Cehaletin saltanatı ve Murtaza

En azından “yalnız” yazmayı bilmek zorunda değil mi vekiller! “Yanlız” ile “yalnız” farkını ayırt edemeyen birine memleket veriyorsunuz! Başbakanlığın kapısına kilit vuran Binali Yıldırım gülerek “g”nin hangisine üst çizgi konur diye bilemeden ömür geçirdi.

27 Haziran 2020 Cumartesi, 17:06
Abone Ol google-news

1 Siyasetçilerin cehaleti aldı başını gidiyor. Bir de buna danışman terörü eklendi. Sosyal medyada görünmeyi kariyer sanan siyasetçiler, yanlarına güvenilir danışmanlar alarak imaj sağlamaya çalışıyorlar. Meclis koridorlarında danışmanların nasıl kibirle caka sattığını işin içinde olanlar bilir. Kasaba usulü siyaset maalesef ülkenin gerçeği! Her vekilin iki danışman hakkı var, genellikle bunu feodal ilişkilerle ya da çıkar çerçevesinde kullanıyorlar, bazısı “kişi kendini bilmeli” düsturuna uygun okuryazar birini alıyor yanına. Vekiller yazı yazmayı bilmedikleri için, bu iş için danışmanlara güveniyorlar.

2 Danışman ne yapar? Konuşma metni hazırlar, bilgi notu sunar, sosyal medya yönetir, bazen de programları ayarlar. Çoğu zaman vekilin gücünü ondan fazla kullanır. Aslında vekil olmak isteyenlere daha adaylık aşamasında sınav yapmak lazım; mesela “ğ” nerede kullanılır sorusuna yanıt veremeyen aday olmamalı. Ya da düz çizgisiz dosya kâğıdına adını soyadını yazabilmelidir vekil. Bence bunu yapabilecek olan azdır. Denemesi bedava. Kolay değildir yamulmadan cümle kurmak.

3 Kitap okuma meselesine gelince durum daha acıklı görünüyor. Yaşam boyu okumamış olanları boldur vekillerin. Lafa gelince mangalda kül bırakmaz Nâzım’dan girer Orhan Kemal’den çıkarlar. Çoğunun iki cümlesi varsa üçüncüsü yoktur. Kasaba kurnazlığıyla iş götürürler. Soru sorsan, hemen gözleri danışmanı arar. Bu danışman dediğin de “zamazingo” sözcüğünün hakkını veren kişidir. Her işi görür(!) Oysa yaşam deneyimi yoktur çoğunun, entelektüel düzeyse tartışmalıdır. İşte bunların elinde oyuncak olur vekil. Elbet istisna vardır. Dedim ya istisna işte! 

Orhan Kemal

4 Özgür Özel “Bekçi Murtaza” gibi isimler istermiş hepimiz için. Özel akıllı biri, doğrusu eğer kitabı okusa Murtaza’yı istemek şöyle dursun, topuklarına vurarak kaçardı ondan. Özel, İçişleri Bakanı Soylu’ya kafa tutmuyor mu? Oysa Murtaza tam da Soylu’nun isteyeceği türden biri. Der ki bekçi Murtaza: “Ankara’da Devlet hem da Hükümet, yukarda Allah, burda da ben.” Yani AKP’nin tam aradığı tip. Murtaza damarlarında Kolağası Hasan Bey’in kanı dolaşır diye övünç duyar. Atlar düşmanın üstüne gözünü budaktan sakınmadan. İyi de ortada savaş yoktur, neyin vatan görevidir bu? Çevresinde herkes alaya alır Murtaza’yı. Kraldan çok kralcıdır o. 

Koca grup başkan vekili, siyasetin yeni yıldızı nasıl yapar bu hatayı? Çıkıp Soylu dese ki: “Sayın Özel’e teşekkür ediyoruz, biz de Murtaza gibi bekçiler yetiştireceğiz” diye ne olacak? İşte danışman terörü dediğim bu. Özgür Özel dese: “Yahu ben kitabı okumadım, danışman yanılttı beni” toplumun gözünde nice olur hali? Üstelik danışmanlar sırdaştır; bu hatayı yaptıranı kovsa, o kişi de bülbül gibi şakısa ne olacak? 

5 Diyeceğim sadece “zübükler” değil başa bela olanlar, aynı zamanda cahiller de risk taşıyor. Üstelik koca meclisi, hükümetleri, genel başkanları bu danışmanlar yönetiyor. Güçlerini tahmin bile edemezsiniz. Basın danışmanı denen kişilerin konuşmalarına baksanız şaşar kalırsınız. Kimle, ne konuşulacağına, nasıl yanıt verileceğine bunlar karar veriyor. İçlerinde arkadaşlarını belediye başkanı yaptıranlar bile var. Üstelik hiçbir sorumlukları da yok. 

Peki, neden güçlü danışmanlar? Çünkü vekiller, başkanlar okumuyor, yazmayı bilmiyor, dünyadan haberleri yok. Üstelik danışmanları seçen o başkanlar, vekiller, kendilerinden daha yetenekli, parlak isimleri de yanlarında istemiyorlar. Genellikle kalitenin bunca düşük olmasının nedeni bu yönetici zaafı!


6 En azından “yalnız” yazmayı bilmek zorunda değil mi vekiller! “Yanlız” ile “yalnız” farkını ayırt edemeyen birine memleket veriyorsunuz! Başbakanlığın kapısına kilit vuran Binali Yıldırım gülerek “g”nin hangisine üst çizgi konur diye bilemeden ömür geçirdi. Her göreve de geldi. Çünkü onu seçenler, göreve getirenler de muhtemelen aynı dertten mustarip. Diyeceğim; AKP’nin “Yeliz” takma adlı Ahmet Hamdi Çamlı’sı ile ilerici(!) vekiller arasında mesafe pek kısa!

7 Murtaza’yı Orhan Kemal şöyle anlatır: “Çalıştıkları için Cenab-ı Allah’ın bol bol verdiği sevgili kulların asfalt caddesine çıkacaktı. Üstlerdi onlar. Onlara karşı sözü yoktu. Onlar sabahlara kadar oturabilir, oyun oynar, kahkahalar atar ya da çalgı çalabilirlerdi. Yoktu ekmek düşünceleri. Sonra onlar bilirlerdi Allahlarını da peygamberlerini de. Bunun için de Allah’ın sevgili kullarıydılar. Arka sokaklarda oturanlar “muzır vatandaşlar” Allah’ın sevgili kulları olsalardı, onlar da oturur, keyif çatarlardı böyle köşklerde apartmanlarda.” 

Murtaza kendini devlet zanneden, güçlüden, zenginden yana olan biridir. Kurallara sıkı sıkıya bağlıdır ama hangi kurallardır bunlar, kime karşı konulmuştur. Yani ortada ticarileşmiş bir din, sömürülen milliyetçilik vardır ve elbette zalimdir Murtaza! Üstünden korkar, altındakini ezer. Acı olan şudur: Özel, dönek siyasal İslamcı, cahil bir gazetecinin(!) köşesine malzeme olmuştur. Acaba Orhan Kemal bugün kalem oynatsa bu danışman terörünü, cehalet iktidarını nasıl yazardı?