Gotik fantastik bir kadın romanı!

Cinsel, etnik ve dini ayrımcılığın, kadın cinayetleri başta olmak üzere kadına yönelik şiddetin tüm biçimlerinin sıradanlaştığı günümüzde Özlem Ertan, Dolunay Ayini (Dark İstanbul) romanında yarattığı fantastik, gerçeküstü ve büyülü atmosfer içinde; Yunan mitolojisinde ötekileştirilen kadınların hikâyelerinden, İstanbul’un kadim geçmişine kadar uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Ve bu kapsamlı tarihselliğin bir noktasında , 6-7 Eylül Olayları’nı da içeren toplumsal meselelerle hesaplaşmaya girişiyor.

03 Nisan 2021 Cumartesi, 00:02
Abone Ol google-news

CADILARIN TANRIÇASI; HEKATE!

Yazar Özlem Ertan’ın, Dolunay Ayini romanında, Yunan tanrıçası Hekate anlatının baş figürü olarak karşımıza çıkıyor. Hekate edebiyatta ve birçok fantastik dizide adı sıkça anılan bir tanrıça. Anadolulu. Karyalı. Yazara göre, sanılanın aksine kötücül bir tanrıça değil. O, Ay’ın hanımı, yeraltının hâkimi, kentlerin koruyucusu. Kadınların, cadıların tanrıçası. Yeraltının kapılarını açan anahtarların da sahibi.

Ertan, cadıları -alışılageldik kimliklerinin ötesini göremeye çalışarak- kötücül olmaktan ziyade bilge, doğayı tanıyan, şifacılık hünerleri gösteren, doğanın ve hayvanların dilinden anlayan değerli kadınlar olarak tanımlıyor ve tanıtıyor.

Hikâyemize gelince… Aydan, İzmir’de yaşayan, annesini ve babasını kaybetmiş, yıllarca üvey babası tarafından cinsel tacize uğramış, yıpranmış, içine kapanmış bir karakter. Yaşama, kimselerle paylaş(a)madığı derin hayal gücüyle direniyor. Ayrıca hayaletleri görme gibi bir yeteneği var.

Olaylar bir gece annesinin hayaleti karşısında beliriverdiğinde başlıyor... Annesi Aydan’a “göründüğünde” kızına İstanbul’a, Beyoğlu’na gitmesini ve onu orada bulacağını söyler. Genç kadın bunun üzerine soluğu İstanbul’da alır.

Aydan’ın Beyoğlu’nda tanıştığı Ece Hanım, eşlerinden şiddet görmüş kadınlara maddi karşılık göz etmeden yardım eden avukat Hilal Hanım’ın bürosunda sekreterlik işi bulması için yardımcı olur.

ANTİK ÇAĞ VE AYDAN’IN RÜYALARI!

Aydan kısa süre sonra antik çağ tapınaklarında dolunay altında düzenlenen ayinlerle ilgili rüyalar görmeye başlar. Rüyalarındaki ayinlerin birinde siyah köpekler tarafından parçalanan bir adam görür.

Birkaç gün sonra gazetelerde Emirgan Korusu’nda köpekler tarafından parçalanmış bir erkek cesedi bulunduğunu, üstelik maktulün karısını öldürmek suçundan arandığını okur. Koruda bulunan ceset Aydan’ın rüyasında gördüğü, siyah köpekler tarafından parçalanan adamın ta kendisidir.

Bir başka rüyasında beş kadın bir erkeği yılanları kullanarak zehirler. Bu rüyasından sonra da yılan tarafından zehirlenmiş bir erkek cesedi bulunur. Maktul üç kadının öldürülmesinden aranan bir cinayet zanlısıdır.

Aydan’ın rüyalarıyla gerçek yaşamda işlenen cinayetler arasında nasıl bir bağlantı vardır? Aydan günümüz İstanbul’unun tarihi semtlerinde dolaşıp gerçek kimliğini bulmaya uğraşırken, kendisine Ece Hanım’ın anlattığı antik çağ hikâyeleri ve tanrıça Hekate destek olacaktır.

Özlem Ertan’ın Dolunay Ayini, bir yandan içerdiği derin Antik Çağ mitoloji bilgisiyle okuru bilgilendiren öte yandan kahramanlarını dolaştırdığı tekinsiz mekânları ve hayaletleriyle gotik bir atmosferde gelişen bir fantastik kadın romanı.