Cevat Çapan’dan ‘Bir Başka Coğrafyadan’

Cevat Çapan, Bir Başka Coğrafyadan’da geçen yıllarından küçük anımsamaları paylaşırken bir anlamda geçmişe şimdiden bakmaya devam ediyor. Bambaşka bir ülkeye, bambaşka bir zamanda yolculuğa çıkarıyor bizi.

27 Mart 2020 Cuma, 15:52
Abone Ol google-news

FOTOĞRAFLAR: VEDAT ARIK

Antonio Tabucci, “Hint Gece Müziği” adını verdiği kısa romanında varsayımlar ve sanrılar içinde, ne olduğu belli olmayan bir serüvene sürüklenen gölgenin peşine düşer. Değişik yerler ve karşılaşmalarla dolu gezidir bu. Sonu gelmeyen, uçsuz bucaksız düşüncelerle yanıp tutuşan anlatıcı, zamanla uzakta, daha önce hiç yaşamadığı topraklarda dostunu arayan bir adama dönüşür. Bombay’da kaldığı bir gece karşılaştığı bir başka yolcuya, “‘Gövdelerden söz ediyordum’ dedim, ‘belki de bavul gibidirler, biz kendi kendimizi taşırız,’” (sayfa 40) diyerek yaşamın hiç bitmeyen bir yolculuk olduğunu vurgular.

BAMBAŞKA BİR ZAMANDA YOLCULUK

Tabucci, çıktığı gece yolculuklarıyla büyülü bir uzama doğru geçerken kendisiyle, zaman zaman da geçmişiyle hesaplaşmaya girişir. Öte yandan bugünün huzursuzluğundan kaçmak adına eskiye sığınmak küçük hazlar verir. 

Cevat Çapan, Bir Başka Coğrafyadan adlı yeni kitabında geçen yıllarından küçük anımsamaları paylaşırken zaman zaman hüzünle, zaman zaman da hazla birleştiriyor. Bir anlamda geçmişe şimdiden bakmaya devam ediyor. Bambaşka bir ülkeye, bambaşka bir zamanda yolculuğa çıkarıyor bizi. 

Ancak onun sunduğu yolculuk “Tabucci”ninki gibi bol otel konaklamalı değil. Uçuşan bir yolculuk. Denizler ötesi bir ülkeyi dolaşırken ilk gençlik yılları hatıralarını imleyen bir yolculuk. Limanda bizi yola çıkartacak geminin olmadığını önceden bildiren bir yolculuk. 

Cevat Çapan’ın, eski ama zihninde eskimemiş günleri ele alırken bir bakıma, dize yerine şiirin bütününe ağırlık vermeye çalıştığı, bir tür öykülemeye yöneldiği söylenebilir. Burada da karşımıza doğal olarak öykü ya da roman türüne özgü sayılabilecek anlatıcı çıkıyor. 

Çapan, şimdi ile geçmiş arasındaki sarkaçta salınırken, zamansal düzlemi ön plana alarak öykülemeye gidiyor. Yaşanmış somut hatıralar aracılığıyla öyküleme / aktarım yoluyla karşımıza çıkıyor: “O yıllar, “Beni seven arkamdan gelir!” derdin / Koşarak kendini dalgalara atarak / Geçen yaz bir gölün kıyısında, / Yavaşça yitip giden bir ateş bırakmıştık arkamızda.” (Sayfa 23)

GELİŞKİN BİR İRONİ

Sanki anılarını yazacakmış da her defasında vazgeçiyormuş gibi... şiirini anı parçalarıyla oluşturmak ister gibi... bununla birlikte şiirleri masalsı kartpostal, uzak ülkelerde kalmış yaşamlardan kalan bir enkaz değil. Gelişkin bir ironiyle onları ölümsüzleştirmek istiyor: 

“Dublin’e ilk geldiğimizde / uçan seccadeden inermişim gibi karşılamıştı beni / Brendan Behan / Nâzım Hikmet’i sormuştu bir pub’a girer girmez / Borsthal Hapishanesi’nde okumuş onun şiirlerini.” “Akşam Abbey Tiyatrosu’nda O’Casey’ın Kırmızı Gülleri / Oyuncularla tanıştırıyor bizi Eddie Golden oyun bitince.” (20) ( Ne de güzeldir Çapan’ın çevirisiyle ‘Kırmızı Güller’ oyunu bir yandan da.)

Ondaki geçmiş imgesi birden parlayıp aydınlanıveren bir resim olarak ortaya çıkıyor. Yitip gitmemesi için de onları adeta dizelerine özenle yerleştiriyor. Kendi geçmişini ele alırken aslında üstü örtük de olsa kaydediyor her birini. Zamansal bellek / belleksizlik, görüntünün olanakları, hatta özenle korumak istediği bir belge gibi Walter Benjamin’den miras kalan çok değişik olguları bir araya getiriyor. İnsanın yolculuğuna dair değişmeyen bir rota üzerinde duruyor. 

Yine bir başka şiirinde, Anı’da, bir daha dönülemeyecek o yıllara dair hüzün var: “Bir çölde yaşamışız yıllarca / çöl sıcaklığında özleyerek / kayın ormanlarının serinliğini / bir de gene o sıcakta kumsala koşturduğum / o kara kısrak geliyor aklıma. (...) Öpünce geçer derdin eskiden, / şimdi gene acıyor o eski yara / hatırladıkça” (46) 

ŞAİRİN YAZGISI

Öte yandan Çapan’ın şiiri dramatik bir yapıda gelişim gösterse de, hikâyesinin net bir şekilde kurulmasına izin vermiyor. Bir anlamda sanki olayların anlatımını durmadan ertelediği söylenebilir. Anılarının onu getirip bıraktığı yerse, bir bakıma yazgısının odak noktaları. 

Bir başka coğrafyadan, ilk bakışta Avrupa’da kıta dışındaki yerlerden iz sunsa da, şiirin belirsiz gönderimleri arasında çocukluğunu yeniden kurmaya çalıştığını, daha çok babasını, zaman zaman da annesini, sürekli yinelenen yolculukları, kentlere dair izdüşümleri, vedalaşmaları görüyoruz. 

Her biri parçalı bir dramatik akışı ayrıntılandırıyor. Daha çok baba imgesi ile sürekli yinelenen yolculukların tüm yaşamını etkileyen sonuçlarının şiirde olduğu gözleniyor. Şiirde, babasının temsili uzaklığı ile yolculuk imgelemiyle yan yana buluverir kendini okur:   

“Nerden geldi aklıma bu kuşluk vakti / babamın Havana’da çektirdiği / hasır şapkalı resim / Pedro’yla Alfonso muydu yanındaki/ arkadaşlarının adları? / İbrahim Ferrer İstanbul’a geldiğinde / sormuştum kendisine / izlerini bulabilir miyim diye / o eski arkadaşların / Bir kazıbilimci gibi boşuna eşiyorum şimdi / yılların biriktirdiği solup gitmiş anıları.” (26) 

TRAJİK OLANI YARATMAK ÇABASI

Özellikle babanın uzak diyarlara yapılan yolculukların içindeki maceraperest yanı vurgulanıyor. Zaman zaman Çapan çocuk hali ile bakıyor bir köşeden, büyükler tarafından anlaşılmayı hayal ediyor. Yahut ilk gençlikten kalan bakışla gülümsüyor şimdiye. Bir yandan da geçmişten kopma ânına tanık oluyoruz. 

Bu git gel ise, şiirdeki trajik olanı ortaya koyuyor. Bir yönüyle de, Çapan’ın, modern döneme özgü ve şiir türüne ait bir “trajik olan”ı yaratma çabası görülebilir şiirlerinde. Çapan’ın şiirinde tragedyayla benzerlik ve farklılık bağlamında, klasik anlayışta yer alan “ilahi cezanın” yerini yalnızlığın, terk edilmişliğin aldığını görüyoruz.

Bir başka deyişle, ortada “ilahi” olmayan, ancak kabullenilmiş ve adeta bir yazgıymışçasına yer almaya devam eden durumlar vardır dizelerinde. Tüm şiire yayılmış olan trajik öğenin anlatımla, yine öyküleme ile ön plana çıktığı gözlenir: 

“Bu anılar denizinde adalardan adalara / sonu gelmeyen yolculuklara çıkınca / böyle sorular soruyorduk kendimize / Oysa bahar çiçekleri unutturmuştu bize karanlık kışı, /uzun, yıldızsız gecelerin bungun yalnızlığını.” (32) 

Cevat Çapan, “Bir Başka Coğrafyadan”da, şimdi ve geçmiş arasındaki bağı oluştururken kendi yaşamından parçalarla birlikte başka başka yaşamlardan izler sunuyor bize. Yaşam ve ölüm arasındaki aralıktan bilgece bakıyor. Bir Hint atasözü, “Şair, yağmurdan söz etme bize. O yağmuru yağdır,” der. İşte Cevat Çapan şiirinde yağmurdan hemen sonranın kokusunu, toprağa yayılan bereketi, göğün berraklığını yaşatıyor! 

Bir Başka Coğrafyadan / Cevat Çapan / Yapı Kredi Yayınları / 64 s.. / 2020.