Bodrum'da sessiz lüks

Bodrum artık dünyanın en popüler tatil destinasyonlarından biri. Yükselen bir turizm değeri, markası.

19 Haziran 2021 Cumartesi, 15:56
Bodrum'da sessiz lüks
Abone Ol google-news

Bu hafta az bilinen yolu seçenler, lüksü sadeleştirip yaşayanlardan bahsedeceğim sizlere... Şarkı söyleyen deniz kızıyla buluştuk, işte izlenimlerim...

Üç aydır Bodrum’dayım. İşler, çekimler, röportajlar olunca kısa kısa gidip geliyorum. Açıkçası henüz ne denizin tadını çıkarabildim ne de yaz başlamış gibi hissettim. Eskiden Bodrum’a gitmek kısa tatillerle sınırlıyken bu sefer sanki deniz kıyısı bir şehirde günlük hayatımı yaşıyormuşum hissine kapıldım. Bodrum kalabalığı, gürültüsü, tozu ve toprağından şikâyet ettiğim birkaç yazı yazdım. Güzelim denizin rengini bile gözüm görmüyor, dedim. İlknur Selimoğlu, “Seni Susona Bodrum’a farklı bir deneyime davet ediyorum, üç gün, lütfen gel” dedi. Çok eski ahbap, peki dedim.

Sosyete mi, jetsetter mı?

Şimdi, önce biraz dünyada ne olup bitiyor, onları anlatayım. “Yeni dünyanın lüksü”, sanırım son zamanlarda en çok duyduğum kavramlardan biri. Lüks lükstür, eski dünya, yeni dünya diye ayrılır mı, neden ayrılır ki, farklı olan nedir, soruları kafamda uçuşurken, okuyarak dinleyerek değil, deneyimleyerek anlattı burası bana... Tabii ki insanoğlu çeşit çeşit. Dünyanın heyecanının kaynağı da budur zaten. Burada Robert Frost’a gidiverdi aklım: “Yol ikiye ayrılmıştı sarı ormanda ve ben daha az gidilmiş olanı seçtim. Tüm farkı yaratan da buydu.” Anlatacağım her şeyi özetledi bu dizeler.  Daha az gidilmiş yol, görkemli malikanelerin, fütursuzca yiyip içmenin, binlerce dolarlık en son moda kıyafetlerle plajlarda salınmanın, tekrar başlaması planlanan Concorde uçuşlarına ön rezervasyon yapmanın tam tersi yönde bir yol... Üzerinde eşek kadar puntolarla markalarla dolaşanlar bugün konumuz bile değil. Sosyete sayfaları, bilmem hangi şehrin zengin çocukları hesaplarına bulaşmıyorum. Az bilinen yolu seçenler, lüksü sadeleştirip yaşayanlardan bahsedelim biraz. Evin emektar hizmetlisini sarılıp öpen, çalışanının düğününde şakır şakır oynayan, Uzakdoğu’yu kamyon kasasında gezip meyve bahçelerinde elma toplayan bir güruhtan bahsediyorum. “Bu dünyadaki herkes bana hizmet eder” değil, “Bu dünyaya ben ne veririm, nasıl daha güzel tecrübeler yaşayıp geriye hoş sada bırakırım” diyenler. 

“Sadece ben en zengin olayım” değil, “Nasıl yaşarsam bu döngüye katkım olur” yeni bakış açısı. Bu yeni nesil trendi belirleyenler, daha çok eski para sahibi, kültürel zenginliği finansal zenginliğin önünde tutanlar... 

Paranın satın alabildiği en iyi okullar, evet ama beş kuşaktır o okullardalar. En şaşaalı oteller, birinci sınıf uçuşlar tabii yapılmış, yapılıyor ama amaç değil. En şık lokantalarda yenmiş ama asıl istenen yeni deneyimler. Ayrıca bunlara çevreci bir yaklaşımı, sürdürülebilir bir ortam yaratmayı hedefleyen bir bakış açısını da ekleyin. Bu yeni insan, yeni jetsetter, yeni moda yaratıcısının karakteri. Yeni tatil şekli de buradan doğdu. Ya da bu şekilden, bu insan. Ya da zeitgeist, zamanın ruhu diyelim. Ben sosyete mensupları ile gerçek jetsetter’lar arasındaki farkı heyecanla deneyimliyorum. Jetsetter güzel yemek, çok iyi müzik, ciddi ve özel deneyim yaşamak istiyor. Bunları kırolaşmadan, bağırmadan yapmak istiyor. Sürdürülebilir ve bohem lüks istiyor. Cebine çok iyi, değerli, dünyaya da fayda katmış deneyimler koymak istiyor.  

Lokal deneyimler, müthiş yemekler, minimal ama özenli detaylar 

LXR konsepti, yerelliğe çok önem veriyor. Tesis içindeki restoranlar, anlatılmaz, yaşanır yerler. Frankie Beach Club, şimdiye kadar deneyimlediğiniz cıstak beach club’lardan çok uzak. Harika ama sohbetin önüne geçmeyen bir müzik, partilemeden son derece keyif alan bir kalabalık, menüde sofistike sadelik... Malva deseniz bambaşka. Yerel ürünler, Bodrum mandalinası ve bahçenin zeytinlerinden sıkılan yağ, tüm yemekleri ve kokteylleri tatlandırıyor. Kaya Demirer sayesinde yeni bir tanım daha öğrendim; menüler kilometre ile ölçülüyor, ne kadar az, o kadar yerel, başarması da bir o kadar zor. Son olarak otelin genel müdürü Funda Eratıcı’dan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Cıvıldayan sesiyle, yumuşacık disipliniyle ve bitmeyen enerjisiyle güne onun günaydını ile başlamak bambaşka bir lüks.  Ama asıl lüks, kısa süreli kaldığımız bir yerden ayrılırken yanımıza kâr kalan anılar değil mi?

Şarkı söyleyen deniz kızı... 

Hilton grubu da bu rüzgârı görmezden gelmemiş. LXR şemsiyesi altında, dünyada dört tane özel konsept konaklama tesisinden oluşan segmente, Bodrum’u eklemiş. Torba’da müthiş bir koyda, Susona adıyla bir masal yaratmış. Susona, Türk mitolojisinde güzel şarkı söyleyen deniz kızlarına verilen isim. Sirenlerden farklı, denizcileri baştan çıkarmıyorlar. Susonalar sadece suyu yönetiyorlar. Bu sadece 76 daireli konaklama tesisine Susona denmiş. Suyla dans etsin, güzel şarkılar söylensin, akıllarda müthiş melodiler kalsın diye…