Habermas ile ahlak üzerine…

Söylem etiği, bir konuşmada tarafların geçerlilik iddiaları ortaya koydukları ve makul gerekçelerle uzlaşıma varmaya çalıştıkları, söylem merkezli bir kuramdır. Söylem etiğinde, uzlaşı şart değilse de, evrensel bir norm olacak biçimde bir anlaşmaya varmak asıl amaçtır. Çağımızın en önemli düşünürlerinden Jürgen Habermas, kitapta; söylem etiğinin Kant etiğiyle benzerliklerini ve farklılıklarını, Hegel'in bu etiğe eleştirileri çerçevesinde ortaya koyuyor. Aynı zamanda Bernard Williams, MacIntyre, Charles Taylor ve Rawls gibi çağdaş filozoflarla etiğin temel sorunları üzerine bir tartışmaya girişiyor.

07 Nisan 2021 Çarşamba, 00:06
Abone Ol google-news

PARSONS ETKİSİ

Ünlü düşünür Jürgen Habermas’ın belki de en ilgi çekici yönü hem fazlasıyla etkisinde kaldığı Parsons’tan hem de birinci kuşak Frankfurt Okulu’ndan farklı bağlamlar yönünde uzaklaşmış olmasıdır.

O, ilk olarak, normların Parsonsçı statik kabulü yerine dinamik bir norm teorisi ortaya koyuyordu. Böylece özellikle Nazizmin yükselişi ile ortaya çıkan “normsuzluk” sorunu aydınlatılabilecekti.

İkinci olarak, Kant’ın “akıl” üzerindeki vurgusuna yeniden yaşam vererek Aydınlanma’nın bitmiş bir proje olduğu görüşüne karşı çıkıyordu. Birinci kuşak, Weber’in karamsarlığını miras alarak teorileştirmeye girişirken Habermas, yine Weber’den yola çıkmasına karşın iyimserliğini korumuştu. En azından geri dönülmesi olası olmayan bir rotaya sapılmış olduğuna inanmıyordu.

Bu iyimserlikte gene de Parsons’ın etkisi olduğu söylenebilir ve zaten onun jargonu ile şöyle diyor Habermas, Söylem Etiği’nde:

“Modern toplumdaki özel ilgi ve değer yönelimleri ne kadar çok ayrımlaştırılırsa, bireylerin eylem alanlarını genel ilgi/çıkar çerçevesinde düzenleyen ve ahlaki olarak gerekçelendirilen normlar da o kadar çok genel ve soyut olmaktadır.” (s.30).

HABERMAS’A GÖRE KANT!

Bu Parsonsçı anlamda normların esneklik kazanması ya da görece genel nitelik kazanmasıdır. Gerçekte hem Luckmann hem de Parsons’ın sosyolojisinde değişen istemlere değerlerin belirli bir esneklik ile yanıt verebilmesi olumlu bir şeydir. Habermas için de argümantasyon katılımcılarının tikel görüş dünyalarını aşarak diğerlerinin perspektifinden bakabilmeleri gerekir.

Gerçi Parsons, Kant’ı faydacılar karşısında konumlandırmakla yetinirken Habermas’a göre Kant da Hobbes gibi bireyselci ve sözleşmeci bir yaklaşım ortaya koymuştur.

Kuşkusuz, Hobbes’ta bireyler yalnızca kişisel çıkarlardan hareketle ve amaç-rasyonel itilimlerle sözleşmeye yönelirler. Kant’ta ise sözleşme ahlaki olarak temellendirilmelidir.

Bu bağlamda, Habermas; MacIntyre ya da Sandel gibi Yeni-Aristotelesçiler’in “gelenek-sonrası” toplum için Kantçılığa karşı kendi ahlak anlayışlarını alternatif olarak ileri sürdüklerine dikkat çekmektedir. Onlara göre Aydınlanma, metafiziksel kalıpları bir kenara itmiş ama boşluğu gerekli ahlaki temellendirmelerle dolduramamıştır.

EGO İDEALİ VE ROL ÜSTLENME

Habermas, öne sürülen alternatifi muhafazakâr eğilimlere açıklığı nedeniyle tercih edemeyeceğini ve Kantçı düşüncenin bir revizyonuna gereksinim duyduğumuzu belirtir. Bu revizyon nasıl olası olacaktır?

İlk olarak, belirli durumlar karşısında karar verme yükümlülüğü, normlara ilişkin bilgimizden daha fazlasını talep eder. Ne yapılması gerektiği, olguya bir zaman ufku eklendiğinde, kişinin arzuladığı ego ideali ile ilişkilidir. Diğer bir deyişle, kişi kendi kendisini değerlendirmekte ve gerektiğinde yargılamaktadır.

Dolayısıyla kişiliğin arzu edilebilir olana bir yönelimi olmalıdır. Böylesi olumlu bir yönelim ancak sosyalleşme ve sosyal ilişkilerde bulunarak rol üstlenme eylemleri ile olası olabilmektedir. Rol üstlenme, yalnızca bireyin rol edinmesi değildir, tarafların birbirlerinin rollerini de üstlenmelerini içerir.

İkinci olarak, ahlaki eylem ya da davranış, yatkınlık ya da özneleri önceleyen güçlerin garantörlüğü ötesinde ancak argümantasyon pratiği sürecinde edinilebilir. Dahası bu pratik geçici olarak normatif beklentilerin dışına çıkılması olasılığına da gebedir.

Söylem Etiği, temel olarak pragmatik, etik ve ahlaki söylemler arasında ince bir ayrıma gider. Burada artık söz konusu ayrımın ayrıntılarını, Rawls’un görüşlerinin eleştirisini ve Apel’in katkılarının değerlendirmesini kitabı okumak isteyen okurlara bırakalım. Son olarak söylem etiği üzerine doktora tezi yazmış olan Seyit Coşkun’un özenli çevirisinin okura rahat bir okuma deneyimi yaşatacağı da vurgulanmalı.

Söylem Etiği / Jürgen Habermas / Çev.: Seyit Coşkun / Fol Kitap / 257 s. / 2020.