İnsanların ayarını bozuyorlar

Osman İkiz /İsveç

19 Ocak 2020 Pazar, 09:42
Abone Ol google-news

Nihayet konuşmaya başladılar. Yalnız bende ve benim gibi olan bir azınlıkta olduğunu sanıyordum; meğer uyku sorunu bütün insanları etkilemekteymiş. Şimdi, tarım toplumundan beri insanlara dayatılan bu sistemin değiştirilmesi için sesler yükselmeye başladı. Tedavisi olanaksız sosyal medya bağımlığı da enine boyuna konuşuluyor ve daha da konuşulacak. Dijital bağımlılık, sosyal medya hastalığı ancak insanların özdenetimleriyle üstesinden gelinebilecek bir sorun; fakat, küresel kültür dayatması o kadar şiddetli ki, özdenetimli davranış beklenen yüksek eğitimliler bile, insanları ahmaklaştıran bu dalgadan kendilerini kurtaramıyorlar. İsveçli psikiyatrist Anders Hansen, son haftalarda televizyon kanallarında bu konuyu anlatıyor. Sorunları anlaşılır bir şekilde anlatıp yol göstermeye çalışıyor. Anders Hansen’in beynin nasıl çalıştığı üzerine üç kitabı var. “Herkesin bir beyni var’’ diye başlayınca afalladım. Oysa ben bazılarının beyinsiz olduğunu sanıyordum. Biliyor musunuz, Türkiye’de bildiğimiz kutuplaşma da beynin marifetiymiş.

Uyku grevine gitmeli

Bu konuda Anders Hansen’in yanı sıra başka bilim insanları da konuşmaktalar. Şu anda iş saatlerine göre ayarlanmış sistemin, tarım ve endüstri toplumuna göre düzenlenmiş olduğu, dijital çağda, yapay zekânın hayatımıza girdiği bir süreçte değiştirilmesi savunuluyor. Yapılan araştırmalara göre, yüzlerce televizyon kanalını izleme olanağı ve telefonu elinden bırakmayan yeni kuşağın ortaya çıkması uyku sürelerini kısaltmış. 10 yıl öncesine göre bugün bir saat daha az uyunuyormuş. Uykusuzluğun yol açtığı sorunlar ise saymakla bitecek gibi değil. Depresyon, dikkatsizlik, trafik kazaları, iş kazaları, bünyenin, direncinin azalması vs. Çocukların uykulu gözlerle okula götürülmesinin yarardan çok zararı var deniyor. Ayrıca tıkırı yerinde olanların, sıcak yataklarından erkenden çıkmak zorunda olmayanların böyle sorunları olmadığına dikkat çekiliyor. Uykusuzluk bütün dünyada tartışılmaya, konuşulmaya başladı. New Yorker’da geçenlerde uykunun önemini ele alan bir yazı yayımlandı. Le Monde da, uykusundan feragat etmek zorunda olmayanların artık toplumun imtiyazlı sınıfı olduğuna ilişkin bir değerlendirme yaptı. Demek ki İsveçli Greta Thunberg’in başlattığı iklim grevine paralel bir de uyku grevi başlatmanın zamanı geldi.

Sosyal medya çılgınlığı

Psikiyatrist Anders Hansen’e göre sosyal medya müptelalığı toplumun ayarını bozdu, dengeleri altüst etti, insanların sağlığını da olumsuz etkiledi. Sürecin işleyişini şöyle açıklıyor psikiyatrist: Sosyal medya yüzünden zıtlaşmalar, kutuplaşmalar tırmanışa geçti. Dahası, gruplaşmalar, düşman cephelere dönüşmekte. Sosyal medyayı kullananlar üzerinde denetim olmadığından herkes istediğini yazabiliyor. Bu görüşe yakın olanlar da aldıkları mesajı biraz daha abartarak aktarıyor. Böylelikle kartopu gibi büyüyen yalanlar toplumda kutuplaşmayı tetiklediğinden, ulusal birlik duygusu zedeleniyor. Sosyal medya hayatımıza girmeden önce tartışmalar yüz yüze yapıldığından, tartışanlar karşısındakinin beden dilini okuyup, ses tonuna göre kendini ayarlardı. Tartışmalar da daha düzeyli oluyordu. Profesör Anders Hansen, Türkiye’yi tanımadığı için, artık hiç izlemek istemediğim, TV kanallarındaki yüz yüze tartışanların da sosyal medya kalemşorlarından farklı olmadıklarını bilmiyor tabii. Ayrıca, editör ve moderatör kalitesinin, tartışmanın seyri bakımından önemli olduğunu da biz ekleyelim.

Beyin gruplaşmaya kodlu

Anders Hansen, bugünkü gruplaşmayı beynin çok eskiden kodlanmasından kaynaklandığını söylüyor: İnsanlar küçük topluluklar olarak yaşamaya başladıklarından beri başka gruplarla, boylarla, kabilelerle, çatışma içinde oldular. Küçük gruplara bağlı insanlar savunma güdüsüyle birbirlerine kenetlendiler. Beyin de on binlerce yıllık bu davranış biçimiyle kodlandı. Dolayısıyla, yalnız kalmamak, kendini daha güçlü hissetmek için insanlar günümüzde de bir gruba ait olup aynı davranışı göstermek istiyor. İnsan pratikte, iki zıt görüşü dinlediğinde ait olduğu gruba yakın olanı destekliyor. Karşı tarafın görüşünde olumlu yanlar olsa bile reddediyor. Bu davranış biçimi de toplumun kutuplaşmasına ve toplumsal birliği bozucu atmosferin oluşmasına yol açıyor. Psikiyatrist Anders Hansen’in söyledikleri sanki tam Türkiye’yi tarif ediyor. Kendisi zıt görüşleri dinleyip akıl süzgecinden geçirerek karar veriyormuş. Türkler beyinlerini nasıl kullanıyor acaba? Kendinizden başlayıp, çevrenize bir bakın bakalım ne göreceksiniz...

[email protected]