Gücün kilidi özgürlükler

Siyaset bilimine ‘yumuşak güç’ü sokan Prof. Nye, Cumhuriyet’e konuştu.

11 Nisan 2019 Perşembe, 22:37
Abone Ol google-news

Prof. Nye, arkadaşımız Mine Esen’in sorularını yanıtladı

Direksiyonda Trump yönetimiyle birlikte Amerikan dış politikası “geleneksel müttefiklerinden düşmanları”na geniş yelpazede, inişli çıkışlı siyasi manevralarla tartışmaların merkezindeki “Önce ABD” sloganının içini doldurma çabasında. Washington’ın bildik neoliberal politikalarında bu kez aşırı dozda görünür kılınan ekonomi vurgulu, yaptırım sopalı “tek yanlı korumacılık” siyaseti, uluslararası güç mücadelesinde tansiyonu da haliyle yükseltmiş halde.

<haber-dikey:1341995>

ABD’nin günümüzde Cumhuriyetçi kanattan Trump iktidarıyla yürüttüğü bu politikaya kendi içinde de eleştiriler az değil. Bunlardan biri de dünyanın önde gelen uluslararası ilişkiler kuramcılarından biri olan, siyaset bilimine “Yumuşak Güç” kavramını taşıyan ABD’li Prof. Joseph S. Nye Jr.

Harvard Üniversitesi Üstün Hizmet Emeritus öğretim üyesi, Demokrat Partili Bill Clinton yönetiminde de görev alan Prof. Nye’ın kendi ifadesiyle “İstediğinizi çekim yoluyla elde etmek anlamına gelen ‘Yumuşak Güç’ bir ülkenin kültüründen, ideallerinden veya politikalarından kaynaklanabilir. Bunun için etkili bir dış politika şart... Diplomasi, uzlaşma sağlayabilmektir. Bunun altında dünya siyasetinde nüfuz sahibi olmak için zorlama ve yaptırımlar yerine, başkalarının tercihlerini değiştirme fikri yatar.” Nye’ın “Yumuşak Güç” için masaya koyduğu önemli bileşenler arasında demokratik değerler, hak, özgürlükler var.

Sabancı Center’da söyleştiğimiz Nye’a, Trump dönemini nasıl değerlendirdiğini soruyoruz. Trump döneminde ülkenin “Yumuşak Gücü”nde gerileme olduğuna işaret ediyor, bu çerçevede Washington’ın Transatlantik ilişkilerinde, uluslararası örgütlerle yaşadığı gerilimlere dikkat çekiyor.

PROF. NYE - ABD ile Avrupa birçok ortak değere sahip. Ancak Trump bunu koruyamadı, ekonomik çıkarlar konusuna çok fazla odaklandı. Trump’ın “Önce ABD” söylemini yanlış uyguladığını düşünüyorum. Elbette kendi ülkenizin çıkarlarını korumalısınız ama bunu yaparken ittifaklıklarınıza, uluslararası kurumlarla işbirliğine zarar vermemelisiniz. Sağladığınız çıkarlar ortak payda da buluşabilmeli. Tek başına askeri, ekonomik güç yeterli değil. “Yumuşak Gücü”nüzle çekim alanı olmalısınız. 

Ankara - Washington hattı uzun süredir gerilimli... Türkiye’nin Rus S-400 sistemi satın alma hamlesine ABD’nin muhalefeti sürüyor, Ankara ise geri adım atmayacağını kesin dille belirtti. Sizce ilişkiler nasıl ilerler?

İki ülkenin tarihsel olarak, NATO’yu da katarsak müttefikliği uzun yıllara dayanıyor. Sorunlar hep oldu, ülkelerin ulusal çıkarları çerçevesinde öncelikleri de kimi zaman farklı olabilir. S-400 konusunda iki ülke arasında bir şekilde çözümün sağlanacağını umuyorum. Belki iki tarafın da ödün vermesi gerekecek, bu sistemin kontrolü, yerleştirileceği yer konularında da olabilir. İkili ilişkilere uzun vadeli, geniş fotoğraf üzerinden bakmak gerek. Burada önemli olan tarafların ortak bakış açısı ve işbirliğinin sürdürülebilir olması. Türkiye ile ABD birbirine tehdit olan ülkeler değil. Bölgesel güç dengelerinde işbirliği ikisi açısından da kazanım sağlar. 

Türkiye için “Yumuşak Güç” kavramını ele alırsak bileşenleri ne olmalıdır? Bu coğrafyada genel tabloya baktığımızda laiklik ilkesinin önemini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye kültürel ve geleneksel olarak ilgi çeken özelliklere sahip. Bir de moderleşme süreci var. Hem Avrupa, hem Asya, hem İslam dünyasının bir parçası. Tüm bunların bileşenleri Yumuşak Güç açısından kullanılabilir. Tabii Yumuşak Güç kavramında diğer ülkeler için örnek teşkil edebilmek için önemli koşul demokrasi, insan hakları, hukuk, ifade, basın özgürlüğü, akademik özgürlük konuları. Müslüman toplumla laik devlet sistemini çatışma olmadan, uyumlu şekilde harmanlamak iyi bir model. Sivil toplum örgütleri, üniversiteler vs. “Yumuşak Güç” içinde önemli yere sahip.

Tek kutuplu dünya düzeninden ABD’den Rusya’ya Çin’e Hindistan’a uzanan çok sayıda küresel oyuncuların meydana çıktığı bir döneme geçişi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık net tek güç kavramından bahsedemeyiz. Ne tek ABD, ne de Çin hegemonyasından bahsetmek mümkün. Eğer askeri olarak derseniz burada ABD liderliği var. Ekonomik derseniz ABD’nin yanı sıra Çin, Avrupa’nın da ağırlığıyla G-7 de işin içine giriyor.