Her şeye rağmen, sokaklar bayram yeriydi

Hani televizyon haberlerinde sürekli “Yaşlılarımız dışarı çıkıyor” falan diyorlar ya. İşte yine gözlerimle gördüm ki hiçbiri kendini yaşlı olarak görmüyor ve öyle de görünmüyor. Kadını da erkeği de çakı gibiydi maşallah. Kimisi bastonla yürüyordu hatta çekme yeri yüksek olan bir pazar arabasını kendine yürüteç yapmış olan bile vardı ama karşıma çıkan onca amca ve teyze arasında kimseye ihtiyaç duyan yoktu. Yanına refakatçi olarak genç birini alanlar da sanki çocuklarını gezmeye çıkarmış büyükler gibilerdi.

24 Mayıs 2020 Pazar, 16:57
Abone Ol google-news

Duydum ki Şeker Bayramı’nın birinci günü bizim 65 ve üstü yaşındaki gençlerimize saat 14.00’ten 20.00’ye kadar sokak izni vermişler. Ben de yapacak daha iyi bir şey olmadığından sokakların bu alışık olmadığımız bayram halini gözlemlemek için attım kendimi dışarı. İyi ki de atmışım…

Evimden çıkıp 65 yaş ve üstü gençlerin peşine takıldım. Hepsinin bir hedefi vardı. Yani gidecekleri yerleri, rotaları belirlemişlerdi. Son derece bilinçli şekilde maskeyle de önlemlerini almışlardı. Ara sokaklardan Pangaltı’na vardığımda kalabalığın git gide artışına tanık oldum. Ama bazı yol üstü sohbetlerde bile “sosyal/fiziksel” mesafeyi koruyarak konuştuklarını, selamlaştıklarını da gözlerimle gördüm. Nişantaşı’na doğru çoğunluğun güzergahının Maçka Parkı ya da kedili park olduğunu anladım. 

Hani televizyon haberlerinde sürekli “Yaşlılarımız dışarı çıkıyor” falan diyorlar ya. İşte yine gözlerimle gördüm ki hiçbiri kendini yaşlı olarak görmüyor ve öyle de görünmüyor. Kadını da erkeği de çakı gibiydi maşallah. Kimisi bastonla yürüyordu hatta çekme yeri yüksek olan bir pazar arabasını kendine yürüteç yapmış olan bile vardı ama karşıma çıkan onca amca ve teyze arasında kimseye ihtiyaç duyan yoktu. Yanına refakatçi olarak genç birini alanlar da sanki çocuklarını gezmeye çıkarmış büyükler gibilerdi.

Salıncakta sallanan dedeler

Kedili parka geldiğimde salıncakta sallanandan bisiklete binene, kedilerle oynayandan güneşlenene çok sayıda insan gördüm. Kimisi telefonda bayram tebriklerini kabul ediyordu, kimi birbiriyle araya mesafe koyarak sohbet ediyordu. Konulara kulak kesilince birinci sırada korona salgını, ikinci sırada yaz tatili, üçüncü sırada torunlar vardı. Sıklıkla ekonomi ve siyaset de duydum ama oralarda çeşitli küfürler de duyduğum için bunlara girmek istemiyorum.

Dolaşmaya devam ederken pencereden  birbirleriyle  saat 17.30 gibi buluşmak için randevulaşanlara da ayrıca bayıldım. Gerçekten yaptığım yürüyüş boyunca olgun yaşta sayısız genç gördüm diyebilirim.

Düşününce hepsinin de bir uzmanlığı vardı. Emekli doktorundan hukukçusuna, pilotundan ustalık becerisiyle yaşamı boyunca geçimini sağlayan emekçilere, hemşiresinden polisine askerine, öğretmeninden sanatçısına devasa bir toplumsal değer, toplumsal güç doldurmuştu sokakları. Hani Türkiye gerçekten bir savaş tehlikesiyle karşı karşıya olsa adeta ihtiyat kuvvetleri gövde gösterisi yapıyordu. Hani gençler umut veriyor deriz ya kimi zaman. Bu kez umudu bizim olgun gençler sayesinde hissettim.

Bir de bayram olduğu için şıklıkları vardı ki göz kamaştırıyordu bizim güzel büyüklerimiz. Ben de tüm bunları gördükten sonra dayanamadım ve eve gelip bilgisayarın başına oturdum. Bugün yazmayacak olsam da sevgili arkadaşım Hilal’i bayram izninde rahatsız edip “Yazı yazdım girer misin” diye sordum. Sağ olsun tatil, izin dinlemedi, bu yazıyı sizlere ulaştırdı. Ben de bu sayede öncelikle büyüklerimizin ve tüm yurttaşlarımızın Şeker Bayramı’nı kutluyor, tüm dünya için sağlıklı, barış dolu, her günü bayram tadında bir gelecek diliyorum.