El yıkamanın 130 yıllık tarihi var

Tıpta bir önlem olarak fark edilmesi geç oldu. Araştırmalar el yıkama sıklığının solunum yolu enfeksiyonlarını azalttığını ortaya koyuyor.

04 Nisan 2020 Cumartesi, 13:51
Abone Ol google-news

Korona virüse karşı ilk önlem olarak önerilen el yıkama aslında uzun zamandan, sadece dışkı yoluyla bulaşan hastalıklar için değil solunum yoluyla da bulaşan hastalıklar için de önerilen en temel korunma yöntemi.  Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye El Yıkama Araştırması başlıklı raporu el yıkamanın geliştirilmesi ile solunum yolu enfeksiyonları sıklığının, yüzde 6 – yüzde 44 arası bir oranda azaldığını gösteriyor. (Bu araştırmanın sonuçları için dileyen https://sbu.saglik.gov.tr/Ekutuphane/kitaplar/elyika_tr.pdf’e bakabilir)


Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre el yıkama başta olmak üzere hijyene gösterilen dikkat sayesinde alt solunum yolu hastalıklarının oranı yüzde 45’e kadar inebiliyor. Bu kadar önemli olduğu için, farkındalık yaratmak amacıyla 2008 de Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun önerisiyle her yıl 15 Ekim Dünya El Yıkama günü olarak kabul edilmiştir.


Önemi geç, çok geç fark edildi


Yahudi ve İslam dininin yanı sıra birçok kültürde, hem de binlerce yıldır vardır bu el yıkama alışkanlığı ama tıpta bir önlem olarak fark edilmesi çok geç olmuştur. Topu topu 130 yıldır tıbbın bir parçası durumunda. (https://www.theguardian.com/world/2020/mar/18/keep-it-clean-the-surprising-130-year-history-of-handwashing, dileyen burada ayrıntısını okuyabilir).  Öncesi yok tıpta. Kadavrayı parçalarlar, hasta bedenlere dokunurlar ama ellerini bildiğimiz anlamda iyice yıkamazlardı. Mikroplar henüz tam olarak keşfedilmiş değildi ne de olsa. O yıllar hastalıkların çürüyen ölü bedenlerden, kanalizasyonlardan kaynaklandığı sanılırdı. Doğruluk payı vardı ama tek neden bunlar değildi.



El yıkamanın önemini, gücünü Macar asıllı doktor Ignaz Semmelweis’e borçluyuz. 1800’lerin ortalarında görev yaptığı hastanede yeni doğum yapan anne ölümlerinin nedenini merak etmeseydi, belki uzun zaman el yıkamayı akıl edemeyecekti tıpçılar. Semmelweis, doktorların kadavra parçaladıktan sona doğuma girdiklerinde, ellerindeki kadavra parçacıklarının doğum sırasında anne bedenine girdiğini keşfetti. Emrindeki doktorlara ellerini de kullandıkları aletleri de kolr çözeltisinde yıkama zorunluluğu getirdi. Bu basit önlemin sonucu şaşırtıcıydı, yüzde 18 olan yeni anne ölüm oranı, el yıkama sayesinde yüzde 1’e kadar düştü.

Başarı ödüllendirilmez


Hala anlaşılamayan nedenlerle Semmelweis’e itirazlar da oldu tabii. İşini kaybetti, örneğin, kimileri bir akıl sağlığı sorunu olduğunu bile ileri sürdü. Hayatını yitirdiğinde 47 yaşındaydı. Sonraki 40 yıl boyunca mikropların gelişimi daha anlaşılır hale geldiğinde bakış artık hijyen lehine değişmişti. Cerrahlar artık el yıkamayı ciddiye aldılar.  Antiseptik cerrahinin öncüsü de İngiliz doktor Joseph Lister’dir. Osmanlı tıbbında, özellikle hemşirelik kurallarının yerleşmesinde büyük katkısı olan Florence Nightingale’i de unutmayalım bu arada. Çok kötü hastane ortamında çalışmasına rağmen Kırım Savaşı sırasında askeri hastanelerde, el yıkama dahil, hijyeni yaygınlaştıran odur.


İyi de günümüzde, tıp alanı dışında el yıkamaya gereken önem veriliyor mu? Pek değil. 2009 yılında yapılan bir araştırmaya göre ABD’de kadınların yüzde 69’u idrar sonrası ellerini yıkarken bu sayı erkeklerde yüzde 43. Dışkılama sonrası el yıkama oranı kadınlarda yüzde 84 iken erkeklerde yüzde 78’di. Fena sayılmaz belki ama yemek öncesi ise durum parlak görülmüyor. Yemekten önce erkeklerin yüzde 10’u, kadınların ise yüzde 7’si ellerini yıkıyor.


Korona sayesinde önemi yeniden anımsatıldı ama aslında maliyeti olmayan, kimseye ağır yük oluşturmayan çok basit bir işlem el yıkamak. Hatırlamak için 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü’nü ya da korona virüsü salgınını beklemenin anlamı yok(tu) elbette.


Beden temizliğine bir yerden başlanacaksa elden başlansın işte.


Her şey bizim “elimizde”.