Dün ile bugün yaşananların kurgusu kopyalanmış gibi..

12 Mart’a giden yolun taşları, 1969’un ilk yarısında, Kanlı Pazar, İmran Öktem’in cenazesinde kışkırtılmış siyasal İslamcıların kanlı provokasyoları, üniversitelere, yurtlara saldırı eylemleri ile örülüyor.. Amerika’dan pişirilen Komer, 6. Filo eşliğinde sayısız provokatif tahriklerle, iç çatışmacılık ortamındaki kaosta.. 1961 Anayasası ile gelen demokratik hakların gaspı hedefleniyor..

09 Mayıs 2020 Cumartesi, 06:00
Abone Ol google-news

Cumhuriyet arşivi emekçilerinin virüs nedeniyle sıkıştırılmış nöbetlerinin ağırlıklı yükü bu sayfa üzerinden.. Tanıklıkların bilince kazınması başka, tarihlerine göre, Cumhuriyet’in 1. sayfası ağırlıklı haberler kanıt yapılarak sizinle gerçekçi paylaşılabilmesi çabası çok başka. Dün ile bugün yaşanmışların kurgusunun kopyalanmış gibi olması, bizim önyargımız değil, gerçekçiliğin kaçınılmaz sonucu gibi..

Bizim 68’lilerin, dünyadan etkilenmiş olsalar da ayaklarının yere basması, Cumhuriyet kazanımlarının üzerine gecikmeli de olsa 1961 Anayasası, yasaları ile gelen evrensel insan haklarının katkısı.. Basın özgürlüğü, adil yargı, sosyal, siyasal, sendikal örgütlenme haklarının sonucu, çok hızlı gelişiminden yararlanılmış olarak Türkiye’nin düzeninin masaya yatırılmasından yola çıkmalarının sonuçlarını, 66-67-68 tanıklıkları üzerinden okuyabilmiş olmanızı umuyorum..

Virüs kuşatmasında, sokağa çıkma yasağı olan günlerde, gazeteyi kâğıda basılmış olarak elimize alıp okuyamamamız ortak sorunumuz.. Bizim 68’liler, gerçek aydınlanmacı bilim insanlarımız ile ortak değerlerde buluşmuş olarak çok kararlı çabalar içinde, eğitim sorunları, üniversite gündemli sağlam adımların atılabilmesi yolunda çok çabaladılar.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Egeli ve Senatosu simge, eğitim sorunları, reformu ağırlıklı uzlaşmalar için çok bedeller ödediler. Zoraki de olsa sağlam uzlaşmaların yapılmasını bile sağladılar.. Gelin görün ki eğitim sorunları, reformu üzerinden siyasetin, sermayenin güdümünden yol almayı seçmiş yapılar, “Dün dündür, bugün bugündür” düsturu ile fırıldaklar gibi bir o yana bir bu yana alınmış kararlarından kolayca çark edebildiler.

Kaçınılmaz 1969 yılının gündemine de bu çatışmacı, yanar döner kararların ürünü, 12 Mart’a giden yolun taşlarını ören çatışmacılıkların kaosu taşındı.. 4 Ocak günlü Cumuhuriyet’in 1. sayfasında, bol fotoğraflı görselleriyle İstanbul, Yıldız Yüksek Teknik Okulu ve akşam teknik okulu öğrencilerinin, 4 saat kadar trafiği kesmeden Beyazıt’a kadar süren tek sıra protesto yürüyüşleri var.

12 yıldır bekledikleri “Teşkilat Yasaları” konusunda halka seslerini duyurmak istiyorlardı. Protesto gömleklerinin üzerinde, “Pamuk ipliğine benzer vaatlere paydos”, “Feza çağına giriş, anarşiden uzak, aşamayla olacaktır..” yazıları dikkat çekiyordu.

5 Şubat tarihli manşetimizde ise komando diye anılan gençlerin ODTÜ’de bazı öğretim üyelerine saldırıları haberi yer alıyordu. Cumhuriyet başsavcılığı eldeki kanıtlar nedeniyle CKMP’ye ihtar yazısı göndermek gereğini duymuştu.

KOMMER’İN ARABASI YAKILIYOR

İşte 7 Ocak 1969 tarihli Cumhuriyet’in manşetinde yer alan, tetikleyici haberin görüntülü bilgisi. Rektör Kemal Kurdaş’ı ziyaret eden Amerikan Büyükelçisi Robert Kommer’in arabası, öğrenciler tarafından protesto eyleminde ters çevrilerek yakılıyor..

Verilen demeçleri, karşılıklı tahrik sözcüklerini paylaşmanın gereği yok. Arkası gelen bir dizi sonraki günlerin haber gelişmelerine göre, ODTÜ’nün kapatılması kararı veriliyor, Danıştay bu kapatma kararını durduruyor.

Öğrenci tutuklamaları, yargılanmaları haberleri peşi peşine sıralanıyor. ODTÜ yönetimi, Kurdaş, Danıştay kararını eleştiriyor. Kararın tebliğine kadar polis üniversitede aramalar yapıyor. Cezaevinde tutuklu bulunan 5 öğrenci hakkında disiplin konseyi kararı ile İrfan Uçar, Yusuf Aslan içlerinde, üniversiteden kesin ihraç cezası veriliyor.

Kommer olaylarının daha gerçekçi anlaşılabilmesi için, yer darlığı nedeni ile fotokopisini paylaşmadan 29 Kasım 1968 tarihli gazetemizin manşetindeki fotoğraflı habere göz atmak gerekiyor. Kommer, Türkiye’ye elçi olarak gelirken 12 yıl CIA’da çalıştığını açıklıyor. İstanbul ve Ankara’da protestolarla karşılanıyor. Uçağı taşlanıyor.

Protesto eylemleriyle ilişkili, polisler arasında Deniz Gezmiş’in gözaltına alınması fotoğraf karesi de yer alıyor. 30 Kasım tarihli haberlerde, tutuklanan gençlerin yargılanmasına ilişkin haberlerin eşliğinde ise Ali Ulvi’nin karikatüründe Başkan Johnson’un 1966’daki Honolulu konferansında Türkiye’nin Vietnam ile aynı paralelde olduğu açıklamasının notu düşülmüş.

Komer’in CIA kökenli kimliğinin altının boşuna çizilmediğinin vurgulaması mizahla pekiştirilmiş.

6. FİLO’NUN GELİŞİYLE OLAYLAR BAŞLIYOR

11 Şubat tarihli Cumhuriyet’te, 6. Filo’nun gelişi ile İstanbul ve Ankara’da gelişen haberlere yer veriliyor. Ankara’da Amerikalıları taşıyan bir araç taşlanıyor. Amerikan bayrağı yakılıyor. İstanbul’da gençlik erken saatlerde “Emperyalizme karşı savaş andı” içmek üzere Taksim Cumhuriyet Anıtı’na koşturuyor. Nadir Nadi’nin aynı gün yayımlanmış köşe yazısındaki vurgulamalar ise dikkat çekici.

Hitler sonrası dönemlerde Avrupa’da dostça karşılanan Amerikalıların zaman içinde 6. Filo’nun dolaştığı limanlarda, 1966’lar sonrasında Marsilya, Toulon, Cenova, Napoli, Pire’de karaya inen denizcilerin davranışlarıyla bağlantılı olarak hiç de dostane karşılanmadığını, “Go Home” sloganlarıyla protesto edilişini anımsatıyor.

Bir süredir ülkemizde de istenmeyen dosta dönüştüğünün altını çiziyor. Ülkemizdeki öğrenci gençlik ağırlıklı tepkilerin tehlikeli boyutlara ulaştığını belirttikten sonra, Kıbrıs davasında başlayan, Amerika’nın Türkiye aleyhine yanlış politikalarının altını çiziyor.

Değişen NATO stratejileri içinde ilgili ülkeler yanında Türkiye aleyhinde önemli strateji değişikliklerinin örneklerini sıralıyor. “Amerikan yönetiminin dünyayı hiçe sayan vurdumduymaz politikalarının başlıca rolü oynadığına şüphe yoktur... Daha açık bir deyişle emperyalist emellerini artık gizleyemez hale gelmiştir” diyor.

12 Şubat günlü sayfamızda Taksim’deki büyük polis-öğrenci çatışmasına geniş yer verilmiş. 50 yaralı, 68 gözaltı bilgisi de var. O dönem istihbarat şefimiz, etik duruşu ile gazetecilik için simge, Sevgili polis muhabirimiz Selahattin Güler’i, özel nedenlerle de bir kez daha saygıyla anmam gerek. Sayfada yaralı olarak hastaneye kaldırılışının fotoğrafı da var.

Gerçeğinde Selahattin Güler etik duruşu, Emniyet’te bile yarattığı saygınlık nedeniyle dokunmazlığı olan isimler arasındaydı. Meydan, İstiklal Caddesi’nden gelişi kapatacak biçimde güçlü polis kordonuna alınmıştı.

Besbelli çatışmalı gençlik haberlerinden bana gıcık bir toplum polisi, sıradan çıkıp durup dudurken bana copla vurmuştu. Selahattin Ağabey tanık olduğu olayın öfkesi içinde, yaka numarasız polisler arasında copla vuranı bulmaya çalışıyordu. 1. Şube Müdürü de koluna girmiş onu sakinleştirmeye çabalıyordu.

Sonuç olarak uzaktan öfkeli bağıran, müdürlerinin kolunda çırpınan birini görünce, birkaç görevli polis birden kafasına copla vurdular. Salahattin Ağabey’in bir süreliğine gözleri görmez oldu. İlkyardım’da saatlerle hıçkırarak “Benim yüzümden oldu” diye ağladığımı anımsıyorum. Neyse ki gece yarısı olmadan gözleri açıldı.. Günün olaylarında birden fazla gazeteci ve sivil halktan da polis şiddetinden paylarını alıp dövülenler olmuştu.

KIZIL BAYRAK ÇEKİLME YALANI

14 Şubat günlü haberimizde ise Beyazıt Kulesi’nin önünde devrimci gençlerin yaptıkları basın toplantısının haberi vardı. Klasik sağdan provokasyon haberlerde kuleye kızıl bayrak çekildiği iddiası yer almıştı. Gerçeğinde kuleye asılan, üzerinde 6. Filo olayları ile ilişkili polis tarafından öldürülmüş Vedat Demircioğlu’nun resmi bulunan bir flama idi.

Kuleye kasıtlı neşriyat üzerine astıkları Türk bayrağı ise Belediye Başkanı Atabey tarafından indirilmişti. Rektör Egeli ve Atabey’in tutumlarını, provokasyona aracı olmalarını kınıyorlardı. 16 Şubat günkü gazetemizin haberlerinde ise 6. Filo’nun gelişi ile ilgili ülke çapında gelişen protesto gösterilerine polisin sert müdahale edişinin örnekleri veriliyordu.

İzmir ve Trabzon’da arbede yaşanmış, 14’ü ağır 130 kişi yaralanmıştı. Aynı gün Ankara’da devrimci öğrenci dernekleri ve öğretmenlerden kurulu bir komitenin sorumluluğunda düzenlenen “Büyük eğitim yürüyüşü”nün haberine yer verilmişti.

CİHAD ÇAĞRILARININ SONU ‘KANLI PAZAR’

Öncelikle 17 Şubat günü tam sayfamızı kapsayan haberi olabildiğince geniş, okunabilir paylaşmalıyım. Görüntüler eşliğinde verilen bilgiler, başlıklar yeterince çarpıcı olabilir. Sonrasında tamamen habercilik özel tanıklıklarımı paylaşmam gerekiyor..

Elbette öncelikle günümüz iktidar erkinin, AKP’nin kuruluşunda yer almış marka isimlerin en bilinenlerinin o tarihte MTTB çatısı altında, söz konusu protesto eylemlerinin hazırlık çalışmalarında yer aldıklarını söylemek gerekiyor. Uzun soluklu Meclis Bakanlığı’nı da yapan İsmail Kahraman, MTTB Başkanı kimliği ile yine ön safta. Yine akşamdan tornadan çıkmış sopaların MTTB binasına taşınması gündemde.

Akşam 21.00’den sonra gazeteden çıkmıştım. Sırada birçok kamyonetin tornadan çıkmış sopaları boşaltmalarının doğrudan tanığı olmuştum. Klasik yöntemle üzerlerine Taksim mitingini düzenlemiş, Beyazıt Meydanı’ndan Taksim’e yürüyecek olan, Harun Karadeniz önderliğindeki devrimci gençlik kitlesinin tümünü hedef alan, komünistlikle, dinsizlikle suçlayan pankartlar çivilenecekti. Pankartlar çıkarıldıktan sonra Taksim’de gerçekleştirilecek olan çivili sopalı, polis korumasındaki kanlı saldırının sonuçlarına oraya vardığımızda ancak tanıklık edecektik.

Ancak önceden acımasız saldırı hazırlıklarının bilgileri de sızmıştı. Yıllar sonraki ortak etkinliklerde tanıklık yüzleşmelerinde görüleceği üzere, kimi ülkücü kökenli pek çok siyasetimize de ağırlık koymuş isimlerden, tuzağın boyutuna isyan edip ağırlıklı Taksim’den ayrılışlarının gerekçelendirilmeleriyle dinleyecektik..

AKP kurucuları arasında ön safta yer almış, sonrasında isimleriyle de kamuoyuna yansıtılmışlardır. Günümüze kadar “Ben yoktum” diyeni duymadım. Siyaseten mi uygun görmediler, bilemem, yaşamayanlara dönük söyleyecek sözüm olamaz elbet. Bu sayfada fazla söze gerek yok gibi..

İMRAN ÖKTEM’İN CENAZESİNDEN İNTİKAM ALMAK İSTEDİLER

Yine sözün bittiği yerdeyiz. 4 Mayıs tarihli sayfamızın görüntülerine geniş yer vermek önceliğimiz.. Dört gün sonra 8 Mayıs günü yine geniş yer vermek zorunda olduğumuz sayfamızda ise 100 binlerin Ankara’da irticayı lanetlemesinin fotoğraf kareleri ile başlık ve spotları yaşananları yeterince açıklıyor.