Demokrasi diktatör seçmek için değildir

Sosyalist Enternasyonal’in uzun zamandır başkanlığını yapan Yunanistan eski Başbakanı Yorgo Papandreu’nun sınırlı sayıda Türk gazeteciyle dün bir araya geldiği kahvaltıda özellikle iktidar partisine mensup bir kaç milletvekilinin de olmasını isterdim doğrusu.

12 Kasım 2013 Salı, 19:28
Abone Ol google-news

Olsalardı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “demokrasiyi sadece seçim sandığına” indirgeyen, “beni halk seçti” söyleminin pek taraftar toplayacak bir düşünce olmadığını kavrarlardı. Papandreu’nun, daha dün, yani 70’lerde, askeri faşist cuntanın egemenliğinden kurtulup demokrasiye kavuşan bir ülkenin en parlak politikacılarından biri olarak, -Mısır’daki gelişmelere ilişkin sorumuzu yanıtlarken- “demokrasi sadece seçim değildir” demesi, demokrasinin popülizme alet edilemeyecek kadar önemli bir kavram olduğunun bir kez daha tekrarlanmasıydı aslında. Çoğunluk iradesi gibi kutsal bir kavramın, örneğin Mısır’da, seçilmiş Başkan Muhammed Mursi’nin elinde bir diktatörlüğe dönüşme tehlikesine, -tabii ki Mursi’nin adını vermeden-, bu cümlelerle dikkat çekiyordu Yunan politikacı.  “Demokrasi daha derin bir kavramdır. Ve başbakan ya da başkan seçmekten ibaret değildir” inancını Başbakan Erdoğan’la tartıştığını görmek çok ilginç olabilirdi kuşkusuz. Adını hatırlayamadığı bir Yunan filozofun şu cümleleriyle bu konudaki düşüncesini çok daha net ortaya koyuyor: “İnsanlar bir diktatörü seçebilirler mi?Sürekli başınızda duracak birini neden seçmiş olasınız?” Papandreu, artık bilinç sahibi herkesin bildiklerini hatırlattı bir kez daha, “demokrasinin kuralları vardır. Demokrasi hesap sorulabilir olmak demektir” diyerek.

Hazır bulmuşken Papandreu’ya, dünyada saygınlığını hala korumakla birlikte pek bir etkisi kalmadığını bildiğim halde Sosyalist Enternasyonal’e ilişkin olarak “dünya siyasetinde etkili misiniz?” diye sormadan edemedim. Aldığım cevap kılığındaki soru diplomasi alanında çalışan meslektaşlarımın da ilgisini çekecektir elbette: “G20 topluluğu çok mu etkin sizce?”  2015 yılında Türkiye’nin dönem başkanlığını yapacağı G20, belli ki Papandreu için pek bir anlam ifade etmiyor. Dahası da var, “G20’ye artık G sıfır deniyor” bile dedi Papandreu. “Oysa biz alternatif bir sesiz. Global bir markete olduğu kadar global değerlere de ihtiyacımız var. Biz bu değerleri savunuyoruz” diyerek Willy Brand’ların, Olof Palme’lerin, Bruno Kriesky’lerin kurdukları Sosyalist Enternasyonal’in “sosyalizm inancını herkese taşımak” gibi bir görevi olduğunun da altını çizdi ısrarla. Sosyal adaleti, çatışmasızlığı savunduklarını da vurguladı. Eşitsizlik yaratan mali egemenliklere itiraz ettiklerini söyledi. Çok güzeldi duyduklarım. Bana o kadar güzel geldi ki, bir sosyalist olarak neden kendi iktidarı döneminde kapitalizmin mali kurumlarıyla işbirliği yaptığını soramadım bu yüzden. 
 
Ama, Suriye Ulusal Konseyi’nin Başkanı Ahmet el Carba’nın, batının da kuşkuyla baktığı fikirlerine rağmen neden Sosyalist Enternasyonal toplantısında konuşturulduğunu sordum. En kibar halimle “Suriye’de Esad’a muhalef eden hiç mi solcu,sosyalist hatta sol liberal oluşum yok?’ dedim. “Biz onu davet etmedik. İstanbul’da toplanmışlardı, gelmek istediler, gelin dedik. Ayrıca biz de herkes konuşabilir. Joseph Stiglis de konuştu” deyince, “onlarla fikri ortaklığınız var, ama Carba’yla yok diye biliyorum” karşılığını verdim. Nazikçe geçiştirdi yanıtımı Papandreu. Nezaketin, göstermeyi beceren bir politikacıda herşeyin üstünü örten harika bir tutum olduğunu bir kez daha kavramış oldum.