Teftişe geliyorum, ona göre hazırlan!
Barış Pehlivan
Son Köşe Yazıları

Teftişe geliyorum, ona göre hazırlan!

15.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bazen öyledir. Önünde belge vardır ama gerçek olmamasını istersin. Bir açıklaması vardır elbet, dersin. Öyle ya, ne rezaletler görmüştür gözlerin ama işte şaşırmaktan da vazgeçmezsin. Hem insanlığın hem gazeteciliğin gereğidir bu, öyle öğrenmişsindir.

Belge, 18 Mart tarihli bir genelge. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sorumluluğundaki teftişlerin nasıl yapılacağına dair yeni kurallar getiriyor. Genelgenin birinci maddesinden anlıyoruz ki maden ocaklarından inşaatlara, fabrikalardan tehlikeli madde barındıran büyük tesislere kadar birçok işyerini ilgilendiriyor. Devletin, bu ticari kuruluşları denetleme yetkisinin sınırlarını belirliyor.

Belgede “İş sağlığı ve güvenliği yönünden yapılacak teftişlerde aşağıdaki hususlara uyulacaktır” denerek şu şart getiriliyor: “İşyerine gidilmeden en az 15 gün önce işverene tebligat gönderilecektir.”

Yanlış okumadınız. Bakanlık, müfettişlerine şu emri veriyor: “Bundan böyle, bir işyerine teftişe gitmeden önce, patronu ‘Ben şu tarihte geliyorum, ona göre’ diye bilgilendireceksin.”

Haliyle, teftişin geleceğini gören ve cezalandırılmak istemeyen işveren ne yapacak? Göstermek istemediklerini tebligatta yazan tarihte müfettişten gizleyecek, problem yaşadığı işçilere o gün izin kullandıracak. Sadece o bildikleri teftiş gününde çocuk ya da sigortasız işçileri getirmeyerek, yaptırımdan kurtulacak. Yani, sadece o tarih için göstermelik önlemler alacak. Örneğin bir maden patronu, güvenli olmayan, hiç açılmaması gereken bölümlerinin girişini kapatıp teftişten kaçırabilecek.

‘BAKANLIK: REHBERLİK İÇİN YAZDIK!’ 

Bu inanılması güç belgeye dair, Çalışma Bakanlığı’nı aradım. Bakanlığın basın müşaviri Ramazan Furkan Türkan’a bu genelgenin neden çıkarıldığını sordum. Belgenin doğruluğunu teyit eden bakanlık yetkilisi Türkan özetle şunları söyledi:

“18 Mart tarihli genelgenin yazılma mahiyeti, teftişten ziyade rehberliğe yönelik. Biz hem rehberlik hem teftiş yapıyoruz. Yani neyin nasıl yapılması gerektiğine dair öncelikle rehberlik faaliyeti yürütülüyor.”

Ben de bu genelgenin, bakanlığın “rehberlik” sorumluluğundan ziyade “teftiş” düzenine dair bir düzenleme içerdiğini hatırlatınca, bakan müşaviri “Bana konuyla ilgili yapılan açıklama bu yönde” dedi. Ve şöyle bir ekleme de yaptı:

“9 Nisan’da ise yani geçen hafta bu yazının durdurulmasına ilişkin yeni bir genelge yazılmış. Yani bu yazı yürürlükte değil şu anda.”

“Madem sorun yok, o zaman neden durduruluyor” diye sorduğumda ise şu yanıtı aldım: “Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi var. Burada yaşanan problemlerden dolayı.”

Yanıtın Türkçesi şuydu: Teknik prosedürlerden dolayı 18 Mart’taki o skandal genelge için “erteleme” verilmişti. Kaldı ki Çalışma Bakanlığı’nın işaret ettiği 9 Nisan tarihli yeni genelgeye de ulaştım. Orada da aynen şu yazıyordu:

“Rehberlik ve teftiş faaliyetleri kapsamında yürütülecek tebligat sürecinin Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) kullanılarak da gerçekleştirilebilmesi adına, her bir grup başkanlığı için ayrı ayrı UETS adresi alınması yönünde çalışmalar yürütülmektedir. Bu nedenle tebligatlı teftişlere ilişkin yapılacak yeniden değerlendirme çalışmaları ile yukarıda bahsedilen işlemler neticeleninceye kadar, iş sağlığı ve güvenliği yönünden yapılması öngörülen tebligat sürecinin yürütülmemesi uygun görülmüştür.”

Yani, yeni belgede “yukarıda bahsedilen işlemler neticeleninceye kadar” diyerek elektronik tebligat sistemindeki altyapının hazırlığına gönderme yapılıyordu.

Yeniden konuştuğum bakan müşaviri, hem 18 Mart genelgesine sahip çıkıyor hem de güncel genelgedeki “yapılacak yeniden değerlendirme çalışmaları” cümlesine de atıf yapıyordu. Haliyle, eğer 18 Mart tarihli genelgede sorun yok ise neden “yeniden değerlendirilmesi” öngörülüyordu? Bu soruma dair yanıt ise şu oldu: “Hem UETS hem de sahadan geri dönüşlere ilişkin bir yeniden değerlendirme olduğu kastediliyor.” Açık söyleyeyim, anlamadım. Bakan müşavirinin de ne dediğini anladığını sanmıyorum.

PATRONLARA SÜRE ÜSTÜNE SÜRE

Bitti mi? Bitmedi. Öğrendim ki, yine Çalışma Bakanlığı’nın, yine müfettişlere gönderdiği 13 Mart tarihli çarpıcı bir emri daha vardı. Bu genelgede ise müfettişlere, teftiş uygulama esaslarının değiştirildiği bildiriliyordu. Normalde müfettiş, eksiklik tespit ettiğinde işverene bir kereliğine süre verebiliyordu. Zaruri hallerde bu süre bir kez daha uzatılabiliyordu.

Ancak 13 Mart tarihli yeni genelgeye göre; patrona her müfettiş tutanağına “Gideremediğim eksiklikler için tekrar süre istiyorum” diye bir ekleme hakkı veriyordu. Müfettiş, bu tutanak sonrası, “Ek süre vermek uygun değil” görüşünü belirtse dahi yeni düzene göre bakanlık yöneticileri müfettişin görüşünü onaylamayabiliyor. İddia o ki müfettişlerin teftiş bilgilerini girdikleri elektronik arayüze de 13 Mart tarihli genelge sonrası, “4’üncü teftiş”, “5’inci teftiş” gibi sekmeler eklendi. Yani bir yazıyla, sahayı gören müfettişin inisiyatifi tamamen elinden alındı, teftiş uzun süreçlere yayıldı ve para cezası/ idari işlem uygulama yetkisi, teftiş edilen işyerini bile görmemiş bakanlık yöneticilerine verildi. Daha da açık yazayım, Çalışma Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanı Erol Güner’in insafına ve ilişkilerine bırakıldı. Gariptir ki adeta tüm işverenler bir bürokrata bağlandı ve müfettiş, işverenin sanki çalışanı haline getirildi.

Bilinmez mi; idari para cezası, devletin çalışma hayatını düzene sokmak için elinde tuttuğu yaptırım gücüydü. Bilinir elbet. Ama belli ki patron lobisi devletin böylesi skandal genelgelere imza atmasını sağlayabilmişti. Sonra da soruyoruz: Sahi, sendikacı Başaran Aksu neden tutuklanmıştı?

Sözün özü, denetimlerdeki ihmalleri konuştuğumuz bugünden denetimsizliğin kural haline geldiği bir sürece evrilmek üzereyiz. Soma’dan Ermenek’e kadar tanık olduğumuz “patronla ilişkili müfettiş” olgusuna, sanki yasal bir kılıf hazırlanıyor. Bu skandaldan dönülmez ise biz daha çok facia görür daha çok cenaze kaldırır daha çok ağıt yakarız.