‘Hakikati arayan insanlarız’

Bağımsız müziğimizin kaliteli gruplarından Ponza, dinleyicilerini varoluş sorgulama seanslarına ortak etmek niyetinde.

19 Ocak 2020 Pazar, 11:19
Abone Ol google-news

Vokalde ve gitarda Güneş Akyürek, fx gitarlarda Mehmet Korkmaz, davulda Salih Topuz, ve bass gitarda Burak Serter'den oluşan Ponza, müzik yolculuğuna Akyürek’in umarsızca yaptığı ev kayıtlarını geliştirmek için müzik prodüktörü Salih Topuz ile güçlerini birleştirmesiyle başladı. Bağımsız müzik sahnesinde kendine has bir yere sahip grup, surf, garage ve grunge tarzlarını harmanlayarak “neo-saykodelik” akımına göz kırpıyor. Grup single ve 4 şarkılık bir kısa albüm sonrası 2019 Eylül’ünde 9 şarkılık “Another Land” albümünü hayranlarına sundu. Yeni klip ise 22 Ocak Çarşamba günü geliyor. Biz de grubun gerek müzisyen arkadaşlarıyla birlikte konser verdiği, gerekse stüdyo olarak kullandığı Tarla Records’ta kendileriyle konuştuk. 

‘Modern hippiler’

Gazetemizin müzik yazarı Murat Beşer, sizin için “modern hippiler” demiş, katılır mısınız?

Güneş: Aslında keşke daha da hippi olabilseydik. 

Burak: Müziğimizin getirdiği bir rahatlıktan dolayı olabilir çünkü modern aranjmanlar yapmıyoruz hiçbir şekilde. Şarkılarımız bazen 8 dakika olabiliyor ya da anlatılan şeyler doğadan, güzel şeylerden bahsediyor. Günümüz Türkiyesi’ndeki sıradan, kalıplaşmış müziklerden ayrı bir tınısı var.

Güneş: Evet, genelde sözler insanla, varoluş ile ilgili. Aşk, gönül işleri çok yok. Ama işte modern çağda ne kadar hippi olabilirsin, o bir soru işareti. Bir yandan da hepimiz ekmeğimize bakma derdindeyiz. Eğer hippilikse hippilik bayağı protest bir duruş, bir karşı duruş aslında. Biz o cesareti bulamıyoruz, kendimizi ateşe atıp yürüyen manifesto olamıyoruz açıkçası.

Mehmet: Müziğimiz ile anlatmaya çalışıyoruz bir şekilde. Burada ne zaman toplansak bir noktada, muhabettin sonu varoluşa varıyor. 

Günümüzde “şehir hayatından kaçmak diye bir şey var” siz buna teşne gibisiniz... 

Güneş: Bizim davulcumuz bunu çok iyi yaptı. O da burada çok uğraştı, DJ'lik yaptı. Gece hayatında çok zaman geçirdi ve bir süre sonra çok anlamsız geldi o yaptığı iş... Kafasını attı ve şimdi Tire'de yaşıyor. Bir tane dağ evinde ve bayağı rahatladı... O geldiği zaman prova yapıyoruz. Biz de gidiyoruz, gittik 8 gün kaldık mesela. 

‘Artık her şey illüzyon’

Henüz ilk albümünüz çıktığı için sorayım, hayaliniz nedir?

Mehmet: Ben Ponza'nın sürekli üreten bir grup olmasını istiyorum ve ürettiği şeyi dinlediğimde bütün samimiyetiyle kalbimde hissetmek, konserde çaldığımda da insanların onu hissetmesini, benimle ya da bütün grupla aynı noktada aynı duyguda buluşmasını istiyorum. Samimiyet, gerçek. Artık hakikatin bir anlamı yok çünkü, “post truth” denen bir şey var. İmaj önemli içerik değil. Herkes bir illüzyon içerisinde, ben girmeyeceğim bu illüzyonun içerisine. Ben bu illüzyonu fark ediyorum, arkadaşlarım da fark ediyor. Biz hakikati arayan insanlarız. Kendi yaptığın müzikte hakikati görüp, samimiyeti hissettiğin zaman karşı taraf da bunu ister istemez fark ediyor. 

Güneş: Yani aslında ulaşılması bizim derdimiz. Çok popüleriz diye konsere gelinmesindense onu hakikatten hissedip, değer verdiği için konsere gelen izleyici bizim için daha önemli. Bir PR ve promosyonla bir yerlere getirilmiş halleri de var. O da bir yol, ama biz aslında yolumuzu bozmadan, kendimizi bozmadan ulaşabilmeyi istiyoruz. Bizim temel olarak kaygımız bu. Dünyayı da gezmek istiyoruz, müziğimizle dünyayı gezmek aslında en temel hayellerimizden bir tanesi. 

Bir Madonna şarkısı “cover”ladınız: “Beautiful Stranger”. Bu nerden çıktı?

Güneş: O parçaya da tür olarak saykodelik pop diyorlar. Benim küçüklüğümde çok sevdiğim bir parçaydı. Bası ve gitarı çok aklımda kalmıştı. Albümden önce, EP oluştuktan sonra neler “cover”layabiliriz diye düşünüyorduk. “Cover”da çünkü başkasının kompozisyonunu irdeliyorsun ve ondan ders alıyorsun. Böyle bir listem vardı, çoğu 60’lar saykodelik rock, garage rock türü işlerdi. Ama sonra düşündüm, farklı bir şey işlememiz bizi daha yaratıcı bir sürece itiyor diye. Hem de beklenmedik bir hareket oluyor. Bir gün gitarlarını çıkardım, vokalini biraz mırıldanıp bizimkilere dinlettim. Sonra da evrildi parça bir şekilde.