Boğaziçi geleneğini korumaya çalışan hocalarımızı gururla takip ediyorum

Masumiyet dizisinin hırslı plaza kadını Asena Tuğal’e göre beynimiz bir matematik yapıyor. Milyonlarca yıldır evrimleşmiş, en doğru gen kombinasyonlarını biliyor, aşkı hissettiren hormonları yönlendiriyor.

01 Mayıs 2021 Cumartesi, 16:01
Boğaziçi geleneğini korumaya çalışan hocalarımızı gururla takip ediyorum
Abone Ol google-news

Bir dönem TV muhabirliği yapmış. “Bana insan tanımak, gündemi takip etmeyi öğrenmek, toplumu okumak başta olmak üzere çok şey kattı” diye anlatıyor. Boğaziçili... “Boğaziçi Üniversitesi’nin geleneğini korumaya çalışan bütün hocalarımızı ve arkadaşlarımızı gururla takip ediyorum” diyor. Tuğal ile bilimden oyunculuğa, podcast sevdasından kadın erkek ilişkilerine, kadının kadınla ilişkisine kadar konuştuk...

- Boğaziçi Üniversitesi matematik-fen, TV muhabirliği, Miss Turkey, Miss International’da dereceler, bilim podcast’i, oyunculuk... Başım döndü. Zor yıllar mıydı?

Aynı tempo devam. Çok yönlü olmayı seviyorum. Tek bir şeye kanalize olduğumda ona sarıp mükemmel yapmaya çalışmak gibi yıpratıcı bir huyum var o yüzden sürekli farklı şeyleri hayatıma sokup bünyemi şaşırtıyorum. İleri yaşlarda Alzheimer olmamak için sürekli değişik ilgi alanları bulmamızı tavsiye ederler ya, ben de kendi dünyamı geniş tutmak adına hep hayatımın rutininde olmayan şeyleri deniyorum. 

- Bilim sohbetleri podcast’inizi dinledim, bilimsel konuları çok güzel örneklerle anlaşılır şekilde, gündelik örnekler vererek anlatıyorsunuz ve zevk aldığınız çok belli. Bu merak okuldan mı, nereden geliyor ve devamı olacak mı?

Öncelikle yorumunuz için çok teşekkür ederim çünkü tam olarak hedeflediğim şey buydu... Yıllardır eşim, dostum, arkadaşlarım  bilimsel bir konuyu merak ettiklerinde, bir bilimkurgu filmi izleyip anlamadıkları noktalar olduğunda, bilimsel bir gelişme gündeme geldiğinde vs. bana sorarlardı ve ben açıkladığımda ne kadar basit anlatıyorsun derlerdi. Bu podcast fikri de tam olarak buradan çıktı. Aslında okunduğunda, araştırıldığında çoğu insanın merak duyacağı, seveceği, anlayabileceği bilimsel konular ne yazık ki anlaşılması zor, kafa yorar, kesin sıkıcıdır gibi önyargılar yüzünden hayatımızın dışında kalıyor. Bilimin zihnimizi açabilecek, rasyonel olmamızı sağlayacak ve analitik düşünmeyi geliştirerek bize çok şey katacak getirilerinden bu önyargı sebebiyle mahrum kalan çok kişi var. Tam da bu sebepten ilgi çekeceğini düşündüğüm bazı bilimsel konuları en kolay şekilde açıklamaktan çok keyif alıyorum. Bazen öyle geri dönüşler alıyorum ki gerçekten  kendimi çok mutlu ve işe yarar hissediyorum. Şu sıralar set sebebiyle yoğun bir dönemdeyim ama rahatlayınca tekrar podcast çekmeye odaklanmayı planlıyorum. 

- Masumiyet’te yırtıcı bir plaza insanını canlandırıyorsunuz, Banu’yu. Plaza eşittir yırtıcılık mı, yırtıcı olmak sizce bir tercih mi, zorunluluk mu, seçim mi? 

Zorunlu olduğunu düşünmüyorum. Bazı insanlar başarı, statü, para sahibi olmak için diğerlerinden daha agresif bir yol izliyorlar. Ama bakıyorum çok hırslı, çalışkan, rekabetçi olmalarına rağmen yolları onları çok parlak bir noktaya getirmiyor. Bazıları sabırlı, istikrarlı, sakin  oldukları için kazanıyorlar. Kimi kanepede pinekliyor ama her işi yolunda gidiyor. Kimi çok yetenekli, zeki ama bi türlü olmuyor. Halil Cibran’ın “Yolcu” diye bir şiiri var. Tam da ne düşünüyorsam kelimesi kelimesine anlatıyor. Bence şartlar sert diye sertleşmek, daha yırtıcı olmak, eğer tabiatında yoksa o insana yolunu kaybettirebilir. Bir yerde başarmak için önemli olan kendi tabiatına uygun, güzel bir  enerjiyle çalışmaya devam etmektir diye düşünüyorum. 100 metreyi en hızlı koşan kişi mi olacaksın, 40 km maratonu bitiren kişi mi olacaksın neyi hedefliyorsun o da önemli. Plazayı metaforik bir mekân olarak tanımlarsam, bence doğru seçim o plazada işini en özenli yapmak, diğer insanlarla güzel ilişkiler kurmak, uzun vadeli bir yol haritasıyla devam etmektir. 

- İlker-Ela-İrem ve Banu-Timur-Bahar üçgeni... Kadınlar açısından bakarsak Banu’ya, Bahar’a ve İrem’e ne söylemek istersiniz? Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler ama kadınlar daha mı cesur olmalı, ne dersiniz?

Salın şu adamları önünüze bakın derim. Aşkın üçgeni olmaz aşk aşktır. İlişki seni mutlu bir insan yapıyorsa kalırsın, baktın olmuyor başka başka sebeplerden ilişkine devam ediyorsan bir yanlışın içindesindir. 

- Dizide Banu’nun Bahar’a olan kıskançlığını, bir yandan da tuhaf ilgisini, küçümsemesini izliyoruz. Kadınların birbirlerine karşı bu yıkıcı davranışları sona erer mi sizce, yoksa hep hayatımızda mı olacak?

Yıl olmuş 2021, ben hâlâ bunları çözememiş olmamızdan utanıyorum. Hani 3 yaşında bir çocuk bir şey okursa ailesi sevinir ya... Çünkü beklentinin üzerinde bir şey gerçekleştirmiştir. Halbuki ondan beklenen salyasını tutması falandır. İşte bazen kadına da böyle davranılıyor. Bir kadın bilimadamı bir şey başarırsa gurur duyuluyor, vay bir kadın başbakan oldu diye seviniliyor falan. Bu aslında o kadar üzücü ki. Bence cinsiyetimiz hayatımızı saç rengimiz falan kadar etkilemeli. Ama biz hâlâ kadının bir erkeğin tahakkümüne bağlı olmaması gerektiğini konuşuyoruz. Annenin refahı oğluna bağlıysa geliniyle oğlunu paylaşamıyor. Kadın kocasına göre toplumda prestij sahibi oluyorsa diğer kadınlara bakarken kocamı kaparlar mı diye düşünüyor. Erkek patronun kararına bağlıysa kariyerleri, kadınlar pozisyonları için birbirleriyle mücadeleye giriyor. Diğer yanda birileri, kadınlar yönetse burası çiçek gibi olur falan diye inceden inceden naif, hassas gibi sıfatlarla bizi kategorize ediyor. Cinsiyetçi bir bakış açısı olduğu sürece, dünyada bu zihniyetin olduğu yerlerde bu kavga sürüp gider gibi geliyor. O yüzden bir kavga olacaksa bu zihniyetin yok edilmesi yolunda bir kavga olmalı. Diğer türlü birileri kadına sınırlar koyacak, kadınlar da o sınırların içerisinde birbirlerine rakip olacaklar. Bu rekabet ortamında bir erkeği elde etmek, rakip gördüğü kadınları elemek bir yerlerde başarı gibi görülecek. Banu’lar Bahar’ları yenince kendini değerli hissedecek. Önemli olanın arenaya çıkıp diğer gladyatörleri yenen gladyatör olmak değil, önemli olanın arenada dövüşüyor olmanın saçmalığını anlayacak bilince ulaşmak olduğunu düşünüyorum. 

- Bir söyleşinizde okudum: “Güzellik manipülasyon için çok etkili bir araç çünkü bakana keyif veriyor. Bu yüzden güzel olmak önemli ve çok avantajlı bir durum” diyorsunuz. Güzelliğe kanıp neleri kaçırıyoruz acaba?

Güzellik bakana haz verir. Ve haz duymak o kadar tatmin edici bir duygudur ki gerçeği görmemizde yanılsamalara yol açar. Algıları manipüle eder. Dolayısıyla saklamak istediğiniz şeyleri daha kolay saklar, öne çıkarmak istediğiniz şeyleri parlatma imkânına kavuşursunuz. Bi söz vardır güzellik önceden gönderilmiş iyi bir tavsiye mektubudur diye. Estetik olanı dinlemek, görmek, seyretmek bile beyinde bir takım olumlu faaliyetlere yol açıyor ve karar verme mekanizmasının objektif olmasını engelliyor. 

- Eğitiminizin, ilgi alanlarınızın, mesleki tecrübelerinizin etkisiyle hayata farklı bir gözle bakıyorsunuz, farkındalığınız yüksek. Sizce bu farkındalık yorucu mu? 

Akşamları Bodrum’da dağlara çıkıyorum yaz aylarında. O dağın tepesine çıktığında, o yolculukta neden bilmem felsefi sorular soruyorsunuz. Niye bu dünyaya geldik, evren ne kadar geniş, hayattaki amacımız ne, insan nedir, bilinç nedir? 3000 yıllık sorular belki ama doğayla baş başa kalınca bunları sorguluyorsun. Sonra şehire dönüyorsun hemen köreliyorsun ne gün batımı kalıyor ne kuşların sesi ne gökyüzü. Yaprak düşüyor görmüyorsun, kuş yuva yapıyor görmüyorsun... Farkındalıkların Twitter, YouTube ile aldığın haber bombardımanında ölüyor. Siyaset, hırsızlık, yolsuzluk, ekonomik kriz, şiddet, tecavüz haberleri hep berbat bir gündem hayatını gri yapıyor. Farkındalık dediğin şey bilmekten çok yalnızlaşınca, doğada vakit geçirince, düşününce artan bir şey diye düşünüyorum. Ve farkındalıkla bakmayacaksak niye geldik ki hayata. 

- Mantık insanı mısınızdır? 

Evet... Duygusal zekâya da güveniyorum ama sezgilerimle karar almam. Kararları verirken mutlaka fikirleri süzgeçten geçirip, olasılıkları düşünüp, dengeleri anlayıp öyle hareket etmeyi doğru buluyorum.

- Aşkın da bir matematiği var mı? 

Beynimiz yapıyor bir matematik. Milyonlarca yıldır evrimleşmiş, biz farkında olmasak bile o en doğru gen kombinasyonlarını biliyor, en iyi olasılıkları hesaplıyor ona göre aşkı hissetmemizi sağlayan hormonları yönlendiriyor diye düşünüyorum. Bence finalde bilincimiz, eğitimimiz ve tecrübelerimizle bize uygun kişi ve bu bilinçdışı tercihimiz aynı kişi olduğunda o kişiye aşka benzer hislerle yöneliyoruz.