Dursana kaymakam, yanıyorsun kaymakam!

Bu kaymakam gene durmamış, gene doymamış, kasabanın üstbaşına, kel bir tepeye “Maarif ormanı” yapmağa kalkmış.. Bunu öğrencilere yaptırmış. Her öğrenci bir ağaç dikmiş... Ve ağacını bellemiş, ağacına bakmağa üstüne almış... Şu Kaymakamın yaptırdıklarına bakın... Bu kadar da kötülük olur mu bu kasabaya... Hemen, tezelden, bu Kaymakamın da akibeti, öteki otuz yedi arkadaşının akibetine benzemeli ve arkasından teneke çalınmalı.

13 Nisan 2020 Pazartesi, 14:00
Abone Ol google-news

"Bu kadar karşı konulmaz ağalara, seni halk da kurtaramaz."

Kış bastı ya, Kadirli bataklık oldu ya.. Kaymakamın da elinde biraz para, bir de Kadirliyi Güzelleştirme Derneği var ya, bir de bu Dernekte Kadirliyi gerçekten seven iyi insanlar var ya... Bizim Kaymakam için ele geçmez fırsat..

Bir şey daha var, ağalara bakmayın, bu Kadirlinin insanları zeki, cin gibi, şeytana külâhını ters giydirir cinsten insanlar. Sonra, bütün bunların yanında bir yapıcı yönleri de var. Gerçekten güzel işler yapmak istiyorlar. Kadirlideki öğretmenlerin çoğu Kadirlili.

Bunlar da Kaymakama destek oluyorlar. Okumuşlar yazmışlar, eli kalem tutmuşlar, kasabayı, insanını sevmişler hep birlik oluyorlar.

CÖMERT, GÜZEL HALK

Halk var. Cömert güzel bir halk.. Aydınlar var, memurlar var gerçekten bir şeyler yapmak, bu Ortaçağ karanlığından bu halkı kurtarmak için çırpınan aydınlar, memurlar...

Bir de hükümet var halkın ve aydınların hükümeti.. Kolları sıva bakalım genç Kaymakam. Seksen yıldır bir dağ başı, bir bataklık, bir orman, bir çöl gibi el değmemiş duran kasabaya bir şeyler yapmağa çabala.

Köylere haber uçuruyor Kaymakam, diyor ki: “Ey millet, ben bu kasabayı onarmak istiyorum. Böylesi bir kasabada yaşanmaz. Yolu yok, beli yok. Hiç bir şeysi yok oğlu yok... Kasabamızın gül gibi olmasını istemez misiniz? Bana yardım edin... Yardımınızı dilerim.”

KAYMAKAMIN ORDUSU...

Köylüdür bu... Kaymakamın iyi niyetini gördü ya... Dostluğunu gördü. 37 kaymakamın 38’incisini gördü ya..

“Sen Kaymakamsın ve de doğru dosdoğru, vatan uğruna çalışırsın. Neyimiz varsa sana feda” diyorlar. Kaymakamdır, aydınlardır bu işe sonsuz seviniyorlar. Köylüler: “Ne istersen gözümüzden iste Kaymakamımız” diyorlar.

Kaymakam: “Sağolun, var olun” diyor. “Sizden dileğim şudur ki, bana traktör, kamyon, araba gerektir... Bunlarla kum taşıtacağım. Taş, çakıl taşıtacağım.” Bir anda köylerden, kasabadan otuz kırk kadar kamyon, arkasında naylon arabası olan traktör toplanıyor: “Buyur Kaymakamımız” diyorlar.

Kasabalılar bu makine kalabalığına hemen bir ad takıyorlar: “Kaymakamın ordusu..” Kaymakam lokantacıya gidiyor: “Bu benim kamyonların, traktörlerin sürücülerine bedavadan, kaç gün yemek verirsin?”

Lokantacı, diyor ki: “Madem ki, bizi bu bataklıktan kurtarmak için çalışacaklar, lokantam emirlerine hazır. Kaç kişi düşerse hisseme, istediği kadar, işleri bitinceye kadar yemek yiyebilirler..” Bütün lokantalar bu kararı alıyorlar. Otelciler, sinemacılar da öyle...

GÖNÜLDEN KOPANLAR

Şoförlere biraz da para veriyor Kaymakam. Çünkü şoför milleti bu makineye bir ârıza yaptırdı mı, yandık... İyisi mi onları hoş tutmalı...

Sonra efendim, Kadirliyi kalkındırma, ya da güzelleştirme derneği üyeleri zenginlere, esnafa başvuruyorlar: “Arkadaş, sen bu kasabanın imarı için ne verirsin, gönlünden ne kopar?” Herkes gönlünden kopanı veriyor. Çeltikçiler, pamukçular veriyor... O kış kasabanın bütün caddeleri, sokakları çimentoyla onarılıyor.

Hani Burgaz adasını gören var mı? Bizim bataklık Kadirli oluyor sana Burgaz adası.. Bunun için yalnız 600.000 lira harcanıyor. Adanada, Kadirliyi görmüş bir mühendisle görüştüm. Mühendis bana dedi ki: “Ben bu işe şaştım kardeşim” dedi..

“Ne sihirdir, ne keramet, el çabukluğu marifet... Başka türlüsü olamaz. O Kadirlideki işler, o yollar, caddeler, o park, o okul... Ne bileyim ben, bütün o gördüğümüz işler 600.000 liranın yapacağı iş değil... Bana sorsalardı, derdim ki, bu yapılan işlere en azdan bir üç milyon gerektir.. ”

ELBİRLİĞİYLE OLUNCA

Kaymakamın ordusu, bir de halkın yardımı sağ olsun. Elbirliğiyle olunca insan bir anda... Kasabayı yaptın, işi kotardın, pişirdin...

Bu kadarı, bu yüzyılda, insanlarımız, bizim memleketimiz Ortaçağı yaşarken sen yirminci yüzyılda yapılacak işleri yaptın... Artık yerinde dursana gözüm, bundan fazlasını kaldırmaz Türkiyenin bu durumu...

Durur mu Kaymakam? Ne yapmış yapmış. Savrun suyunun mecrasını da düzelttirmiş Bayındırlık Bakanlığına... Çünkü bu Savrun suyu kışın öylesine bir taşar ki, kasabanın bir kanadını su altında bırakır. Suyun mecrasını yerine sokunca, kazandığı toprağı park yaptırmış.

Çok Anadolu ilinde, örneğin Maraşta, Antepte, Sivasta, Kayseride, Niğdede, Nevşehirde, Aydında, Muğlada... Şimdi teker teker bu illeri gözümün önüne getiriyorum da, daha bir çok illerde bu park gibi bir park yok...

DÜŞMAN KAZANDIRDI

Bu park da Kaymakama bir çok düşman kazandırmış. Bu yazıma sığmaz bu düşmanlık hikâyesi, bir ileri yazıma saklıyorum..

Bir de bu kaymakam gene durmamış, gene doymamış kasabanın üstbaşına, kel bir tepeye “Maarif ormanı” yapmağa kalkmış.. Bunu öğrencilere yaptırmış. Her öğrenci bir ağaç dikmiş... Ve ağacını bellemiş, ağacına bakmağa üstüne almış...

Bu ormandan dolayı da bir çok düşman kazanmış. Dursana kaymakam, yanıyorsun kaymakam, bu kadar faydasına karşı gidilmez ağaların... Seni halk da, Millî Birlik hükümeti de kurtaramaz.

TÂ UZAKTAN PARLAR

Kaymakamdır bu... Durur mu? Kasabanın güzel mi güzel, tatlı mı tatlı bir taş köprüsü vardır. Yerine öylesine uymuştur ki, güzelliğine doyum olmaz. Sülemiş tepesine bir elişi kâğıdından resim gibi yapışmıştır... Tâ uzaktan. Çukurovadan parlar... 1950 den önce bu köprünün bir yanını sel alıp götürmüştü. Yanmıştım bu köprüye...

Kimse onarmıyordu. Ağası, memuru. hükümeti kimse yüzüne bakmıyordu bu canım köprünün... Kaymakam o köprüyü de yaptırmış... Şu Kaymakamın yaptırdıklarına bakın... Bu kadar da kötülük olur mu bu kasabaya... Bu Kaymakam biraz daha durursa bu kasabada öldük, bittik... Hemen, tezelden, bu Kaymakamın da akibeti, öteki otuz yedi arkadaşının akibetine benzemeli ve arkasından teneke çalınmalı... Olacak iş değil, böyle bir Kaymakam bir kasabada duramaz.