Hüner Tuncer: ‘Atatürk'süz Çanakkale olmaz!’

Doç. Dr. Hüner Tuncer, Mustafa Kemal’in Savaşları’ndan sonra Cumhuriyet Kitapları tarafından yayımlanan ikinci kitabında, alternatif tarih yazıcılarının iddialarını belgeleriyle çürüterek, Çanakkale Zaferinde Mustafa Kemal’in hayati önemini ortaya koyuyor. Tuncer bu çalışmasını; Çanakkale Savaşlarını sözde tarihçilerin gözünden görmek zorunda bırakılan halka ve özellikle gençlere, gerçek Çanakkale Destanı’nın nasıl yazılmış olduğunu göstermek adına “hem sorumluluk hem de zorunluluk” olarak değerlendiriyor.

18 Mart 2021 Perşembe, 00:04
Abone Ol google-news

 

‘MUSTAFA KEMAL, ZAFERDEN EMİNDİ!’


- Mustafa Kemal’in Savaşları çalışmanızdan sonra Cumhuriyet Kitaplarından çıkan ikinci kitabınız Çanakkale Zaferine yönelik oldu. Birçok çalışma yapılmış bu alanı seçmenizin özel bir sebebi var mı?


Elbette. Bu kitabı yazma zorunluluğu hissettim. Çünkü Çanakkale Destanı’nı Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini zikretmeden yazmak cüretinde ve aymazlığında bulunan sözde tarihçilerimize ve yazarlarımıza, tarihi gerçeklere dayandırarak, Mustafa Kemal’siz Çanakkale Savaşı’nı yazmanın mümkün olamayacağını göstermek istedim. Böylelikle, Çanakkale Savaşlarını bu sözde tarihçilerin gözünden görmek zorunda bırakılan halkımıza ve özellikle gençlerimize, gerçek Çanakkale Destanı’nın nasıl yazılmış olduğunu göstermeyi bir görev bildim.


- Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki rolü tam olarak nedir?

Mustafa Kemal’in Çanakkale’de komutanı olan 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders, 8 Ağustos 1915’te Mustafa Kemal’e şu soruyu yöneltmişti: “Durumu nasıl görüyorsunuz ve nasıl bir önlem tasarlıyorsunuz?” Mustafa Kemal’in, Sanders’e yanıtı şu oldu: “Bu dakikada tek bir önlem kalmıştır ve bu da, bütün mevcut kuvvetlerin taht-ı kumandama (komutam altına) verilmesidir.” Sanders, alaylı bir karşılık vermiş ve “çok gelmez mi?” diye sormuştu. Mustafa Kemal’in bu soruya yanıtı ise, “az gelir” oldu. Sanders Paşa sonunda bu teklifi kabul etti.


Mustafa Kemal, 10 Ağustos 1915 Conkbayırı taarruzundan önce birliklerine alçak bir sesle şöyle seslenmekteydi: “Asker, düşmanı yeneceğimiz konusunda hiçbir kuşku yoktur! Ancak, acele etmeyin. Önden ben gideyim. Ben kırbacımı kaldırdığım zaman, hepiniz öne fırlarsınız.”

Çok sık örneği olmayan biçimde askerlerinin önünde korkusuzca taarruza öncülük eden Mustafa Kemal ise, büyük bir komutanın nasıl davranması gerektiğinin eşsiz bir örneğini sergilemekteydi.


Liman von Sanders, 10 Ağustos 1915 Conkbayırı zaferini kazanan Mustafa Kemal’i şu sözlerle kutlamaktaydı: “Büyük iş başardınız! General Hamilton kazanmış olsaydı, İstanbul yolu açılmış olacaktı. Olay, tarihe büyük bir İngiliz zaferi olarak geçecekti. Savaşın gidişi değişecekti. İngilizler, İstanbul’a Ruslarla birlikte gireceklerdi. Siz, yetersiz bir güçle bu büyük zaferi tersine çevirdiniz. Bu zafer, tarihe sizin adınızla geçti!”


- Kitabınızda konuya ilişkin yabancı kaynaklara da yer vermişsiniz…


Çanakkale Savaşlarında Türklerin düşmanı konumunda olan İngilizlerin resmi tarihi, bu savaşlarda Mustafa Kemal’in rolünü şöyle değerlendirmektedir: “Çanakkale’de geleceği elinde tutan komutan, üstün şahıs, Mustafa Kemal’di. Mustafa Kemal’in Çanakkale muharebelerinde göstermiş olduğu çok yüksek sevk ve idare, fedakârlık ve feragat, her türlü övgünün üzerindedir ve bu hususta ne söylense azdır.”


Bir İngiliz tarihçisi de şöyle yazmaktadır: “Tarihte çok ender olarak tek bir tümen komutanının gayretleri, yalnızca bir muharebenin gidişatında değil; aynı zamanda, bir savaş harekâtının kaderinde ve hatta bir ulusun yazgısında bu denli derin bir etki bırakabilmiştir!”


‘KUVAYI MİLLİYE RUHUNUN MAYASIYDI!’


- Bu büyük başarı ve halkın takdirinin, Milli Mücadele’ye ne gibi katkısı olmuştur?


Her şeyden önce Çanakkale Zaferi, Mustafa Kemal’in halk tarafından daha fazla tanınmasını ve kahramanlaşmasını sağladı. Çanakkale zaferi, ordu ve millete özgüven kazandırmış ve direnilirse emperyalizmin yenilebileceği kanısını perçinleştirmişti. Çanakkale Muharebelerinde deneyim kazanan genç komutanlar, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Büyük Atatürk’ün önderliği altında, birliklerini büyük başarıyla yönetecekler ve sonunda zaferi kazanacaklardı.


Çanakkale ruhu, Kuvayı Milliye ruhunun mayasıydı. Çanakkale ruhu daha gelişerek, güçlenerek, yaygınlaşarak ve bilinçlenerek, Kuvayı Milliye ruhunu oluşturacaktı. Türkiye Cumhuriyeti’ni, Kuvayı Milliye ruhu ile bilinci yarattı. Bu ruh olmasaydı, ulusumuz sonsuza değin Sevr Antlaşması’nın tutsağı olarak kalacaktı.


‘ATATÜRK'SÜZ ÇANAKKALE OLMAZ’


- Alternatif tarihçiler, neden Atatürk'ü Çanakkale'de yok saymak istiyor? Bu tavırlarının özünde tam olarak ne var?


Çanakkale Zaferi'nin çok boyutlu sonuçları var. Atatürk açısından baktığımızda tam anlamıyla tarih sahnesine çıkış. Başka boyutuyla Milli Mücadele'nin önsözü. Öte yandan da; bugün maalesef büyük ölçüde kutuplaştırılan toplumumuzdaki ortak paydalardan birisi. Aynı zamanda da en büyük zaferlerimizden. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları öncelikle, Atatürk'ü Çanakkale'den silerek, Atatürk'ü ortak payda olmaktan çıkarmak istiyorlar. Atatürk'ü Çanakkale'den silerek, bu büyük zaferin askeri boyutunu da silmek, hurafeye indirgemek istiyorlar. Yalanlarıyla gerçeklerle örtbas edebileceklerini düşünüyorlar. Bunu başaramayacaklarını yaşayarak görecekler.