Gezi parkı direnişine sürdürülebilir yaşam perspektifiyle bakış

Gezi Parkı'nda başlayan ve tüm Türkiye'ye yayılan direniş olgusuna sürdürülebilir yaşam bakışıyla üç boyutta (iktisadî - toplumsal - ekolojik) bakıldığında sorunsal tam kapsamlı ele alınmış olur.

22 Ağustos 2014 Cuma, 12:42
Abone Ol google-news

İşin ekolojik boyutu

Direniş Taksim gezi parkında Topçu kışlası kisvesiyle bir alışveriş merkezi inşaatı için oradaki ağaçların kesilmesine karşı eylemcilerin direnişi ile başlamıştı anımsayacağınız üzere. Polis-jandarma jargonuyla söylersek 'malum şahıs', çok sayıda fidan diktikleri savını ileri sürdü. Fidanla ağacın, ağaçla ormanın aynı şey olmadığını bilmiyor olmalı; ayrıca, Atatürk'ün Yalova'daki çiftlik evinin kendisini, ağacın dalı kesilmesin diye biraz öteye taşıttığını da bilmiyor olabilir mi bu şahıs? Aslında burada ağaç simgesini iyi anlamak gerek, ağaç yaşam demektir, bre!

Aslında bu sorunsalın tam adı kentsel dönüşüm denilen kent ekolojisi tahribatı projesi kuşkusuz. Bu proje iktisadî ve toplumsal boyutları da olan ve bunların birbiriyle girişik olduğu bir proje.

Maalesef ülkemizde bütünleşik algı yeterince oturmuş değil. Bu nedenle birçok kişi bu işin bir 'ağaç meselesi' olmadığını ya da onun ötesine geçtiğini söylüyor. Yanlış, daha doğrusu eksik! Yanal düşünme tekniğiyle bütünleşik algı yerine sıraerkil (hiyerarşik) algı dizgesiyle anlamaya çalışıyorlar sorunu bu kişiler. O zaman da mesele düzgün kavranmıyor.

Sorunsalın toplumsal boyutu

Toplumsal bağlamda yapılmak istenen hamleyle, sağlanmak istenen amaç ve hedefler şunlar galiba: 31 Mart gerici ayaklanmasının simgesi Topçu Kışlası (ayrıntılı bilgi için bkz. Miyase İlknur'un Cumhuriyet'teki yazı dizisi,16.6.2013 ve izleyen günler) inşasıyla toplumsal belleğin Cumhuriyet'ten emperyalizmin yeni tezgahladığı Yeni-Osmanlıcılığa kaydırılması; halkın (1 Mayıs vb. eylemlilikleri yaşadığı) meydanının elinden alınması.

Sorunsalın iktisadi yanı

Bu boyutta ilk gözümüze çarpan şey, neo-liberal siyasanın sıkı izleyicisi olan iktidarın, düşsel-mekanlarla örgütlenmesi (mekansal fantazmagorisi) büyük alışveriş merkezi oluyor.

Emperyalizmin yeni-liberal sosyo-iktisadî yapısında iktisadî zincirdeki dağıtım işlevine ait kalıp artık değişmiştir. Daha önceki dönemde bu işlevi gören parekendeci esnafların modası bitmiş, yerini büyük alışveriş merkezleri almıştır. Türkiye'de de bu dönüşüm, özellikle 24 Ocak 1980'den sonra başlayıp, giderek hız kazanmıştır. İstanbul-Ataköy'deki Galleria, ABD Houston'daki benzerinden kopyalanmıştı, bir ilk olarak!

AVM Yatırımcıları Derneği'nin son yaklaşık rakamlarına bakalım. 81 ilin 53'ünde AVM'ler varmış. Toplam 310 AVM'nin (2013 sonu tahmini 337) 101'i İstanbul'da imiş.

AVM denilen mekan, aşırı tüketimin kutsallaştırıldığı, aldatıcı görünümlerle dolu bir mabettir aslında! Parekendeciliğin çok ötesine geçen kamusal bir yaşam (eğlence) alanı oluverdiler bu mabetler. Bu mabetlerde insan(cık)ların gelecekteki gelirlerini plastik bomba da denilen kredi kartlarıyla harcamaları, gereksinmesi olmayan isteklerine şehvetle sahip olmaları bir fantezi gibi görünüyor; ama uçan ya da buharlaşan diyelim 'gelecekte sağlanacak gelirler' ve borçlanmalar acı ama gerçek. Bu kamusal mekan, bir soygun filmi kurgusuyla kurgusal bir mekan oluvermiş durumda. Burada görmek ve görülmek de bir şey, ama kişiler burada şeyleşiyor aslında, hiçleşiyorlar belki de! Bu eğlence merkezinde eğlendikçe-satın aldıkça sanal tatmin(sizlik) ve büyülü ortamda kayboluyor Bay(an) Hiç-Şey!

Emperyalizmin AVM mabetlerinde görüntüsel olarak toplumsal ve kültürel unsurlar, tırışkadan pop müzik konserleri, aydınlatma gösterileri vb. ile ön plana çıkarılıyor. Mabette alt gelirliler çoğuncalıkla ucuz çöp gıda yiyip, seyirlikte seyirci konumunda izlerken, orta ve üst gelirliler de veriş-alış yapıyorlar.

Sonsöz: Mesele ağaç mı? Yoksa Topçu Kışlası kisvesiyle aslında AVM mi? Yoksa AKP mi, ya da rejimin kendisi mi? Belki de mesele çok acil demokrasi.