Emekli Amiral Türker Ertürk: 'İktidar ömrünü uzatmak için Türkiye’nin güvenliğinden vazgeçiyor'

NATO yığınağı Karadeniz’de tansiyonu yükseltti. Bugün başlayacak “Deniz Meltemi Tatbikatı” konusunda uyaran Eski Karadeniz Bölge Komutanı emekli Amiral Türker Ertürk, sorularımızı yanıtladı.

28 Haziran 2021 Pazartesi, 04:00
Emekli Amiral Türker Ertürk: 'İktidar ömrünü uzatmak için Türkiye’nin güvenliğinden vazgeçiyor'
Abone Ol google-news

Neden Türker Ertürk? 15 sene gemilerde görev aldı, üç harp gemisinin komutanlığını yaptı. 2006-2008 yılları arasında Karadeniz Bölge Komutanı’ydı. Deniz Harp Okulu Komutanı’yken TSK içinde Gülen cemaatine bağlı imamlar olduğunu söyledi ve 2010’da istifasını verdi... Hem Doğu Akdeniz, Libya, hem de Karadeniz konusunda uzman bir isim olarak yıllar önce bu konuda uyarılarda bulundu. Amiraller Bildirisi’ne imza attı, gözaltına alındı… Bugün başlayacak Deniz Meltemi tatbikatı öncesinde, Rusya’yı hedef alan NATO’nun Karadeniz’deki askeri varlığını artırması çatışmaya varan bir gerginlik yaratınca bize de emekli Amiral Türker Ertürk’e sormak kaldı.

  • Bugün başlayacak tatbikat, bugüne kadar yapılan Sea Breeze tatbikatlarının en büyüğü. Geçmişte bu tatbikatlardan ikisine katılmıştım, birinde gemi komutanıydım. Bu sene birliklerin, savaş gemilerinin, uçakların ve katılımcı ülkelerin fazlalığı nedeniyle Rusya rahatsız…
  • Sıcak çatışma beklemiyorum ama gerginlik olabilir. Türkiye dikkatli davranmalı, Rusya’yı tahrik etmemeli. Cumhuriyetin AKP iktidarına kadar olan döneminde çok titiz davranıldı. NATO’da olmamıza rağmen Soğuk Savaş döneminde Türkiye hassas bir denge uyguladı.
  • Montrö’yü kaldıraç gücü olarak kullanan Türkiye, Rusya’yı tahrik etmemek adına NATO’nun Karadeniz’de fazla faaliyet göstermemesi için rezervler koyardı. Görüyoruz ki Türkiye bu politikadan geri adım atmış. Karadeniz rekabet denizi haline getirilmeye çalışılıyor.
  • Taviz üstüne taviz verdik. Biden-Erdoğan görüşmesinin ardından Karadeniz’i NATO’ya açtık. S-400 konusu yutulmuş vaziyette. F-35’ten söz edilmedi bile. İktidar, ömrünü uzatmak ve destek almak adına Türkiye’nin güvenliği ve çıkarlarından vazgeçiyor.
  • Bakın Rusya’yla cepheleşmeye başlayınca BM’deki suç dosyaları ortaya çıkacak. IŞİD’le petrol ticareti, tarihi eser kaçakçılığı… Bunları Rusya hazırladı, şu anda Güvenlik Konseyi’nde. İktidar hesap verebilir değil…
  • Ukrayna üzerinden Rusya’yı tahrik etmeye çalışıyorlar. Bu anlamda Amiraller Bildirisi ne kadar önemli biliyor musunuz? İktidar, Gürcistan, Ukrayna, Polonya hamlesini geçmişte hazırladı zaten. Mesaj veriyor. “Biz Montrö’nün değişimini bile düşünebiliriz” diyor.

Fotoğraf: Kurtuluş Arı

- NATO ülkeleri, Ukrayna ile birlikte bugün Karadeniz’de deniz tatbikatına başlıyor. Gelmiş geçmiş en büyük deniz tatbikatı deniyor. Doğru mu?

Hayır, değil. Sea Breeze (Deniz Meltemi) tatbikatlarının bugüne kadar yapılanlarının en büyüğü diyebiliriz. Ukrayna ve ABD tarafından Karadeniz’de düzenlenen bu “barış için ortaklık” tatbikatına bu yıl 32 ülke katılıyor, gerçekten çok yüksek. Bu tatbikatlar bazı yıllarda yapılmadı ama 1997’den beri yapılıyor. Ben geçmişte bu tatbikatlardan iki tanesine katılmıştım, birinde gemi komutanıydım. 40’a yakın harp gemisi, bir o kadar savaş uçağı, 5 bin civarında asker katılımı söz konusu. Denizde, karada, havada yapılan bir tatbikat. Buna Amerika’nın Akdeniz’de bulunan 6. Filosunun bazı unsurları da katılıyor. Türkiye de katılıyor, hep katılırdı zaten. Bu sene birliklerin, savaş gemilerinin, uçakların ve katılımcı ülkelerin fazlalığı nedeniyle Rusya rahatsız… Rahatsızlığını her seviyede bildiriyor.

- Evet, Rusya rahatsız… Tam bu noktada Montrö’yü ve Karadeniz’i yeniden gündeme getiren gerginlikten bahsedelim. Kırım Yarımadası açıklarında bir İngiliz savaş gemisini 20’den fazla Rus jetiyle iki sahil koruma gemisi takibe alarak ateş açtı. Kremlin “Britanya savaş gemisinin yaptığı provokasyondur; bir daha olursa sert karşılık veririz” diye tehdit yağdırdı. Sıcak çatışma olur mu?

Sıcak çatışma beklemiyorum ama gerginlik olabilir. Bir kere Rusya bu konuda gerçekten ciddi. Türkiye çok dikkatli davranmalı. Rusya’yı tahrik etmemeli. Biliyorsunuz Cumhuriyetin kurucularının önemli dış politika ilkeleri vardı. “Deneyime dayalı öğrenme en güçlü ve en kalıcı öğrenme şeklidir” derler. Ama bunun bir faturası vardır. Bedel ödersiniz. Cumhuriyeti kuranlar Osmanlı’nın son dönemindeki bedelleri gördüğü için genç Cumhuriyet’e bazı dış politika ilkeleri bıraktılar. Bir tanesini hepimiz biliyoruz esasında. “Arapların arasındaki ihtilaflarda taraf olma!” İktidar, bu dış politika ilkesini yok saydı. Arapların arasındaki ihtilaflara da Suriye’de, Körfez’de, Libya’da taraf oldu. Bırakın Batı’yı İslam âlemi bile karşımıza çıktı, hatta Arap Ligi’nin zirvesinde Türkiye bir tehdit, bölgede istikrarı bozucu unsur olarak değerlendirildi. Düşünün, bir iktidar kendini İslamcı olarak tanımlıyor ama İslam dünyasını bile karşımıza alıyor. Türkçede “Ne İsa’ya ne Musa’ya” diye güzel bir söz vardır, ben de ekliyorum, “Ne de Muhammediyeye…” Konumuzla ilgisi olan diğer dış politika ilkesine gelince…

- Rusya’yı tahrik etmemek…

Aynen… Sovyetler Birliği olur, Çarlık Rusya olur, şimdiki Rusya Federasyonu olur… Tehdit etmeyeceksin… Neden, yaşayarak tecrübe edilmiş. Cumhuriyetin AKP iktidarına kadar olan döneminde bu konuda çok titiz davranıldı. NATO’da olmamıza rağmen Soğuk Savaş döneminde Türkiye hassas bir denge uyguladı ve Rusya’yı tahrik etmedi. Karadeniz’i bir sulh, bir istikrar denizi haline getirdi… Tabii ki burada Montrö’yü bir kaldıraç gücü olarak kullandı.

- Peki, bugün Türkiye Rusya’yı tahrik ediyor diyebilir miyiz?

Bakın ekonomi iflas etmiş, iktidar ABD ve AB ile beyaz sayfa açmak istiyor. Tüm dünyada ötekileşmiş. Mısır, İsrail, Körfez ülkeleri herkesle… Bitmiş tükenmiş vaziyette. Ve Amerika’nın gözüne girmeye çalışıyor. Nasıl telefon beklediğini biliyorsunuz. 100 gün telefon beklendi, sonra Biden bize darbeyi vurdu, “Siz soykırımcısınız” dedi. Bakınız, bu iktidar ecdadımıza çok önem verdiğini söylüyor daha doğrusu ecdat istismarı yapıyor ama Biden atalarımıza soykırımcı dediğinde Erdoğan buna sessiz kaldı. 14 Haziran’da NATO zirvesi vardı, öncesinde Biden’ın, Amerika’nın gözüne girebilmek için NATO platformunu kullanmaya çalıştı. ABD’ye yaranmak adına Gürcistan, Ukrayna, Polonya hamleleri yaptı. Rusya Türkiye’nin bu hamlelerinden bundan dolayı büyük rahatsızlık duyuyor. Hatta uçuş yasağı koydu, turist göndermedi. Bu arada önemli gelişmeler oluyordu. ABD Trump’ın gidişiyle yüzünü NATO’ya döndü, AB ile sıcak ilişki ve işbirliğine girişti. Küresel planların peşinde koşacağının emarelerini verdi. Hatta yeni bir Soğuk Savaş’ın yaklaşmakta olduğunu gösterdi.

- Kime karşı?

Çin’e ve Rusya Federasyonu’na… ABD ve İngiltere 10 Haziran’da, 80 yıl önce bir araya geldikleri gibi buluştu. O zaman İngiltere-ABD aksının hedefinde Almanya ve Japonya vardı… Bu sefer hedef Çin ve Rusya… Arkasından, bakınız 13 Haziran Galler’de G7 zirvesinin sonuçlarına, bu cepheleşmeyi görürsünüz. Kime karşı? Yine Çin ve Rusya’ya karşı… 14 Haziran’da Brüksel’de NATO zirvesi ve Biden-Erdoğan buluşması… 15 Haziran’da AB-ABD zirvesi… Bir gün sonra Biden ve Putin’in bir araya gelişi. Olumlu sinyaller verse de çok sürmedi, Biden ABD’ye döndü ve yeni yaptırımların gündeme koyulacağı açıklamaları gelmeye başladı.

- Yani tüm bunların sonucunda Türkiye açısından ne oldu?

Taviz üstüne taviz verdik. Biden-Erdoğan görüşmesinin ardından Karadeniz’i NATO’ya açtık. S-400 konusu yutulmuş vaziyette. F-35’ten söz edilmedi bile.

- Karadeniz’i konuşalım istiyorum… Karadeniz’i NATO’ya açtık diyorsunuz, kapalı mıydı?

Tabii ki… Montrö’yü bir anlamda kaldıraç gücü olarak kullanan Türkiye için Karadeniz bir sulh bir istikrar deniziydi. Rusya’yı tahrik etmemek adına NATO’nun burada pek fazla faaliyet göstermesini istemezdik. Bu konuda NATO toplantılarında rezervler koyardık. Şimdi görüyoruz ki artık Türkiye Soğuk Savaş döneminin başından beri hassasiyetle sürdürdüğü bu politikadan geri adım atmış vaziyette. Karadeniz bir rekabet denizi haline getirilmeye çalışılıyor. ABD ise Rusya Federasyonu’nu çevrelemeye çalışıyor.

- Şunu anlamaya çalışıyorum. 1997’den beri yapılıyor bu tatbikatlar, hatta siz “İkisine ben de katıldım” dediniz. O zaman da bir barış deniziydi… Bugün bu tatbikatı taviz vermek olarak değerlendiriyorsunuz...

O günlerde bu tatbikatlar genelde küçük çaplı icra edilirdi. Bugün orada 32 ülke var. Soruyorum Japonya’nın, Kore’nin, Brezilya’nın Karadeniz’de hangi çıkarı var… Olay farklı… ABD, Karadeniz’e serbestçe girmek istiyor, gerektiğinde Montrö’yü bile delebilecek gelişmeleri isteyebilecek faaliyetler içinde… Bunu tek başına yapmak farklı bir şey, dünya kamuoyunu arkana alarak, onlarla beraber yapabilmek daha farklı… Mesela, Karadeniz’de tatbikat sırasında bir gerginlik mi oldu, burada sadece ABD, İngiltere, Kanada gibi ülkeler olsa gerginlik aralarında yaşanırdı. Ama işin içinde Brezilya, Tunus, Kore, Japonya olduğu zaman bütün dünyanın problemi oluyor. Öyle bir algı peşinde koşuluyor. Türkiye bir şekilde 14 Haziran’da Biden’a teslim oldu. Kıbrıs sorunumuz var, ABD Rum Yönetimi’nin yanında duruyor. Güneyimizde PYD-PKK garnizon devletçiği kuruyor, Kürt devleti inşa edilmeye çalışılıyor. Bu konuyla ilgili bir hesap soruldu mu, hayır. Hatta ABD’nin gözüne girebilmek için Afganistan’da havalimanı bekçiliği görevine resmen talip oldu. Bu gelişmeler artık Türkiye’nin kesinlikle Karadeniz’i NATO’ya ve ABD’ye açtığını gösteriyor. Almadan vermek olmaz…

- İktidar ne alıyor bunları verirken?

İktidar, ömrünü uzatmak ve destek almak adına Türkiye’nin güvenliği ve çıkarlarından vazgeçiyor. Peki, bu çıkarımı nereden teyit ediyoruz? Sayın Erdoğan’ın görüşme sırasında yanında devlet yok, biliyor musunuz? Kim var, Merve Kavakçı’nın kızı var… Türkiye’nin güvenliğinden ve çıkarlarından iktidarın ömrünü uzatmak adına verilen ödünün devletin kayıtlarına girmemesini sağlamak için. Bu kadar net… Bu yüzden yanında aileden biri var… İsrail neden bu tatbikatta?

- Neden?

Ukrayna üzerinden Rusya’yı tahrik etmeye çalışıyorlar. Bu anlamda Amiraller Bildirisi ne kadar önemli biliyor musunuz? İktidar, bu hamleleri yani Gürcistan, Ukrayna, Polonya hamlesini geçmişte hazırladı zaten. Mesaj veriyor. “Biz Montrö’nün değişimini bile düşünebiliriz” diyor. İlk defa bu mesajı Meclis Başkanı’yla verdiler. Demokratik bir duyuru olan ve gücünü anayasadan alan Amiraller Duyurusunda iki hassasiyet var. Birincisi Montrö hassasiyeti, ikincisi bir daha Türkiye’de darbeler olmasın. Burada bingo darbe değildi, bingo Montrö’ydü. Çünkü tam Montrö konusunda ABD’ye mesaj verirken Amiraller bu duyuruyu yayımladı. Bu sefer yaptığı hamleyle ABD’ye “Montrö’yü değiştirmeye o kadar hazırız ki bu konuya sahip çıkan amiralleri bile içeri tıkarız” demiş oldu. Ben Kanal İstanbul ilk çıktığında eleştirenlerden biriydim, hatta bu konuda kitap yazdım. Bu, Türkiye’nin güvenliğine, çıkarlarına ve egemenliğine karşı bir ihanet projesidir. Amiraller duyurusu, Kanal İstanbul, Gürcistan, Ukrayna, Polonya, Afganistan hamleleri karşı tarafa bir mesajdır, “Beni kurtar, benimle beyaz bir sayfa aç, veremeyeceğim ödün yoktur” demektir. Amerikalı darbe finansörü Soros, “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü askeridir” dedi. Soros demek istiyor ki: “Kardeşim siz bırakın bilimi, teknolojiyi… Siz bizim için Arap çöllerinde, bizim göstereceğimiz yerlerde, Asya’da, Afrika’da, Afganistan’da ölün, geçinip gidersiniz”… Soruyorum, NATO ülkeleri hangi gerekçeyle çekiliyorsa, biz de NATO ülkesi olarak o gerekçeye sahip değil miyiz?” Bu olay, bizi Taliban ile karşı karşıya getirecek… Türkiye’nin çıkarları da orada olmayı gerektirmiyor… 14 Haziran’daki görüşmede tam bir teslimiyet söz konusudur.

- ABD nükleer güç, dünyaya yayılmış güçlü bir ordusu ve donanması var. “En önemli stratejik ortağı” olarak Karadeniz ülkelerine üsler yapıyor, asker ve silah yığıyor. Tanklar, silahlı vasıtalar ve ekipman desteği görüyor. Rusya’ya açıkça meydan okuyor… Bundan sonra ne olur?

ABD, küresel politikalarını hızla sürdürecek. Çin’e ve Rusya’ya karşı bir cepheleşme söz konusu. Türkiye’nin burada kendini kullandırmaması gerekiyor.

- Amerika tüm bu saydıklarınızı Türkiye olmadan yapamaz mı?

Karadeniz’de zor. Bakınız eskiden Karadeniz’de tek NATO ülkesi Türkiye’ydi. Ama Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra Sovyetler Birliği’nin arka bahçelerini NATO’ya aldı. Karadeniz’de artık Romanya ve Bulgaristan da NATO ülkesi… Ukrayna ve Gürcistan da müzahir ülke. İşte Montrö değişirse ne olur? Karadeniz bir çatışma denizi haline gelir. Sizin etrafınızda ateş varken, istikrarsızlık varken huzur bulmanıza imkân var mı? Yok! Ukrayna’nın ve Gürcistan’ın NATO’ya girmesine Türkiye destek vermemeli. “Rusya Federasyonu bizim komşumuzdur. Rusya’nın tahrik edilmesi söz konusu olur. Türkiye’nin güvenliği de zedelenir” demelidir. Hatta NATO platformlarında bu güvenlik endişesini anlatabilmelidir. Ama iktidar o kadar bitmiş, tükenmiş vaziyette ki Türkiye’nin güvenliği onun endişesi değil, onun endişesi Halkbank… Onun endişesi bugün eksi durumdaki Hazine ve iflas. Bu iktidar, hesap verebilir bir iktidar değil, iktidarda kalabilmesi için de her türlü tavizi vermeye hazır. Bir kez daha söylüyorum, Türkiye’nin ihtiyaçları Rusya’yla cepheleşmekten yana değil. ABD 8 bin kilometre ötede, Rusya bizim komşumuz.

- Rusya AKP iktidarının bu tavrını toprak bütünlüğüne karşı olarak değerlendirmeyecek mi?

Değerlendirir ve zayıf noktalarından, fay hatlarından Türkiye’yi kaşır. İdlib’de bizim 36 askerimizi şehit eden Ruslardı. Böyle olmasına rağmen Kremlin’e gitmek mecburiyetinde kalındı ve aşağılanmaya da ses çıkarılmadı. Rusya, bir parmak çıtlatıyor Türkiye’ye 40 günde gönderilmeyen Rus turistler nedeniyle 750 milyon dolar kaybettiriyor, bir çıtlatıyor Antalya Havalimanı doluyor. Yani “Senin ekonomine, senin ihracatına, senin güvenliğine zarar veririm” demek istiyor.

- Türkiye ABD ile beyaz sayfa açmaya çalışmasaydı bu sefer sizin az önce saydığınız zararları ABD’den görecekti...

İktidar görebilir ama Türkiye görmezdi… Eğer sen vatanını seviyorsan ayrılırsın, yeni bir iktidar gelir. Yeni bir sayfa açılır. Yeni sayfayı iktidarın vereceği tavizlerle değil, yeni bir iktidarla açabiliriz.

YAPABİLECEĞİ EN İYİ HİZMET TÜRKİYE’Yİ ADİL BİR SEÇİME TAŞIMAK

- “İktidarın Halkbank davasından kurtulmak için Türkiye’nin güvenliği ve çıkarları hilafına veremeyeceği ödün yok gibi” diyorsunuz… Eğer Sezgin Baran Korkmaz ABD'de yargılanırsa yüksek bir hapis cezası kapıda! Yani Sarraf’dan çok daha fazla ödün kapıda denebilir mi?

Şüphesiz. Tabii bunu sadece Halkbank ve Sezgin Baran Korkmaz ile sınırlandırmamak lazım. İktidar 19 yılda hesap verilemez çok iş yaptı. Suriye’de, Irak’ta yaptı. Bakın Rusya’yla cepheleşmeye başlayınca BM’deki suç dosyaları ortaya çıkacak. IŞİD’le petrol ticareti, tarihi eser kaçakçılığı… Bunları Rusya hazırladı, şu anda Güvenlik Konseyi’nde. İktidar hesap verebilir değil… Sezgin Baran Korkmaz ne diyor? “Türkiye’de yargılanmak istiyorum”… Bu, “Yargının üzerinde ağır vesayet var. Sezgin Baran Korkmaz’ın da iktidarla iyi ilişkileri olduğu için, burada yargılanırsa beraat bile edebilir…” demek… Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu iktidarın Türkiye’ye yapabileceği en iyi hizmet, Türkiye’yi adil ve dürüst bir seçime taşımak…

KANAL İSTANBUL BİR DÜŞMANLIK PROJESİ

- Erdoğan, doğanın katli yanında bir yönüyle Montrö’nün ihlali anlamına da gelen Kanal İstanbul’u savunurken “İnsan ölür kalır eseri, eşek ölür kalır semeri” dedi. Nasıl değerlendirirsiniz?

Kanal İstanbul, gerçekten Türkiye’ye, Marmara Bölgesi’ne veya İstanbul’a katma değer yaratacak bir proje olsa, söylediği doğru; bu bir eserdir. Ama bu bir proje değil. Projeler çözüme taliptir, oysa Kanal İstanbul Türkiye’nin başına felaket açıyor. Montrö’yü tartıştıracak ve değişmesine neden olacak bir düşmanlık projesi... Bunun da ötesinde su kaynaklarına, Marmara Bölgesi’nin ekolojik dengesine zarar verecek ve verdiği tahribat gelecek nesilleri etkileyecektir. O yüzden buna eser diyemeyiz. Zaten kendisi de bilimsel gerekçe ortaya koyamadığı için ancak “Çatlasanız da patlasanız da yapacağız” diyebiliyor.