Eski Merkez Bankası Başkanı Gültekin anlattı: Sürdürülebilir büyüme için ne yapmalı?

Eski Merkez Bankası Başkanı Prof. Dr. Bülent Gültekin, Türkiye'nin sadece ekonomi alanında değil iç ve dış politika alanlarında da sürdürülebilir politikalara ihtiyacı olduğunu belirterek, "Bizim uzun vadede sorunu çözebilmemiz için tasarrufları artırıcı ve ihracata yönelik bir ülke haline gelmemiz lazım" dedi.

29 Mart 2021 Pazartesi, 13:11
Eski Merkez Bankası Başkanı Gültekin anlattı: Sürdürülebilir büyüme için ne yapmalı?
Abone Ol google-news

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Mart gecesinde TCMB Başkanı Naci Ağbal'ı görevden alarak, yerine eski milletvekili ve Yeni Şafak yazarı Şahap Kavcıoğlu'nu atamıştı.

Piyasalar, TCMB'deki başkanlık değişimine sert tepki verirken, dolar/TL kuru haftanın ilk işlem gününde yüzde 11.62 yükselişle 8,0581 seviyesinde işlem görmeye başladı.

Eski TCMB Başkanı Prof. Dr. Bülent Gültekin, Türkiye’deki sıkıntının yönetimin, ekonomi politikalarını tayin etmekte ciddi şekilde zorlanmasından kaynaklandığını belirtti. Gültekin, "'Birisini indirirsek öbürü düzelir’ gibi basit bir yaklaşımla bunu çözmek mümkün değil" dedi.

Gültekin şöyle devam etti:

"Genelde yanlış ve sürdürülemeyen politikalar bir şekilde özellikle açık ekonomide kur üzerinde baskıyla veya enflasyonla ortaya çıkar veya ikisi beraber bir arada olur. Bunun üzerine gitmek sanki sadece Merkez Bankası’nın çözebileceği bir sorun gibi görülür. Hâlbuki bunun altında yatan birçok değişkenden vardır. Biz kura ve faizlere baktığımız zaman bunu bir hastanın semptomları gibi düşünülebiliriz. Bunun tedavisi de tabii önce hastalığın yani problemin ne olduğunu anlayıp ne yapılması gerektiğine karar verilmesidir. Eğer olay sadece yüksek faizlerden ve dolayısıyla kurdan yakınmak olursa ‘birisini indirirsek öbürü düzelir’ gibi basit bir yaklaşımla bunu çözmek mümkün değil. Bana kalırsa esas sorun; siyasiler ile işini bilen teknisyenler arasında uyum olmadığı zaman siyasetçilerin aklının hep ne pahasına olsun büyümeye gitmesidir. İktisatçıların görevi ise bu büyümenin dengeli ve sürdürülebilir olmasını sağlamaktır. Bu tür yaklaşımlarda bir çatışma çıktığı zaman veya siyasi irade ne yapılması gerektiğini anlamadığı zaman suçlayacağı insanlar Merkez Bankası Başkanı, Maliye Bakanı, bürokratlar olabilir. Bunları değiştirerek siyasi açıdan belki zaman kazanır fakat sorunların üzerine gidilmemiş olur."

UZUN VADELİ SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR BÜYÜME PLANI

"Neden buraya geldik" sorusunu anlamazsak buradan çıkılmasının da mümkün olmadığına değinen Gültekin, "Türkiye’nin çok ciddi bir yapısal sorunu var. Bu ilk defa olmuyor. Çok geriye doğru gidiyorum, 1950’lilerin sonunda itibaren Türkiye, zaman içinde gelişirken, ekonomi dışa açıldığı zaman hem kambiyo hem de banka krizleri ile neredeyse 10 yıl devam eden periyodik krizlerden geçer. Bu dönem biraz daha uzun oldu, çünkü dünya şartları çok daha farklıydı. Fakat bunun arkasında yatan temel neden Türk ekonomisindeki tasarrufların yeterli olmaması. Uzun vadeli sürdürülebilir bir büyümenin olması için ‘Ekonomiyi nasıl dengeleriz?’ sorusunun henüz anlaşıldığını sanmıyorum. ‘Buradan nasıl çıkarız?’ sorusuna verilen cevaplar genellikle çok kısa vadeli, temele inmeyen cevaplar oluyor. Şu anda tartışılan konular neler? Faizlerin inmesi evet fakat faizlerin inebilmesi emir komuta ile olacak bir iş değil. Önce enflasyonun inmesi lazım. Bu tabii kısa vadede denklemin bir parçası. Bizim uzun vadede sorunu çözebilmemiz için tasarrufları artırıcı ve ihracata yönelik bir ülke haline gelmemiz lazım" diye konuştu.

İKTİDARIN İLK YILLARI   

İktidarın teslim aldığı ekonominin 2001 sonrası krizi olduğuna dikkat çeken Gültekin, şunları kaydetti:

"2002 yılında Türkiye’ye verilen bir sürü paket, tedbirler vs. vardı. Amaç uzun vadede ihraç edilebilir bir ekonomi haline gelmekti. Özellikle 2002 yılından itibaren bu hükümet, değişik nedenlerden dolayı inanılmaz derecede yurt dışından destek gördü. Türkiye’nin ortak pazara gireceğine yönelik bir ümit belirdi ve Türkiye bir anda çok ciddi örnek yükselen ekonomilerden birisi olarak sunuldu. Göstergeler doğru idi. Gecikmiş özelleştirmeler bu dönemde yapılabildi. Türkiye’nin dış borcu özellikle kamu borcu hızla azaltıldı. Hükümet, geçmişteki hükümetlerin tersine mali disipline ciddi derecede önem verdi.

Unutmamak gerekir; 1994 yılında Gümrük Birliğine girdikten sonra Türk ekonomisi ve imalat sektörü çok ciddi bir rekabet ile karşılaştı. Buna karşı Türk imalat sektörü yatırımları artırarak daha rekabetçi bir şekle girdi. 2002’lere geldiğimiz zaman bir tarafta Türk ekonomisi daha rekabetçi bir hale gelmişti. Yatırımlar artmaya başlamıştı. Türkiye’ye o dönemde gelen sermayenin büyük bir kısmı ihracata yönelik olmaktan ziyade iç piyasayı ele geçirmek üzereydi. Yani bankacılık sektörü, Telekom gibi tamamen içeride hizmet veren sektörlere kaydı."

SÜRDÜRÜLEMEZ NOKTADA HÜKÜMET NE YAPACAK?

2008 mali krizini anımsatan Gültekin, şu ifadeleri kullandı:

"2008 yılında dünyada mali bir kriz oldu. AB hızlı ve yeterli bir şekilde bu krize cevap veremedi. ABD daha hızlı davrandı ama doların uluslararası rezerv para olması gibi bir imkânları vardı. Türkiye’de de bir anda sermaye akışları azaldığı zaman büyüme de durmaya başladı.

‘Türkiye dış kaynak olmadan büyümez’ lafının arkasında başka bir olay daha var. Yurt dışından kaynaklarla, banka sistemini kullanarak, kredi hacmi genişletildiği zaman iç pazar da genişler. Fakat bu arada ciddi derecede ithalat talebini de cari açığı da artıyorsunuz. O yüzden bu sürdürülemez noktada hükümet ne yapacak? Genelde makroekonomide şöyle bir prensip vardır; Bir hükümet veya bir ekonomi yönetimi aynı anda kuru, faizleri ve açık piyasa ekonomisine devam etmek istiyor ise aynı anda faizleri ve kuru tayin edemez. Eğer siz hem para politikasında bağımsızlık hem kur politikasında bağımsızlık istiyorsanız o zaman sermaye kontrolü getirmek zorundasınız."

"EKONOMİK BÜYÜMEYİ BELEDİYECİLİK GİBİ GÖRÜYOR"

Gültekin, tek adam yönetiminin ekonomik kalkınmayı belediyecilik anlayışı gibi gördüğüne dikkat çekerek, "Ülkede tek adam rejiminin uygulandığı garip bir yönetim tarzı var. Bu yönetim ekonomik kalkınmayı belediyecilik gibi görmekte. Bana kalırsa AKP’nin gelişme anlayışı Türkiye’yi bir Dubai haline getirmek. Nitekim İstanbul’un geldiği noktaya bakarsak; inşaat projeleriyle, kanal projeleriyle… Altyapı yatırımları tabii ki uzun vadede getirisi yüksek olur. Fakat bunların zamanları önemli. Faizler yükseldiği zaman istihdam konusunda sorun çıkmaya başlıyor. Fakat öbür tarafta siz faizi indirmeye çalışırsanız bu sefer talep kura doğru yönelmekte ve Türk lirası değer kaybetmekte. Buradaki sıkıntı; Türkiye’de kamu borcunun azaltılmış olmasına rağmen Türkiye’deki genişleme büyük ölçüde dışarıdan gelen kaynakların banka kesiminden geçerek özel sektöre dağıtılması oluyor. Türkiye’de istatistiklere baktığımız zaman kamu sektörü, geçmiş yıllara göre aha az borçlu fakat borcun büyük bir kısmı geçmişten çok daha fazlasıyla özel sektörde. Bunlar da büyük ölçüde döviz cinsinden borçlanılmış" diye konuştu.

"SADECE EKONOMİK İSTİKRAR YETMEZ"

Ekonominin yanında iç ve dış politika alanlarında da sürdürülebilir politikaların olması gerektiğine değinen Gültekin, "Sadece ekonomik istikrar değil aynı zamanda jeopolitik olarak da iç ve dış politikada da istikrar gerekiyor. Bir ülke düşünün; bütün komşuları ile kavgaya girmiş, dış politikada müttefikleri veya eski müttefikleri ile doğru yanlış karşılıklı kavgaya girmiş… Türkiye’nin bir defa dış politika kaynaklı sıkıntıları var. Türkiye, dış politikada tutarlı olması gereken bir bölgede konumlanıyor. İç politikada da aynı şekilde tutarlı olması gerekiyor ve üçüncü olarak ekonomik politikalarda da tutarlı olması lazım. Bunları yapamadığınız zaman ve hastalığın sadece semptomlarının üzerine giderseniz, o zaman her seferinde bu işi beceremedi diye Merkez Bankası’nın başına başka birini getirirsiniz" ifadelerini kullandı.