısını gönülden paylaşıyor. Kendisine düşen görevleri de, elbette ekonomi ve toplumsal bakış açıları bilim süzgecinden geçirilmiş, bağımsız değerlendirmeler çabası olarak özetliyor. Öncelikli sorgulaması neoliberal doktrinin, dünya ekonomisinin egemen gücü olan büyük sermayenin öncelikleri doğrultusundaki işleyiş kurallarının altın çağının 1970’li yıllarına bakıyor. “Bugünkü neoliberal kurallarla alakası olmayan bir dünya gözlersiniz” sonucunu çıkarıyor. Cennetin anahtarları efsanesinin sorgulanmasından yola çıkıyor. 1945 ile 70 arasındaki yüksek büyümenin çökmesini sorgulanmasına geçiş yapıyor. İktisadi hayatın gerçeklerinden yola çıkıldığında Amerikan tekelinin kırılması sonrası benimsenmiş neoklasik doktrinin de sarsıldığını açıklıyor. Ancak küreselleşmeye karşıtlığın siyasal düzlemde sola değil, neo-faşist bir harekete dönüşmesi gerçeğini sorguluyor. Yani neo-liberalizmin öncesi olan refah devletine dönüşün hedeflenmediğini söylüyor. “Çünkü sermaye hâkimiyeti kargaşa içindedir, burjuvazinin farklı kanatları ağlaşıp duruyorlar” diyor. Ayrıntılarıyla Amerika, Batı dünyasında izlenen politikalardaki neo-faşist savrulmalardan örnekler veriyor. Kargaşanın ne Amerika ne de Avrupa’yı çözüme götürebileceğini belirterek “Panzehiri sadece sosyalizm olabilir” diyor. Gelişmekte olan ülkelere dışardan müdahalelerle yürütülen acımasız çatışmacılıklar siyasetlerinde, İslam dünyası da içinde, ağırlıklı olarak dünyanın paramparça oluşunun sonuçlarını sıralıyor. Türkiye’deki gelişmeler de dönük olarak daha iyimser bir tablonun çizilebilmesinin söz konusu olamadığını çarpıcı verilerle açıklıyor. “Sahte cennetin anahtarlarının atılması” önerisinden başkaca bir çıkış yolu olamayacağını belirtiyor. “Kapkaççı devletçiliğin, istediğini kayır, istemediğini cezalandır” uygulamalarıyla işlerin daha da sarpa sardırıldığını söylüyor..

Balıkesir 1938

ÇANKAYA’DA ALMAN BİLİM VE SANAT İNSANLARININ İZLERİ

Korkut Hoca’nın anılarına, önceliklerine göz gezdirdiğinizde, ister söyleşiler içinden alıntılar, isterse son birlikte aldığımız notlara göz attığımızda babası Pertev Naili Boratav, ailesinin, Cumhuriyet’in ilk kuşak tanıklıkları, yaşanmışlıklarını okumamak olanaksız. Bizimle son söyleşisinde fizik olarak da çok benzeştikleri babasının çerçeveli fotoğrafının önünde, söz dönemin eğitim seferberliğinde, Hitler Nazizminden kaçırılan bilim insanlarının kendi alanlarına dönük katkılarından yararlanmadan açılıyor.. Babasının kültürel yaşamında katkılarıyla yer etmiş Prof. Albert Eckste’in yaşamı ve Anadolu izlenimleri Çankaya Belediyesi’nin 8-18 Ekim 2019 tarihleri arasında düzenlenen bir sergi, açık oturum ve çok değerli kitap yayınına konu olmuş.

Almanya’da madalya almış çocuk hekimi ülkesini terk ettikten sonra 1935 yılında Ankara Numune Hastahanesi’nde çalışmaya başlıyor. Dönemin Sağlık Bakanı Refik Saydam Anadolu’daki çocuk sağlığı ve hastalıkları hakkında bir rapor hazırlamasını istiyor. Yine çocuk doktoru olan eşiyle birlikte 25 ilde yüzü aşkın köyü ziyaret ederek söz konusu raporu hazırlıyor. Sergi kendisinin çektiği fotoğraflardan oluşuyor.. 

Korkut Boratav Hoca da katılmış. Çankaya’da Alman bilim ve sanat insanlarının izleri konferans ve serginin, kitabın kapsamı içinde dönemin çok değerli, kendilerinin çektiği fotoğrafları yanında, isim isim katkılarıyla da anlatımları var. Korkut Hoca kendisi için en değerli katkıları veren Alman vatadaşı bilim insanının Ernest Hirsch olduğunun altını çiziyor, 1946 Hasan Âli Yücel’in dönemine, Köy Enstitüleri fikrine  yönelik katkılarının değerinin en çok altının çizilmesi gerektiğini söylüyor.

Selçuk Aydın 1937

Prof. Dr. Albert Eckstein Yaşamı ve Anadolu İzlenimleri