Depresyonun dehlizlerinde!

Johann Hari, özellikle depresyonun bütünüyle biyolojik bir arıza dışında başka sebepleri de olduğuna yoğunlaşıyor ve önce depresyonu oluşturan dokuz nedeni, daha sonra da çözüme ait yolları deşifre ediyor.

14 Nisan 2021 Çarşamba, 00:03
Abone Ol google-news

Depresyon ile ilgili araştırma yaparken, bir internet sitesinin “Modern Çağın Salgın Hastalığı Depresyon” başlıklı haberi dikkatimi çekti. Haber 2012 yılına aitti. Gittikçe büyüyen, etrafımızı saran, hatta bizi içine çeken kocaman bir kara delikti anlatılan.

Sağlık Bakanlığının 2019 yılında antidepresan kullanımına ait açıkladığı rakamlar haberin başlığındaki “salgın” sözcüğüne neredeyse gerçeklik kazandırmıştı. Veriler, son beş yılda antidepresan kullanımının yüzde yetmiş oranında arttığını ve hastanelerin ilgili bölümlerinde doluluk oranının yüzde yüzü bulduğunu söylüyordu.

Bir haber sitesi “AKP Türkiye’si: Antidepresan kullanımı arttı” şeklinde başlık atarken bir başka site; Milliyetçi Hareket Partisi’nin “Ruh sağlığı yasa teklifi”ni gündeme getireceğini söylüyordu. Aynı sitede Türkiye’nin en çok OHAL döneminde mutlu olduğu bilgisi sunulmuştu!

YAZARIN AKLINDAKİ MUAMMALAR

Peki değişen neydi? Depresyonun artması, şiddetli kaygı ve mutsuzluk hali nasıl bu denli artmıştı. Ve daha da önemlisi, insanlar nasıl olmuş da her gün kuvvetli bir kimyasal almayı kabul eder hale gelmişti.

Kaybolan Bağlar, bu sorunları en temel noktasından başlayarak, bilimsel verilerle ve çokça sorgulayarak ilerliyor. Kitabın yazarı Johann Eduard Hari, depresyonu kendisi de yaşayan, ergenlik yıllarından itibaren uzun yıllar antidepresan kullanmış bir gazeteci yazar.

Yazarın aklındaki muammalar bu kitabın en önemli ateşleyicileri konumunda. “Depresyon ve kaygının ne olduğu konusunda sistematik olarak yanlış bilgilendirilmişiz. Ben kendi hayatımda depresyon hakkında iki hikâyeye inanmıştım. Hayatımın ilk on sekiz yılında bunun ‘tamamen kafamın içinde’ olduğunu düşünmüştüm-yani gerçek değildi, hayaldi, sahteydi, şımarıklıktı, utanç vericiydi, zayıflıktı. Sonraki on üç yılda ise yine ‘tamamen kafamın içinde’ olduğuna inanmıştım ama bu defa çok farklı bir şekilde: Beyindeki bir arızadan kaynaklanıyordu. Ama bu hikâyelerin ikisinin de doğru olmadığını öğrenecektim.”

ANTİDEPRESANIN KEŞFİ

Antidepresanın keşif hikâyesi hayli ilginç. 1952 yılında veremli hastaların tedavisinde kullanılmak üzere piyasaya sürülen Marsilid adlı ilaç, hastalığın tedavisinde olumlu bir etki sağlayamamış. Ancak doktorlar bu ilacı alan hastalarda dikkat çekici bir ayrıntı yakalamışlar. İlacı alan hastalar yerlerinde duramıyor, sevinçle dans edip şarkılar söylüyorlarmış.

Söz konusu etkiler, ilacın depresyondaki hastalara verilmesi fikrini getirmiş akıllara. Ve 1970’lere gelene kadar beyindeki serotonin seviyesini yükseltmenin depresyonu bitirebileceği üzerine birçok araştırma yürütülmüş.

Oysa Dr. Gary Greenberg, biliminsanlarının serotoninin beyinde ne işe yaradığı hakkında gerçek anlamda bir bilgiye sahip olmadıklarını savunmuş: “Söz konusu olan farazi bir düşünceydi-bir öneri. Aralarından birinin dediğine göre, bu fikir ‘olsa olsa indirgemeci bir basitleştirmeydi’ ‘mevcut veriler temel alındığında’ doğru olduğunu göstermek mümkün değildi.”

Britanya’da antidepresanlar üzerine çalışmalar yapan ilk bilim insanlarından Prof. David Healy Galler ise depresyona serotonin seviyesindeki düşüklüğün sebep olduğu algısı hakkında şöyle der:

“Bunun hiçbir temeli yoktu hiçbir zaman da olmadı. Pazarlama malzemesiydi o kadar. 1990’ların başında bu ilaçlar peyda olduğu zaman hiçbir düzgün uzmanı kürsüye çıkarıp ona, ‘Bakın depresyonda olan insanların beyinlerinde serotonin azalması var,’ dedirtemezdiniz. Bu yönde en ufak bir kanıt yoktu.”

İLAÇ ŞİRKETLERİ…

Peki bu tablo bize ne gösteriyordu? Bugün doktorların gönül rahatlığıyla yazdığı antidepresanlar, ilaç şirketlerinin geliştirdiği pazarlama ürünler olabilir miydi?

Hari, kendisi de uzun yıllar antidepresan kullanmış ve yan etkilerinden mustarip biri olarak yeni sorular soruyor. Ve birçoğumuzun pek de şaşırmayacağı o malum hikâyeyle buluşturuyor okuru:

“Süreç şöyle işliyordu: ‘Şirketler kendi ürünleri üzerinde yapılan deneyleri çoğu zaman kendileri yapıyorlar.’ Yani klinik deney kendileri tarafından hazırlanıyor ve kimin hangi sonuçları göreceğine de onlar karar veriyor… Toplanan bilimsel kanıtları yazanlar da çoğu zaman bu bilim insanları olmuyor. Genellikle (yayımlanan bilimsel) raporları şirket çalışanları yazıyor.”

Elbette akla ilk gelen bu mekanizmayı denetleyen bağımsız bir merci ya da kurumun varlığı. Ama ne yazık ki kamu sağlığı için ilaçların gereğince iş görüp görmediğine karar veren hakemin maaşı da ilaç şirketleri tarafından ödeniyor.

DEPRESYONU OLUŞTURAN DOKUZ NEDEN

Depresyonun beyindeki kimyasal bir arızaya bağlı olmaksızın, birçok değişken yoluyla incelenebileceğini görmek, tıpkı antidepresanlar konusunda olduğu gibi bildiklerimizi sorgulamaya götürüyor. Ya da bildiğimizi sandıklarımızı.

Hari, özellikle depresyonun bütünüyle biyolojik bir arıza dışında başka sebepleri de olduğuna yoğunlaşıyor ve önce depresyonu oluşturan dokuz nedeni, daha sonra da çözüme ait yolları deşifre ediyor.

Depresyonun; umutlu ve güvenli bir gelecek arayışı, doğadan uzaklaşmak, statü ve saygıdan kopuk olmak, çocukluk travmaları gibi başka nedenleri de olduğunu gösteriyor okura.

Ve bunun büyük ölçüde kolektif bir sorun olduğunu, yaşadığımız coğrafyanın kültürüyle doğrudan ilişkilendirildiğini duymak önemli. Hele ki Türkiye’de - antidepresan kullanımının yüzde yetmiş arttığı bu dönemde - depresyonun yalnızca bireysel bir sorun olmadığını duymaya ihtiyacımız olduğu düşüncesindeyim.

MESELE SEROTONİN DEĞİL TOPLUM!

Johann Hari okura şöyle sesleniyor: “Parçaları arıza yapmış bir makine değilsin sen. İhtiyaçları karşılanmayan bir hayvansın. Bir topluluğun parçası olmaya ihtiyacın var. Hayatın boyunca sana pompalanan, mutluluğun yolunun paradan ve bir şeyler satın almaktan geçtiğini söyleyen abur cubur değerlere değil, anlamlı değerlere ihtiyacın var senin. Anlamlı bir işe ihtiyacın var... Güvenli bir geleceğe ihtiyacın var. Tüm bunlarla bağlantı içinde olmaya ihtiyacın var. Gördüğün yanlış muamele için hissettiğin utançtan kurtulmaya ihtiyacın var... Sana bu zamana kadar söylenenlerin aksine, mesele serotonin değil toplum.”

Antidepresanlar konusunda benim gibi ikilemde kalan okurlar, psikiyatrik ilaçları; devlet ekonomisi, toplumsal kontrol mekanizmaları ve ilaç şirketleri nezdinde ele alan, İlaçla Tedavi Efsanesi’ni (Joanna Moncrieff / Metis Yayınları) okuyabilir. Böylece kafalardaki soru işaretleri büyük ölçüde cevaplanacaktır.

Kaybolan Bağlar - Depresyonun Gerçek Nedenleri ve Beklenmedik Çözümler / Johan Hari / Metis Yay. / 368 s.