‘Bakışın Ritmi’

“Portreler kadrajın içine sadece insanı alarak (her) insanın hikâyesinin ne kadar uzun ve geniş, ne kadar derin olduğunu anlatır,” diyor Ahmet Tulgar. Bakışın Ritmi’nin girişinde yer verdiği bu alıntı ile, kendisinin de bir yazar olarak yakalamayı arzuladığı derinliği hatırlatarak söze başlıyor.

21 Şubat 2021 Pazar, 00:05
Abone Ol google-news

“Portreler kadrajın içine sadece insanı alarak (her) insanın hikâyesinin ne kadar uzun ve geniş, ne kadar derin olduğunu anlatır,” diyor Ahmet Tulgar.

Yeni kitabı Bakışın Ritmi’nin girişinde yer verdiği bu alıntı ile, kendisinin de bir yazar olarak yakalamayı arzuladığı derinliği hatırlatarak söze başlıyor. Bakışın Ritmi’nin başardığı aslında belki de arzulananın daha da ötesinde.

Evet, Tulgar’ın odağında her bir portre için ayrı bir ritim, ayrı bir hikâye var. Fakat izini sürdüğü ritimleri bağlı oldukları biricik hayatlardan ileriye taşıyarak, birlikteliklerini toplumsal hayattan, kolektif varoluştan alan ve yine onun derinliğine ayna olan çok sesli bir ahenk oluşturuyor.

Okur olarak, elli portreden oluşan kitap boyunca hem yazar hem de portresi ele alınan kişi ile diyalog içerisine giriyoruz. Tulgar’ın dili kullanmadaki yetkinliği, çarpıcı tanımlamaları, gülümseten benzetmeleri ile kendinizi adeta bir sohbet ortamında buluyorsunuz.

Sayfaları hızlıca çevirten, bir sonraki deneme için heveslendiren de yazarın üsluptaki başarısı olsa gerek. “Benim portre yazarlığıma her defasında bir açılıp kapanma, daralıp genişleme hareketinin ritmi eşlik eder,” diyen yazarın, üslubunda bu ritmi yansıtması çok da şaşırtıcı değil aslında.

Her bir deneme sıradan bir mevzudan ya da tanınmış birinin çok bariz bir özelliğinden çok farklı tartışmalara, tespitlere o kadar doğal bir incelikle geçiş yapıp, dallanıp budaklanıyor ve sonunda tekrardan odak noktasına geri dönüyor ki daralıp genişleyen ritmi yazar ile birlikte hissetmemek, ya da en azından şahit olmamak, mümkün değil.

Bu yüzden portreler, salt bahsi geçen kişiler ile ilgili değil; satır aralarında kendini hissettiren yazarın ve okurun hem birbirleriyle hem de metindeki odak kişi ile kurduğu dinamik bir ilişki niteliğinde.

Kitabın ilk portresi Yılbaşı Dansözü - Cuntanın İletişim Uğrağı: Nesrin Topkapı açılıp kapanan ritmin güçlü bir örneği bana kalırsa. Üç sayfalık kısa bir yazı, bir bedenden devlet ile toplum ilişkisi, 1980 darbesi, erkeklik, beden işçiliği ve haz gibi kavramlara açılan çarpıcı bir giriş.

Yazar, Nesrin Topkapı’nın 12 Eylül 1980 darbesinden sonraki ilk yılbaşı programını merceğe alıyor ve iktidarın bir kadın bedeni aracılığıyla bir bedenler bütünü olarak gördüğü toplumu kontrol altında tutma çabasına, bu çabanın toplumdaki kadın-erkek ilişkilerindeki etkisine işaret ediyor.

Bu girişi diyet, yeme-içme ve sosyal medya kültürleri gibi kişiye değil de kitleleri etkileyen kavramlara odaklanan portreler takip ediyor. Bu denemelerde insanın bedeni, diğeri ve doğa ile kurduğu ilişkilere dair kışkırtıcı tartışmalara yer verilmiş. Özellikle, sosyal medya ve ölüm duygusu üzerine alışılmışın dışında bakış açıları sunan “Ahiretbilim Olarak Sosyal Medya” başlıklı yazı, seçki içerisinde kesinlikle en hatırlanacak portrelerden biri.

Bakışın Ritmi’nde ele alınan denemelerin çeşitliliği sayesinde okur ilgili olduğu isimler kadar belki de daha önceden bakışına takılmayan isimleri okumaktan da edebi bir zevk duyuyor.

İlk bakışta birlikteliğini garipseyeceğimiz isimleri, kişiliklerinin yanı sıra toplumsal kimliğin inşasındaki yerlerinin altını çizerek, kendi bakışındaki Türkiye’yi resmediyor Ahmet Tulgar.

Güler Sabancı, Ali Ağaoğlu, Aydın Doğan gibi isimler üzerinden iş dünyasına bir pencere açılırken, Aziz Yıldırım, Şenol Güneş, Ali Koç gibi futbol camiasının göz önündeki isimleri ile odak başka alana kayıyor.

Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç, Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş gibi siyasi figürler ile Ali İsmail Korkmaz, Yılmaz Güney, Şokopop, Yıldız Tilbe, Vedat Milor, Fazıl Say, Seda Sayan gibi birbirinden çok farklı isimler art arda sayfalarda yerini alıyor.

Siyaset, kültür, sinema, müzik, spor… Her bir deneme hayatı oluşturan ortaklıkların aynası halinde sunuluyor.

Bakışın Ritmi’nde her biri farklı bir benliğin, kimliğin ve ideolojinin simgesi haline gelmiş bu figürler bir araya geliyor ve Ahmet Tulgar’ın dili kullanma ve incelikli anlatı kurmadaki ustalığıyla doğal bir bütün oluşturuyorlar.

Zamanımızın çok sesli ve çok renkli bir aksi olan kitap, okuru yazarının ifadesiyle “zor ama güzel bir durum” olan insanı anlamaya, empatinin ritmini hissetmeye davet ediyor.

Bakışın Ritmin / Ahmet Tulgar / İletişim Yayınları / 245 s.