Güney Pençesi'nin mutlu sonu

Bu hafta İtalyan yapımı “Aç Kalpler”, boks filmi “Southpaw-Son Şans”, çizgi roman uyarlaması “Fantastik Dörtlü”, korku filmi “Vahşet Gecesi”, Danimarka animasyonu “Kaptan Cingöz Macera Peşinde“ ve “Eski Sevgiliyi Unutmanın 10 Yolu” adlı yerli film gösterimde.

07 Ağustos 2015 Cuma, 10:22
Abone Ol google-news

Boksun şiddet dolu, vahşi, kanlı ve terli dünyası, sessiz dönemden beri sinemacıların yoğun ilgisini çekmiştir hep.

Filmlere yansıyan en popüler spor bokstur kuşkusuz.

Beyazperdedeki boks ve boksör hikayelerinde ya Jack Johnson (The Great White Hope-Martin Ritt 1970), Jim Corbett (Gentleman Jim-Raoul Walsh 1942), Joe Louis (The Joe Louis Story-Robert Gordon 1953), Rocky Graziano (Somebody Up There Likes Me-Robert Wise 1956), Muhammed Ali (The Greatest-Tom Gries 1977), Jake La- Motta (Raging Bull-Martin Scorsese 1980) Jack Dempsey, Rocky Marciano, vb. gibi ünlü boksörlerin dramatize edilmiş, çileli hayatları anlatılır ya da spordan çok işin iyice ticarete dökülmesiyle ringi çepeçevre saran, kimi şike numaralarıyla karışık kaçınılmaz yozlaşmalara değinilir genelde. Bazen M.Ali örneğindeki gibi kimi ünlü boksörler sinemaya geçip kendilerini bizzat canlandırırlar çevirdikleri filmlerde.

Bazen 1970’lerde Sylvester Stallone‘u üne kavuşturan, 5 filmlik Rocky serisindeki Rocky Balboa gibi kurmaca şampiyonlar da çıkar, Clint Eastwood’un “Million Dollar Baby”sindeki gibi kadın boksörler bile arzı endam eder beyazperdede.

Kısacası spor filmleri alanında başlıbaşına bir alt tür sayılacak kadar çok olan boks filmlerine dair bu girişi bugün “Son Şans” adıyla gösterime girecek “Southpaw” filmi için yaptık.

Güzel, becerikli Maureen’in kocası ve 10 yaşındaki Leila‘nın babası olan kahramanımız güneyli boksör Billy‘nin (Jake Gyllenhaal), yıllaryılı boksun en görkemli vitrini olagelen New York’un ünlü Madison Square Garden’ındaki maçı nakavtla kazanarak dünya hafif siklet boks şampiyonu olmasıyla başlıyor “Son Şans”.

Başarısında karısı Mo’nun büyük katkısı olan, yurtlarda, koruyucu ailelerin yanında yetim büyümüş, mutlu aile babası Billy’den artık ringleri zirvedeyken bırakmasını ister onun sakatlanacağından çok kaygılanan Mo, paragöz meneceri habire yeni maçlar ayarlamak isterken. Billy’nin boksa ara vereceğini de açıklayacağı, şampiyonluğunu kutlama partisinde Kolombiyalı hırslı boksör Escobar’ın tahrikiyle patlak veren kargaşada, Escobar’ın korumasının silahından çıkan serseri kurşunla vurulan Mo ölünce ansızın tüm hayatı kararan, acısından intihara meyleden, içip içip zırlayan ve beylik deyişle tam dibe vuran Billy, yıllardır yumruklarıyla kanıyla canıyla bütün kazandıklarını bir bir kaybetmeye başlar. Kızının velayeti elinden alınır, evine haciz gelir.

Derken ‘Büyük Keş Billy’ yeniden kızına kavuşabilmek için, genç yetenekler yetiştiren, idealist boksör emeklisi, sert ama altın kalpli koç Tick’in (Forest Whitaker) salonunda çalışmaya başlar yeniden başarmaya azmederek ve Las Vegas’daki intikam maçında favori Escobar’ı 12. raundda devirip Tick’e hediye edeceği şampiyonluk kemerini tekrar kazanır mutlu son’da.

15 yıl önceki “İlk Gün”le çıkış yapıp “Brooklyn Azizleri”, “Kod Adı: Olympus”, “Adalet”, vb. gibi erkekler âleminde geçen, bol aksiyonlu, tempolu macera filmleriyle adı özdeşleşen, 1966 doğumlu, kara derili Amerikalı yönetmen Antoine Fuqua’nın, ‘Sons of Anarchy’ adlı TV dizisinin yaratıcısı Kurt Sutter’in türün klişelerini ve karakterlerini yineleyen, beylik senaryosundan çektiği, erkek saldırganlığıyla aşırı şiddet gösterisi arasında salınan bu yeni filmi, konusundan çok yakın plan ağırlıklı, hızlı, seri anlatımıyla, seyircisini ele geçiren, duygusal dozu yüksek tutulmuş, 2 saatlik, ağdalı bir melodram.

En son geçen yılki “Nightcrawler”da sadece işini düşünen, hırslı, atak bir gece muhabiri rolünde seyrettiğimiz, kuşağının en yeteneklilerinden, metot aktörlüğü benimsemiş Jack Gyllenhaal’in epeyce vücut yaparak bu kez vurduğunu deviren, kalıplı bir boksöre dönüştüğü “Son Şans”da, hikâyenin yarısında devreye giren yılların Forest Whitaker’ı da Billy’ye destek veren eski boksör-yeni koç rolünde oldukça göz dolduruyor. Ringdeki şiddeti-vahşeti olanca gerçekçiliğiyle veren, ter ve kanların saçıldığı, çok sert dövüş sahnelerinde kameraman Mauro Fiore’nin birinci sınıf görüntüleri ve yakın plan kanlı-terli yüz çekimleriyle akılda kalan ama türün klişelerini yinelenmesiyle sıradanlığı pek aşamayan bu postmodern boks melodramı, bildik hikâyesiyle değilse de gerçekçi görselliğiyle yer yer etkileyici olabiliyor sonuçta.

 

İlk görüşte aşk hikayesi

Haftanın asıl görülesi filmi, İngilizce çekilmiş İtalyan yapımı “Hungry Hearts-Aç Kalpler” bizce. Yönetmen Saverio Costanzo’nun Marco Franzoso’nun romanından sinemaya uyarladığı film tesadüfen New York’ta tanışan Jude-Mina çiftinin ilişkisini anlatıyor, romantik komediyle korku arasında gidip gelerek.Hamile kalıp doğuran Mina modern tıptan çok alternatif yöntemlere eğilimliyken özellikle bebek bakımında Mina’yla ters düşer Jude.Geçen yılki Venedik film festivalinde Jude-Mina rolleriyle Adam Driver’a en iyi erkek, Alba Rohrwacher’e de en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandıran “Aç Kalpler”, sinemaseverlerce kaçırılmayacak nitelikte, farklı bir ilk görüşte aşk hikayesi çeşitlemesi.