Herkeste bir “tane”sini bırakan kadın: Berat Günçıkan

Aman işte Berat bu; nasıl anlatılır ki? Bazen sipariş verirken garsona ıspanak diye ıskarta diyebilecek kadar şuursuzluğundan mı başlamalı; evine girmeye çalışan hırsıza “Gel beraber” soyalım deyip polise bildirmeden bırakmasından mı?

04 Ocak 2020 Cumartesi, 17:22
Abone Ol google-news

Bu, hayatımın en zor yazısı. Çünkü onu anlatması kolay değil. Ne dersem, nasıl demiş olursam olayım hep eksik kalacak. Çünkü o, her yılbaşında bıkmadan barış dileyerek sokağına atıp patlattığı narlar gibi. Dokunduğu herkeste çoğalarak bıraktığı bir “tane”si, izi var. Berat Günçıkan kimi için hep insan hakları için mücadele eden bir gazeteci, kimi için kalemi güçlü bir belgeselci, kimi için tanışalı bir gün olmuşken tereddüt etmeden evini açan bir dost, kimi için en derin yarasını sezip onu sarmalayan büyük yürek, kimi için kadınlığını keşfetme yolculuğundaki bir destekçi... 

Geçen yıl 19 Kasım’da uğurladık Berat’ı, onsuz geçen ilk yılı kocaman bir boşluk ve özlemle geçirdik. Biz de, onun öğrettiği gibi paylaşarak yaralarımızı birlikte saralım, özlemimizi dile dökelim dedik ve ailesi, dostları olarak onun için buluştuk. Oğlu Güney Günçıkan, kardeşleri Ayşe Oğul ve Serdar Şenat’ın da katıldığı gecede Tuğrul Eryılmaz da vardı, Bir Yudum İnsan’da birlikte çalıştığı Nebil Özgentürk ve Melda Davran da, Cumhuriyet’e birlikte emek verdiği Miyase İlknur, Emre İper, Gülsev Toksöz, Sevim Ertemur da… Tek tek isimleri bu sayfaya sığdırmak zor ancak genç, yaşlı tüm sevenleri bir aradaydı. İpek ve Oral Çalışlar, Güney’le kısa bir görüşme yaparak ayrılırken, Tayfun Gönüllü’nün hazırladığı bir videoyla Berat da dolandı aramızda. Herkes kendi Berat'ını anlattı...

Aynur Çolak, Berat Günçıkan ve Esra Açıkgöz

ANNESİNİN OĞLU DEDİRTEBİLMEK İÇİN…

Cumhuriyet Dergi’de 20 yıl birlikte çalıştığı, dostu Aynur Çolak, “Hem çalışma, hem yol arkadaşımdı, her şeyimdi. Kardeşimi kaybettim. Yokluğuna alışamıyorum ama Berat böyle duygusal konuşmaları sevmezdi, en iyisi onun için kadeh kaldıralım” diyerek açtı geceyi. Yine dergide çalışma, hayatta yol arkadaşı olan Özlem Altunok, "Hepimizde ayrı ayrı iz bırakan, hepimize özel bir kadındı Berat. Bu kudret isteyen bir şey" dedi. Kardeşi Ayşe Oğul, çocuk Berat’ı anlatırken kaybının sadece bir kardeş olmadığını söyledi: “Sadece kardeşimi değil, kara kutumu da kaybettim ben.” Melda Davran ise, "Bir Yudum İnsan varsa onun sayesinde” diyerek başladı anlatmaya, “İşiyle, yeteneğiyle, insanlığıyla, dostluğuyla çok farklıydı. Çok insan sevgisiyle dolu, adaletli bir insandı. Gerçek bir dosttu." 

Gecenin en güzel anlatıcılığını, Berat’ını oğlu Güney sözcüklere döktü: “Sokakta bir sevgili arasında kavga olurdu, annem kızı direkt eve alırdı. ‘Ya anneni, ya babanı arıyorsun, o gelip seni bu evden alıyor’ der, biri gelene kadar kollardı. Onun gibi olmam zor ancak ben de bir şey yaparken annemin oğluyum diyebileceğim şeyler olmasına dikkat ediyorum... Bir keresinde okuluma veli toplantısına gelmiş, hocalar öğrencilerin notlarını okurken dinlemiş, dinlemiş, benden bahseden yok. En son beden öğretmeni notları okumuş, çıkarken durdurmuş öğretmeni, ‘Hocam kimse Güney’den bahsetmiyor, notları nasıl?’ diye sormuş. Öğretmen de ‘Berat hanım, Güney’in sınıfı yan tarafta, yanlış yerde beklemişsiniz’ demiş. Tek veli toplantımı da yanlış sınıfta geçirmişti ama çok eğlenmiştik. Annem bana öyle bir kültür mirası bıraktı ki ömrümün sonuna kadar yazsam, çizsem, okusam yine de onun bıraktığı o doluluğa erişemem."

TEŞEKKÜRLER BERAT

Benim için mi? Benim için Berat, bir yaşam terbiyesiydi. Gazetecilik serüvenime, Pazar Dergi’de yamacında yer açarak yön verendi. Aşk hayatı ve kadınlık algısıyla “hanım kızlığımı” yıkan, hayatın siyah-beyaz olduğunu sanan ergen zihnime gökkuşağını sokan, ters köşe sorularıyla sinir hücrelerimi dalgalandıran, derinine ve arızalarına bakıp savaşma gücünün nasıl bir şey olduğunu gösteren, ilk kitabımı yapma cesareti ve imkânı veren, başım sıkışsa, kafam karışsa, gönlüm sancısa şefkat sunan… Bir keresinde telefonda bana söylenirken, “O kadar sinirlisin ki, konuşamıyoruz. Kapatalım” demiştim. Ertesi gün geldiğinde “Teşekkür ederim” demişti bana, “Sinirle, kendimi utandıracağım bir şey söylememi engelledin.” Daha yeni yetme bir çalışanını bile dinleyip içine bakar, kendini bile kanatmaktan çekinmeden eleştirirdi... 

Aman işte Berat bu; nasıl anlatılır ki? Bazen sipariş verirken garsona ıspanak diye ıskarta diyebilecek kadar şuursuzluğundan mı başlamalı; evine girmeye çalışan hırsıza “Gel beraber” soyalım deyip polise bildirmeden bırakmasından mı? Ya da şiddet uygulayan bir erkeğin elinden kadını kurtarıp kaçırışından mı? O şuh görüntüsüyle kahveye okey oynamaya gitmekten geri durmayışından mı? Kemoterapi gibi ağır bir tedaviye rağmen grevdeki kadın işçilere desteğe gidip halaya duruşundan mı? Berat bu işte; renkli saçlarıyla, çıngıraklı kolyeleriyle, kocaman yüzükleriyle, olur olmadık yerde çıkarıp tazelediği kırmızı rujuyla, dalgınlıkları, aşkları ve çapkınlıklarıyla… Gazeteci, belgeselci, kadın, emekçi, sosyalist, vicdanlı gönlü, şefkat dolu kalbi, insanın içindeki yarayı görme gücüyle; Berat bu işte… Şuursuzluklarıyla dalga geçtiğimde “Sen” derdi, “Benim yıllar evvel doğurup kaybettiğim kızımsın. Senin geleceğin benim, dalga geçme boşuna şefinle parya.”

Arayıp kanser olduğunu her zamanki haliyle dümdüz, sanki grip olmuş gibi söylediğinde telefonu yüzüne kapatışım aklımda. Ben değil, o beni teselli etmişti ağlamama engel olabildiğim bir ara bulup tekrar aradığımda. “Çok yorma kendini, uygunsan geleyim yüz yüze konuşalım, olur mu?” diye bir şeyler gevelediğimde, “Salak” demişti o her zamanki kahkahasını atarak, “Gırtlak kanseri değilim ki, ciğerlerle ilgili bu, konuşabiliyorum tabii ki.” 

Biz dostları ve ailesi olarak Berat’ı ağlayarak, gülerek, Ahmet Kaya’yı ve diline sık sık doladığı ama bir kıtası dışında ezberleyemediği “Nankör Kedi”yi dinleyerek, şuursuzluklarını tekrar hatırlayarak, hatta dans ederek andık. Bir kez daha gördük ki, bize öğrettiği doğruydu yaralarımızı birlikte sarınca az da olsa durulduk. 

Teşekkürler Berat… Yamacında bir yer verip zihnimiz ve gönlümüz için harcadığın emek için teşekkürler… Gazetecilik nedir gösterdiğin için teşekkürler… Bizi büyüttüğün, bizimle büyüdüğün için teşekkürler… Hiç sakınmadan gönlünü serdiğin ve bizim emanet ettiğimiz gönlümüzü tüm şefkatinle tutup, yaralarımızı sarmamıza destek olduğun için teşekkürler… Boşluğun büyük, çünkü varlığın da öyleydi ama “bir tane”n hep bizimle olacak. Huzur içinde uyu…

Berat Günçıkan yayın yönetmeni olduğu dönemde eski Cumhuriyet Pazar ekibiyle...