Caz çağının ‘hırçın kız’ı; Dorothy Parker

Delidolu Yayınları tarafından iki cilt olarak yayımlanan Toplu Öyküler’i, şair, yazar, senarist ve eleştirmen Dorothy Parker’ın uyumsuz ve tartışmalı kişiliğinin tam bir yansıması olmakla kalmıyor, bu çatışmayı yaratan gerçekleri de gözler önüne seriyor. 1920’ler ile 30’lara keskin gözlemleri, yetkin alaycı biçemiyle tanık eden Parker; yakından gözlemlediği zenginlerin yaşamındaki yüzeysellikten başlayarak, kadın-erkek ilişkileri, sınıf ve cinsiyet çatışmaları, iletişim sorunları ve ruhsal bunalımlar gibi pek çok konuyu öykülerinin tam kalbine oturtuyor. Kahkahalar ile gözyaşları arasında sağlam bir köprü kuruyor.

27 Haziran 2021 Pazar, 00:06
Abone Ol google-news

DOSYA DOLABINDA KÜLLENEN YİRMİ YIL!

New York’un saygın ve zengin ailelerinden birinin kızı olarak 1893’te dünyaya gelen Dorothy Parker, küçük yaşta annesini kaybetmesi; babası ve üvey annesiyle bir türlü anlaşamaması nedeniyle mutsuz bir çocukluk geçirmiş. Yaradılışına hiç uygun olmayan bir manastır okulundaki kısa süreli deneyimi de evinde hissetmeye başladığı aidiyet sorununu pekiştirmiş.

Parker’ın -ailesinin sonradan içine düştüğü maddi sıkıntılar nedeniyle genç yaştan itibaren geçimini sağlamak zorunda kalsa da- sosyal çevresi, içine doğduğu üst sınıf New Yorkluların dünyası olmuş hep. Bu çevre içinde ise zekâsı, sözünü sakınmayan kişiliğiyle dikkat çekmekte gecikmemiş ve “kötü çocuk” olarak anılmış.

Bu durum ölümünde bile yakasını bırakmamış. Tüm mal varlığını hiç tanımadığı hâlde davasına destek verdiği Martin Luther King Jr.’a bırakması, çevresindekilerce hiç de hoş karşılanmayınca, külleri bir dosya dolabında neredeyse yirmi yıl sahipsiz şekilde beklemeye mahkûm olmuş.

KARA LİSTEDEKİ UYUMSUZ, FBI TAKİBİNDEKİ SOLCU

Kariyerine baktığımızda da çok yönlü ve tartışmalı bir edebî kişilik çıkıyor karşımıza. Vogue, Vanity Fair, the New Yorker gibi önemli dergilerde çeşitli görevler üstlenmiş bir şair, yazar, senarist ve eleştirmen olan Parker, ayrıca, dönemin simgelerinden, gayriresmî edebiyat grubu Algonquin Yuvarlak Masası’nın da kurucu üyelerinden.

Yazdıklarıyla bir yandan takdir görüp başarılar kazanırken, bir yandan da kimi eleştirmenlerce yerden yere vurulmuş. Kimileri için Fitzgerald ve Hemingway gibi yalnızca bir dönemi değil, tüm edebiyatı şekillendirmiş yazarlarla birlikte Caz Çağı’nın simge isimlerinden biri olurken, kimilerince ise “basit” bulunarak neredeyse yok sayılmış.

Bir yandan sivri dili çalıştığı dergilerden kovulmasına yol açarken, 1929’da yılın en iyi öyküsü seçilen “Büyük Sarışın”la O. Henry Ödülü’nü kazanmış. Hollywood’da çok sayıda senaryoya katkıda bulunup, ünlü Bir Yıldız Doğuyor’un, 1937 tarihli orijinal senaryosunu o dönem evli olduğu Alan Campbell ile birlikte kaleme almış.

İki kez En İyi Senaryo dalında Akademi Ödülü adaylığı kazanacak kadar başarılı olmuş; ancak, adaletsizliklere karşı ses yükselten aktivist kimliği ve sol görüşe yakınlığından doğan siyasi nedenlerle Hollywood’dan da dışlanıp kara listeye alınmış, FBI takibine bile girmiş.

SINIF VE CİNSİYET TARTIŞMALARI…

Çoğunlukla şiirlerinin bir adım gerisinde kalmış olsa da, öyküleri Dorothy Parker’ın uyumsuz ve tartışmalı kişiliğinin tam bir yansıması olmakla kalmıyor, durumun kökenine inerek tüm bu çatışmayı yaratan gerçekleri de gözler önüne seriyor.

Delidolu Yayınları tarafından yayımlanan Toplu Öyküleri’nin ilk cildi Yarın Berbat Bir Gün’de yirmi yedi, ikinci cildi Çıplakları Giydir’de yirmi bir öyküyle; 1920’ler ve 30’lara, keskin gözlemleri, yetkin alaycı biçemiyle tanık ediyor.

Öykülerinde kimseye (hatta kendisine bile) iltimas geçmiyor Dorothy Parker. Yakından gözlemlediği zenginlerin yaşamındaki yüzeysellikten başlayarak, kadın-erkek ilişkileri, sınıf ve cinsiyet çatışmaları, iletişim sorunları, ruhsal bunalımlar gibi pek çok konuyu, diyalog ve monologların ağırlıkta olduğu öykülerinin tam kalbine oturtuyor.

Dönemini tüm coşkusu yerinde melankolisiyle aktarırken, insan doğasının özüne ve karakterlerin iç dünyasına ilişkin zamansız gözlemleriyle okuru, geçerliliğini hiç yitirmeyecek gerçeklerle, en çok da kendisiyle yüzleştiriyor. Öyle ki içki yasağı, savaş ve benzer bazı çarpıcı dönem gerçeklerini öykülerin arka planından çıkarıp, karakterlerin eline birer akıllı telefon tutuştursanız, pek çoğunun adeta bugün yazılmış olduğuna inanmakta hiç zorluk çekmezsiniz.

Bu öyküler okura her zaman iyimser, umut dolu bir dünya vadetmiyor belki ama kahkahalarla gözyaşları arasında kurduğu sağlam köprünün gücü yadsınamaz.