Geleceğimize sahip çıktık

Gezi’deki simge fotoğraflardan biri oldu “sapanlı teyze” Emine Cansever. 27 yıl hapis cezası ile yargılanıyor ama ‘pişman’ değil. “Biz geleceğimize sahip çıkmak için sokağa çıktık” diyor. Gezi’de vurulan Lobna Allami, müzikle hayata tutundu. Berlin’de yaşıyor. ‘O adam giderse’, belki bir gün Türkiye’ye geri döneceğini söylüyor. Duran Adam’ın yeni bir pasif direniş önerisi var: ‘Bu sistemde eğitim almayı reddetmek...’

28 Mayıs 2016 Cumartesi, 23:25
Abone Ol google-news
Gezi direnişi,  Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere, yaşam alanlarına yapılan saldırılara karşı, her yaştan ve siyasetten insanın tüm farklılıklarıyla bir arada durabildiği tarihi bir dönemeçti. Üzerine çok şey yazıldı, söylendi.... Yazılmaya da devam edecek.  Dönemin Başkakanı olan Recep Tayyip Erdoğan, Gezi’deki orantısız güç kullanımını  ‘polisimiz destan yazdı’ diye teşvik etmişti. Asıl destanı, canları pahasına, Gezi Parkı’na ve özgürlüklere sahip çıkanlar yazdı.  Direnişten geriye kalan o duvar yazıları ve simge fotoraflar,  yıllar geçse de utunulmayacak.  Gezi’nin 3. yılında,  o fotoğraflara yeniden bakmak, hafızayı tazelemek hepimize iyi gelecek... 
 
Gezi’de polise attığı sapanla tanınan ve “Sapanlı teyze” olarak bilinen Emine Cansever:  “Gezi süreci beni gençliğime götürdü. ‘Tamam’ dedim,  ‘halk budur.’ ‘Bu halk devrimi yapar...’. Bir umut, ışık gördüm. Duygulanıyordum. Vapurla gelip gidiyor, gençlerle sloganlar atıyordum. Farklı bir heyecan vardı. Tıpkı 15-16 Haziran işçi direnişindeki gibi bir kımıldama oldu. TOMA’lar saldırıyor, gençler, kafaları kırıldığı, gözleri çıkarıldığı halde direniyordu. Bunun iki ağaç için kopartılmış bir patırtı olmadığını biliyorduk. Çünkü yaşam şartlarımız ağırlaştırılıyor, özgürlüklerimize saldırıyorlardı. Sonradan, iktidarla yapılan görüşmelerde, halkın talepleri yerine getirilmedi. Ama o umut bitmiş değil. Bugün Gezi olsa yine giderim. 27 yıl hapis cezası ile yargılıyorlar ama istedikleri kadar yargılasınlar. Biz orada geleceğimize sahip çıkmak için sokağa çıktık.  Gezi’den dolayı hiç bir pişmanlığım olmadı. Bedelsiz mücadele olmaz. Nereler de bedel ödenmiyor ki... Yaşarken de bedel ödüyoruz. Örneğin, insanca yaşayamıyoruz. Toplu taşıma hakkı,  eğitim hakkını, sağlık hakkı, hiç hakkı olması gerektiği gibi kullanamıyoruz. Bizi dayanışma ile suçluyorlarsa, dayanışmaya devam edeceğiz. Biz köyde tarlada ekin ekerken de dayanışma içindeydik, ortak hayvan otlatırken de dayanışma içindeydik. Ben bu suçu işlemeye devam edeceğim. Niye polise taş attın diyorlar? Ben de diyorum ki; kimin ayağına basarsan bas o kişi bir gün Köroğlu olur başkaldırır. Polis saldırırken tabi ki bende baş kaldıracaktım. Gezi meşru bir halk hareketi mi diye tartışıyorlar! Evet Gezi meşru bir halk hareketidir. Gezi’den sonra hayatımdaki tek değişiklik, bir ara tutuklandım ve hakkımda dava açıldı. Aslında benim üzerimden halka mesaj vermek istediler. “Bak bu kadının saçı başı bembeyaz ama sapan attı ben bunu içeri atarım” diyerek halka korku vermek istediler.”

Bu devran böyle gitmeyecek

‘Sıkışmış enerji patlaması’
 
Taksim Meydanı’nda elinde Türk bayrağı olan bir yurttaşı polis müdahalesinden elinden tutarak kaçırmaya çalışan Kürt genci Ali Şahin:  “Gezi’yi ne bir devrim hareketi, ne hükümeti düşürecek  ne de ülkeye demokrasi getirecek bir eylem olarak görmedim. Gezi sıkışmış bir enerjinin patlamasıydı. Olaylar sırasında Şanlıurfa’da çalışıyordum ve burada olmam gerektiği için işimi bırakıp geldim. Devletin halka uyguladığı şiddete karşı halkın yanında yer almak istedim. Tarlabaşı’ndaki Nevruz kutlamalarında daha fazla ölüm riski aldığımı düşünüyorum. Bu ülkede 6-7 Ekim olayları yaşandı, Sur’da evler yıkılıp ateşe verildi. Bugün ülkemizde yaşanan durum o dönemden daha karanlık. Orada bayrak üzerinden bir değerlendirme yapılıyor. Ben bir insanı kurtardım. Yoksa üzerinden polis panzeri geçecekti. O bayrak Türk halkının birleştirici ve saygı duyduğu bir simgedir ve bizde buna saygı duyarız. Elinde Türk bayrağı var diye kurtarmadım ki. Bir nevi orada benim yoldaşımdı.  Gezi’den bu yana Kürtler, Aleviler, devrimciler ve sosyalistler aynı noktada. Tek fark liberaller ve kemalistler açısından değişiklik oldu. O dönem halen iktidarın ortağı olduklarını ve parmak sallayabileceklerini düşünüyorlardı. Böyle olmadığını gördüler. Bugün solcular oturmuş Meral Akşener kazansa da AKP gitse diyor. Bu kadar aciz, umutsuz siyaset düşünüyorlar. Bu ülkede gerçek anlamda sosyal demokratlar, Kürter, Aleviler, devrimciler ve sosyalistler birleştiği zaman yaşanabilecek bir noktaya gelir.  Günlük yaşamımda da pek bir farklılık yok. Sinema sektöründe sanat yönetmenliği görevi yapıyorum. Şimdi Rojava’nın uzun metrajlı filimini çekiyoruz. Ölenlere bir bakın hep emekçi ve Alevi çocukları. Devletin Kürtler’e savaş açtığını düşünüyorum. Artık toplumun birlikte harekete geçmesi lazım. Belki bedel ödeyeceğiz ama hep birlikte kurtulacağız.”   

‘Acıyla yaşıyorum’
 
Gezi’deki polis şiddeti, 8 genci canından etti, 11 kişinin gözünü kaybetmesine neden oldu. 60’ı ağır, binlerce kişi yaralandı. 103 kişi kafa travmasına uğradı. Şiddetin sorumluları ise 3 yıldır yargı önüne çıkarılmadı.  O şiddetin ardından hayatını A’dan Z’ye yeniden yapılandıran bir isim Lobna Allami.  Taksim’de 31 Mayıs’ta gaz bombasıyla başından vurulduktan sonra bilinci kapalı bir halde yerde yatarken çekilen fotoğrafıyla tanıdık onu. Şimdi Berlin’de yaşıyor. Maxim Gorki Tiyatrosu’nda çalışıyor. Lobna, tiyatronun  yöneticisi Şermin Langhoff’un desteğini anlatıyor uzun uzun. Berlin’de kalmasını, tiyatroda çalışmasını sağlayan isim Langhoff: “Önceden tanışmıyorduk. Gezi’de olanları duymuştu. Beni görünce sarılıp ağladı. Sonra da bırakmadı.” Lobna, ayağa kalkıp, konuşunca ilk kez  Maxim Gorki Tiyatrosu’nda  “Akdeniz’in Tuzu” adlı iki günlük bir festival düzenlemiş. Şimdi,  3 kişilik bir tiyatro oyunu üzerinde çalışıyor. İki beyin cerrahıyla aynı sahneyi paylaşacak. Oyunun konusu ise insan beyni: Kafatasında hasar olan insan tekrar nasıl öğreniyor, ayakta nasıl duruyor? Oyunda, Lobna’nın hayatı anlatılacak. Vurulduktan sonraki ve vurulmadan önceki bütün hayatı...  
 
Lobna’nın tedavisi ise 3 yıldır sürüyor.  Çalışırken de üç kez epilepsi krizi geçirmiş. Sağlık durumuyla ilgili şunları söylüyor: “Acıyla yaşıyorum. Her gün altı tane ağrı kesici alıyorum. Epilepsi vurulmadan önce yoktu. Epilepsi nedeniyle de 3 bin miligramlık ilaçlar alıyorum. Geçen hafta yine ameliyat olacaktım. Hasarlı kafatasını çıkarıp, yerine estetik bir şey koyacaklardı. Artıları ve eksilerini duyunca ağrı ile yaşamayı tercih ettim. Çıkarırlarsa yüzde 10 iltihap olma ihtimali var. İltihap olursa o parçayı 6 ay buzdolabına koyuyorlar. Tekrar takıyorlar.  Bendeki ağrıların azalma ihtimalinin olmadığını düşünüyorlar. Daha düzgün bir kafatasım olurmuş. Şu an eğik bir kafatasım var. Ben de dedim ki ‘benim kafam bence iyi şu an...’ Kafamı bir yere vurmamam da lazım. Sol tarafta, kafatasım ile beyin arasındaki zarlar yok. Direk birbirine değiyorlar. Çok yaşlanınca kask takacağım...”
 
‘O adam giderse’
 
Loba’nın Türkiye’ye küskünlüğü ise devam ediyor. Bu konudan bahsederken hüzünleniyor.  Gezi’yi sorunca ise “ Diyarbakır harap, Suriye yerle bir, Filistinliler 68 senedir öldürülüyor.  Ne diyebilirim ki...  Ne yapabiliyoruz” diyor.  Berlin’de mültecilerle de çalışıyor Lobna.  Etrafındaki herkesten birşeyler öğrendiğini dile getiriyor: “Mültecilere yardım ederken onlar da benim hayatıma devam etmemi sağlıyorlar.” Lobna, Taksim’de vurulduktan sonra 1.5 sene hiç konuşamamıştı. Müzikle hayata döndüğünü vurguluyor. Şu satırları okuyanlar için de şunları söylüyor: “ Uyandıktan bir hafta sonra annemi ve kardeşimi tanıdım. Bir doktor geldi ve  küçük bir test yaptık. ‘Şu an konuşamıyorsun ama tekrar öğreneceksin’ dedi. ‘Biraz bekle’ diyerek odadan çıktı.  O an ya kendinizi o pencereden atacaksınız ya da yaşamaya devam edeceksiniz... Devam etmek zorundasınız, pes etmek yok...  Küçük bir odada müzik dinledim. Müziğe kaçıyordum. Müziği takip etmek kolaydı. Çünkü konuşulanları anlamıyordum... Müzik, aşk ve barış. Yeter. Başka bir şey istemiyorum. Herkes de bunun istesin.” ‘Bir gün Türkiye ile barışır mısın?’ diye sorunca da yanıtı şöyle oluyor: “O adam giderse... Osmanlı’dan bu yana, Arapları, Kürtleri, Ermenileri hala kabul etmemek... O  ülkede, bir gün, yeni ve daha güzel bir şey olacak mı? Dünyaya karşı umudum var ama orayla ilgili her zaman şüphem oldu. 20 sene yaşadım orada. ODTÜ'de okudum. Müzik yapıyordum. Gezi’ye kadar kimse benim adımı bilmiyordu. Şimdi herkes biliyor ama eyvallah...”

‘3 yıl önceden daha kötüyüz’

Duruşuyla simge olan Erdem Gündüz, 37 yaşında. Modern dansçı. 17 Haziran 2013’te saat 18.00 sıralarında Taksim Meydanı’nda AKM’ye karşı ‘durma’ eylemine başladı. Ayağının dibinde siyah bir sırt çantası vardı. Eylemini gece saat 02.00’da sonlandırdı. Yüzlerce yurttaşın destek verdiği eylem kısa sürede tüm Türkiye’ye yayıldı.  Kendini ‘herhangi biriyim’ diye anlatan Gündüz, “Herkes kendi yolunu bulabilir. Politikacılar eğitim sisteminden elini çekmediği sürece ne özgür düşünce ne de hür irade olacak. Belki, pasif direniş olarak, eğitim almamayı önerebilirim” diyor.  Gündüz, 3 yıl önceye göre daha kötü durumda olduğumuzu dile getiriyor: “Şimdi daha çok üzülüyorum.  İşçi hakkı, kadın hakkı, yaşam hakkı, insan hakkı ihlalleri giderek arttı. Bu konuda kazınılmış pek çok şeyi kaybetmiş durumdayız.  Düşünce ve ifade özgürlüğü noktasında, gittikçe her şey daha kötüye gidiyor. Doğa tahrip ediliyor....  Gezi, bir  deşarj olma anıydı. Hızını aldı, gittikçe sönümlendi. Deprem gibi..  Benzer bir olayın bir daha yaşanması mümkün değil, sistem öğrendi, önlemini alacak.” Duran Adam eylemini sorunca, “herkes gibi ben de protesto yaptım o kadar. Gezi olmasaydı duran adam da olmazdı.  Sonuca bakarsak, demek ki günlük hayatımıza bu protestonun pek bir etkisi olmamış. Eylem o dönem insanlara umut verdi. Ben de bir umutla orda durdum ama...” diyor. Demokrasinin kapitalist sistemin, emperyalist ülkelerin oyuncağı olduğunu vurgulayarak, devam ediyor: “Çok kemikleşmiş artık problem. Kronik sırt ağrısı gibi...  O ağrının iyileşmesi için yaşam tarzınızı tümden değiştirmeniz gerekir. Ama aksine bir gidiş var.  Gezi Parkı’nın da her gün bir parçası yok ediliyor, talan ediliyor. Merdiven ya da yol yapma bahanesiyle yapılan çalışmalara bakın. Ağaçların tepeleri kesilerek kurutulmasına sonra da sökülmesine bakın...” Gündüz, Gezi’nin yıldönümüyle ilgili ise şöyle konuşuyor: “Onlarca genç öldürüldü.  İnsanlar yaralandı, gözlerini kaybetti.  Bunların hesabı sorulmamışken neyi kutlayacağız. Bir yıldönümünden söz edecek durumda değiliz...”
 
 
‘Onur duyuyorum
 
Gezi’nin doktoru olarak bilinen CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker: “Gezi faşizmin tüm organlarıyla kendini hissettirdiği, bu kadar da olmaz diye insanların isyan etmesinin bir sembolüydü. Ben de bu ülkenin bir yurttaşı olarak isyan edenlerden biriydim. İlk gün polis müdahele edince doktor olduğum için arabamdaki sağlık çantamla yaralılara müdahele ettim. Polis şiddeti devam edince, bir hekim olarak hep orada bulundum. Bugüne baktığımızda, TOMA ve polis sayısı artırıldı. Yandaşlar daha da zengin oldu. Gezi bize ‘ne kadar baskı kurarsanız kurun kaderimize sahip çıkmak için kimseyi tanımayız’ dedirtti. Gençlerin bu işe sahip çıktığını, faşizmin kolay kolay gelemeyeceğini ve kendisini dayatamayacağını da bize gösterdi. Herkesin umutsuzluğa kapıldığı dönemde bir pırıltı ve cevher olarak kendini var etti. Halk Gezi ile birlikte hesap sorma yöntemini buldu. Eninde sonunda hesap vereceklerini bilenler, bugün sistem değiştirmeye çalışıyorlar. Ancak Gezi bize baskı ortamlarında yol göstermeye devam edecek. Ben o gün yaptıklarımdan onur ve gurur duyuyorum. Bugün olsa yine yaparım. Bugün de Gezi’ye yakışır bir duruşu örgütleyecek durumdayız. Gezi’de kaybettiğimiz çocuklarımıza borcumuz var. Bu mücadeleyi hep birlikte vermek zorundayız.”