Eleştiri ne değildir?

Eleştiriyi seçkinci bir bakışın ürünü/anlayışı olarak görmek yanılgıdır. Eleştiri, ders vermez; gösterir, anlamaya çalışır, yorumlar, uyarır. Eleştirmenin işi/uğraşı o “tek”e/“yapıt”a dönüktür. Evet, yapıtın kurucusu yazara yönelik göndermeleri kaçınılmazdır. Ama yalnızca yazar’a/yazan kişiyedir bu. Kuşkusuz eleştiri bir mektup, eleştirmen de mektupçu değildir. Yapıt üzerinden okura/yığınlara seslenir.

16 Nisan 2021 Cuma, 00:06
Abone Ol google-news

ELEŞTİRMENİN DERDİ ANLAMAKTIR!

Eleştirmen kendini “Tanrı” gibi görmez. Aslında “bir bilen” de değildir. Ama eleştiri yazmaya soyunmuşsa eğer; yöneldiği eleştiri alanını bilendir kuşkusuz! Alan bilgisi onu “bir bilen” kılmasa da; yaptığını bilen konumuna taşır elbette. Eleştirmen, eleştirmek için yola çıkmaz. Anlamaktır onun derdi. Onu “eleştirel eleştiri” çizgisine getiren yapıt’tır eninde sonunda.

Eleştirmen, buluştuğu yapıtı neden/niçin seçtiğini bilendir. Kendini bunu okumaya verdiğine, zaman ayırdığına göre; ilk derdi “ne anlatıyor”, sonrasında da “nasıl anlatıyor” sorularına yanıt aramak yolculuğuna çıkmaktır.

“Buldum”, “bulamadım”, “beğendim”, “beğenmedim” diyen değildir eleştirmen. İnandırıcı olmak için o da nedenlerini/niçinlerini yazıp edendir.

Bazen, “yapıt”ın sessizliğine sığınan “yazar” “küstah” olabiliyor. “Neden öyle dedi/n,” diye çıkışıyor, eleştirmen(ler)e veryansın edebiliyor. Hatta yok sayıyor eleştiriyi. Oysa bilmeli ki; eleştiri onun mevcudiyetini var kılandır. Ve ne övgü, ne de yergidir.

O “yazar”, bu herhangi biri de olabilir; övgüye açıktır her daim, eleştiriyi kaldıramaması bundandır. Kimin eleştirdiği önemli değildir onun için; tıpkı kimin övdüğü gibi…

ELEŞTİRMEN YAZARA NE DOSTTUR NE DÜŞMAN!

Alkış, bazen “şakşakçılığa” dönüşürse tehlikelidir bir yazar/sanatçı için. Egoyu şişirmekten başka bir şeye yaramaz. Eleştiri ne alkıştır, ne de kibirli bakış. Akılcı doğru söz de diyebiliriz. Bunun içindir ki; eleştirmen bir yazara ne dosttur ne düşman.

Eleştirmen görendir; bilinçle kavrayan, yorumlayan. Bunun için de sezgisi ve bilgisi, birikimi ve yazı deneyimi gerekir. Yazar 100 metre koşucusudur, eleştirmen maratoncu.

Geçmişte Galatasaray'ın Avrupa kupalarından men edilmesinin nasıl bir yönetim zaafiyeti olduğuna bakarak; futbolumuzun durumunu pekâlâ değerlendirip eleştirebiliriz.

Benzer zafiyet edebiyatımız için de söz konusudur. Bunun müsebbibi kim/lerdir diye sorarsanız; önce pıtrak gibi büyüyen, büyüyüp de ortalığı kitap/yazıcı kirlenmesine boğan küçük yayınevleridir derim.

Deneme yazan, eleştiriye soyunan; maraton koşmak isteyen hiç kimse yok ortalıkta. Anlık başarıların, vitrinde olup gerdan süzmenin derdinde herkes. İşte bunların olduğu yer(de) değildir eleştiri. Hele hele yayıncılara prim getir(e)mediği için hiç kimsenin onlarla işleri ol(a)maz…

Hadi, Engels'ten bir cümleyle nokta koyalım buna: “Eleştiri sosyalist olur ve ‘yoksulluk üzerine yazılar’dan söz eder.” Ama içimizdeki/yazdıklarımızdaki/bakışımızdaki yoksulluktan…

Fotoğraf: LÜTFİ ÖZGÜNAYDIN

‘MEVSİMSİZ YAZILAR’LA GELEN

İşte Özdemir İnce, bir dönem (1980/1990’lı yıllardan) kaleme aldığı eleştirel denemelerinde eleştirinin ibresini göstererek, çıtasını yükseltiyor. Bir ölçüt getiriyor yapıta bakışa. Şairin, şiirin eksenindeki bakışında temellendirdiği düşünce çağının çağdaşı olabilme bilincidir.

Taşıdığı anlam kadar birikime de dönüp bakar İnce. Yapıtta kurulan evrenin ne olduğu, yansıtılan gerçekliğin anlamı ve biçemi onun bakışının odağındadır. Yazınsalın ne olduğunu açıklarken, sanatsal yaratının biçem sorunlarına da oradan bakar.

Özellikle de bu yapıtını oluşturan eleştirilerinde şiirin gerçeklikle bağıntısı, şairin kurucu olan kimliğinin dönüşme halini tek bir eleştiri metninde de (“Şiir Nereye, Neye Dayandı?”) göstererek; “eleştiri nasıl olmalıdır”ın değirmenine su taşır.

Bu anlamda İnce’nin şaire/şiire bakışı yeni söz söylemeye dönüktür. Oradaki yorumu, eleştirel yaklaşımı yeni söylem geliştirmeyi de içerir. Örneğin; Nâzım Hikmet üzerine kitapta yer alan dört yazısı bir arada okunduğunda onun poetikasına/şiir ve yaşam yoluna nasıl bakılması gerektiğine dair yeni şeyler söyler. Hem içerik hem de biçimde getirdiği yeniliğin tözüne değinir.

Onun eleştirel bakışını “Şiirsel Yaratı Üzerine” metninde de gözleriz. Yeni şiire ve genç şaire kapı aralar getirdiği örneklemelerdeki yorum ve eleştirileriyle.

İNCE’NİN YAZMA BİLİNCİ VE ELEŞTİRİ YAKLAŞIMI

Eleştiride aslolan da kötüyü didiklemek değil, iyi/güzel/yararlı ve faydalının gözeneklerini daha da açarak göstermektir. Bunu da hem Orhan Kemal, hem de Yaşar Kemal üzerine yazdığı yazılarda karşımıza çıkarır Özdemir İnce.

Bereketli Topraklar Üzerinde’yi, Murtaza’yı ve Cemile’yi neden birer başyapıt olarak değerlendirdiğini “yazma bilinci” ekseninde çok kısaca belirlerken; Yaşar Kemal’in yaratı dünyasını biçimleyen “hayat ve devinim” alanlarından söz eder.

Eleştirel yaklaşımının tözünde ise şu tespiti vardır: “Yaşar Kemal’in de durumu matbaa sonrası okurunun durumuna benzemektedir. Çocukluğundan itibaren yazılı edebiyatı algılama tarzına alışkın olmayan, yazılı yazınsal söylemi gözle okuyup onu mülkleştirerek algılamaya alışmamış bir zihinsel yapı, sözlü geleneği sürdürecek, kulağın yani duymanın yerine gözü, yani görmeyi geçirmekte zorlanacaktır. Ben Yaşar Kemal’in de zorlandığını, yazılı metni yüksek sesle okuduğunu, görsel imi sessel ime dönüştürdüğünü düşünüyorum.” (s. 93)

İnce, yer yer eleştirinin polemiğe uzanan kıyılarına varır. Edebiyat dünyasındaki yerleşik zihniyet eleştirisini de örneklerle öne çıkarır. Bunlardan biri “antoloji” hazırlık biçimidir. Mehmet H. Doğan’a dönük eleştirileri de bu yöndedir. Yani seçim/yöntem/etik duruş… Bu yönde ise uyarıcıdır İnce. Hatta bazen de yol/yön gösterici. İşte eleştirinin işlevselliğini bir bilinç aşısına dönüştürmesi de bu açıdan önemlidir.

Özdemir İnce’nin Mevsimsiz Yazılar’ına yansıyan eleştirel bakışı yaşadığımız “modernleşme sıkıntımız”ın bir ürünüdür. Eksik, aksaklıklarımız, iğretiliklerimiz; yeterlilik ve yetersizliklerimiz… Bunların her birinin edebiyatın her alanına nasıl nüksettiğinin aynası da diyebiliriz onun bu bakışını bize taşıyan eleştiri metinlerine…

(*) Mevsimsiz Yazılar / Özdemir İnce / Eksik Parça Yayınları / 302 s. / 2020.