Çocuğun iç dünyasına açılan bir pencere: Sevim Ak

Sevim Ak’ın yeni kitabı Sen Ben ve Elma Ağacı’nı elime aldığımda tam 24 yıl önce, bu dergide yazdığım yazı geldi aklıma. Bu arada (s)ağır toplar(!) aynaya “ benden daha iyi yazar var mı?” diye sorarak günlerini geçirirken Sevim Ak, Anadolu’ya açılıp, oradaki çocuklara adanmış çalışmalar yaptı. Onlarla yaşadığı deneyimleri bir kitapta topladı. Özgün kitaplar yazdı. Ev Kütüphane adında sade, sıcak bir kitaplık oluşturdu, atölyeler, seminerler yaptı. Bu çalışmalar ebeveyneler için olduğu kadar çocuklar için de yeni ufuklar açıcıydı.

13 Mart 2021 Cumartesi, 00:04
Abone Ol google-news

O YAZIDA NE VARDI VE NE DEĞİŞTİ?

“1985 yılından bu yana çocuk öyküleri yazıyor Sevim Ak. Şimdiye kadar sekiz çocuk kitabı yayımlanan Sevim Ak , çocuğa yumuşak, içten ve eşitlikçi yaklaşan bir yazar. Ak, çocuğun kendi iç gerçekliğini yansıtırken kimi zaman çocuklar adına “anla beni” dercesine yetişkinlere de mesajlar veriyor kitaplarında. Yaşamı, sevgi, emek ve düşlerin de yer aldığı özgürlük alanı olarak tanımlayan yazar, günümüzde olması gerektiği gibi iki kuşağa birden sesleniyor: yetişkinlere ve çocuklara.”

(N. Neydim; Cumhuriyet Kitap, 12 Haziran 1997, Sayı 382)

Tam 24 yıl önce, bu dergide yazdığım bir yazının başlığı ve girişi böyle başlıyordu. Profesörlük dosyamı hazırlarken geçmişte yaptığım her şeyi dosyama koymam gerekiyordu. Onlardan biri de bu yazıydı.

Sevim Ak’ın yeni bir kitabı çıkmış; Sen Ben ve Elma Ağacı. Kitabı elime aldığımda işte tam 24 yıl önce, bu dergide yazdığım yazı geldi aklıma. O yazıda yazarın sekiz kitabını değerlendirmeye almış ve bir yazar portresi çıkarmaya çalışmıştım, üstelik çağdaş, eşitlikçi, çocuk gerçekliğine dayalı bir yazar portresi arayışında iken karşıma çıkmıştı yazar ve ben onun o dönemki yaklaşık tüm kitaplarını o yazıda ele almıştım. Bugün bu yazıyı hazırlarken, belki de o yazıyı aynen koysam ne iyi olur diye aklımdan geçmiyor değil.

Türkiye’deki çocuk edebiyatının katı bir didaktik anlayışa hakim olduğunu ve bu anlayışın Tanzimattan bu yana hiç değişmediğini vurguladığım o yazıda, bu buyurgan didaktizmin hiç değişmediğini, yazarların ve eğitim sisteminin kendi çocuk tipini ve çocukluk anlayışını çocuğa dayattığı bir edebiyat dizgesinin varlığından söz etmiştim.

Çocuğun kendi gerçekliği, hayatı algılayış ve kavrayış biçimi, kaygıları, sevinçleri, kısaca çocuğun gerçek özne olduğu ve onun gerçekliğine dayalı bir edebiyat anlayışının henüz gerçekleşmediğini vurgulamıştım.

Dönemin tüm kargaşası içinde çocuğa kendi gerçekliğiyle yaklaşmaya, çocuk edebiyatını bir eğitim aracı olmanın ötesinde edebiyat ve estetik değerlerle ele almaya çalışan yazarlarımızın varlığından da söz etmiş ve Sevim Ak’ı örnek olarak ele almıştım.

Aradan geçen 24 yılda çocuk ve gençlik edebiyatımız bu anlayışları kısmen de olsa benimsedi ama günümüz gerçeğine baktığımızda narsist ebeveynlerin ve eğitim sisteminin idealize figür (mutlak başarması gereken çocuk) beklentisi eğitim sistemini 19. Yüzyıla geri götürürken günümüz edebiyat beklentisi de aynı yüzyıla el sallamaya başladı.

SEVİM AK YAZILARIM VE ZAMANDA YOLCULUK

Sevim Ak, 97’de yazılan o yazıyla mutlu olamadı ne yazık ki. Dönemin (s)ağır topları(!) bu inceleme çalışmasında nelerin ele alındığından daha çok Ak’ın eserlerinin ele alınmasını alınganlıkla karşılamış ve ona “böyle bir yazıyı sen değil biz hak ediyoruz” anlamına gelen ifadelerle oldukça üzüntü verici davranışlar gerçekleştirmişlerdi.

Sevim Ak buna çok üzülmüş ve bana gözyaşları içinde ”keşke bu yazıyı yazmasaydın!” demek zorunda kalmıştı. Bir yazar kitaplarının değerlendirilmesinden niye mutlu olamazdı ki? Olamadı. İzin vermediler. O dönemin gerçeğiydi bu ne yazık ki!

Bu arada (s)ağır toplar(!) aynaya “ benden daha iyi yazar var mı?” diye sorarak günlerini geçirirken Sevim Ak, Anadolu’ya açılıp, oradaki çocuklara adanmış çalışmalar yaptı. Onlarla yaşadığı deneyimleri bir kitapta topladı. Özgün kitaplar yazdı. Ev Kütüphane adında sade, sıcak bir kitaplık oluşturdu ve bu mekanda gönüllü uzman arkadaşlarıyla atölyeler, seminerler yaptı.

Bu çalışmalar ebeveyneler için olduğu kadar çocuklar için de yeni ufuklar açıcıydı. Geçen süreyi kendini donatmak üzere yaşadı ve yazdı.

24 yıl geçti. Çeyrek yüzyıl dile kolay. Geçen yıllara baktığımda kendi varlığını başkalarının yokluğu üzerine kuran hiç kimsenin bunu gerçekleştiremediğini gördüm yaşadım. Özgün değil öykünmeci olmanın kimseyi yukarı çıkarmadığını da gördüm.

“Ey tarih sen nelere kadirsin!”

ÇOCUK EDEBİYATININ HALİ

Evet, Sevim Ak süreci kolay atlattı ama çocuk edebiyatı yazık ki atlatamadı. Başka bir yazıda ayrıntılarıyla ele alacağım sorunlar yaşadı. Öncelikle eleştiri kurumu kesinlikle gelişemedi. Salt tanıtım ve övgü üzerine kurulu bir çocuk edebiyatı bakışı herkese hakim oldu. Ya yerdiler ya da övdüler. Oysa bu, yapılacak en korkunç şeydi. Hele eğitim bilimcilerin yazarları kutsallaştırıcı yaklaşımları onları daha bir havaya soktu. Didaktizm hala en temel anlayış olarak geçerliliğini koruyor. Üniversite tezlerinin tamamına yakını çocuk kitaplarında değerler sistemini araştırıyor. Edebiyat nerede? Onu da biz çeviribilimciler ve filolojiler üstlendi. Gerçek bu iken bir de yurt dışında ALMA ve ANDERSEN’e aday göstermiyor muyuz?! (Canım ayran çekti ama yok!)

SEN BEN VE ELMA AĞACI YİNE ÇOCUK GERÇEĞİ

Sevim Ak, “Sen Ben ve Elma Ağacı” kitabında yukarda sözünü ettiğimiz hala narsist ebeveynlerin vazgeçemediği 19 yüzyıl temel anlayışına vurgu yapmış: Başarı önemlidir. Başaran çocuk sevilir. Bu anlayış öylesine hakim olur ki çevreye, çocuklar da buna katılır ve başarı konusunda sorun yaşayan arkadaşlarını hiçleme konusunda sınır tanımazlar akran zorbalığının hakimiyet alanı genişler.

Öteki olmayı, yokluk ve yoksunluğu tanımlar yazar kitabında. Bilgin’in herşeyi vardır ama ona duyulmasını istediği güven ve sevgiden yoksundur. Musa ise yokluk içindedir. Ailesi yoktur. Yakınları yoktur. Parası yoktur. Okulu yoktur. Arkadaşı yoktur. ama yüreğinde ürettiği sevgiyle ve içinde taşıdığı anılarıyla yoksunluk çekmez. Bu iki arkadaş eksiklerini birbirleri için tamamlamaya çalışırlar.

Yazarı yazar yapan onun gözlemleri ve hayata yaklaşımıdır. Çocuk onun için bir özneyse, varsa ve gerçekse onu anlatır. Yok eğer çocuk değil salt gösteriş önemliyse o zaman edebiyat süslenip dışarı çıkmaya benzer ama gerçek, evde, giysilerinden soyunduğunda satırlarda görünür olur.

Kendine bakınca mutlu olabilen yazarlarımızın çoğalması dileğiyle…

Sen Ben ve Elma Ağacı / Sevim Ak / Çizer: Ayşe Deniz Şahin / Can Yayınları / 2021.