Isabel Allende: ‘İçimde yenilmez bir yaz varmış’

Güney Amerika Edebiyatının önemli isimlerinden, eserleriyle olduğu kadar yaşam öyküsüyle de dikkat çeken Isabel Allende, bu kez New York’taki şiddetli bir fırtınanın birbirine bağladığı üç karakterin hikâyelerine odaklanıyor. Neredeyse imzası haline getirdiği; göç, yabancı olmak, aşk, yuva ve aidiyet kavramlarını temel alıyor.

22 Mayıs 2020 Cuma, 18:56
Abone Ol google-news

Güney Amerika Edebiyatının önemli isimlerinden Isabel Allende, eserleriyle olduğu kadar yaşam öyküsüyle de dikkat çeken bir yazar. Allende, 1942 yılında Peru’nun başkenti Lima’da doğar. Anne ve babası o henüz üç yaşındayken boşanınca, annesi üç çocuğu ile birlikte Şili’ye babasının yanına taşınmak zorunda kalır.

Bir diplomatın kızı olarak başladığı hayatına, gerek ülkedeki siyasi gerilimler, gerekse de 1970-1973 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapmış Amcası Salvador Allende’nin devrilişiyle, uzun süre göçmen olarak devam eder.

Latin Amerika’nın seçimle iktidara gelen ilk Marksist devlet başkanı olan Salvador Allende, işçi sınıfının egemenliğinde bir cumhuriyet kurma hayaline ulaşamamış ve ailesi mecburi bir göçe zorlanmıştır.

Isabel Allende, 1993 yılında Beyaz Saray’da düzenlenen bir törenle “Başkanlık Özgürlük Nişanı” ile ödüllendirilmiş olmasına rağmen, bir göçmen ruhuyla şöyle der: “Benim için yerinden yurdundan edilme teması çok doğal. Bu nedenle kitaplarıma da bu duygu sıklıkla yansımıştır. Çünkü bütün hayatım boyunca bir yabancı olarak yaşadım ve kendimi hiçbir yere ait hissetmedim.”

Romanlarında yine sıklıkla işlediği; aşkı aramak ve aşkın yaşama kattığı anlamlar, yazarın yaşam öyküsü için de bir paralellik gösterir. 1962 yılında Miguel Frias ile ilk evliliğini yapan yazar, bu evlilikten Paula ve Nicolas adında iki çocuk sahibi olur.

Ancak, Pinochet Hükümetinin kanlı devrimi yüzünden ailesi ile birlikte Venezuella’ya kaçmak zorunda kalışı on üç yıl boyunca sürgün olarak yaşamasına sebep olur.

1987 yılında ilk eşinden boşanan yazar 1989’da ikinci eşi Gordan ile yeniden aşkı yakalamanın mutluluğuna erişir.

PAULA

Ancak Allende, uzun yıllar süren evliliği boyunca birçok çiftin kaldıramayacağı acılarla tanışıp, zor günler yaşar. Kızı Paula’nın 1992 yılında, kalıtsal bir kan hastalığı yüzünden ölümü onu derinden yaralar ve 1994 yılında kızına ithafen Paula romanını yazar.

Allende bu büyük acıyla başa çıkmaya çalışırken eşi Gordon da önceki ilişkilerinden olan iki çocuğunu uyuşturucu bağımlılığı yüzünden kaybeder. Evlatlarını kaybetmenin boşluğu her ikisi için de duygusal bir yıkımla sonuçlanır.

“Gordon, en küçük oğlunu üç yıl önce kaybettiğinde, her şeye olan ilgisini yitirdi. Tamamen içine kapandı ve ben dâhil herkesle ilişkisini kesti. Bu çok üzücüydü. Biz onunla üç çocuk kaybettik. Çoğu insan, tek bir evladın ölümünü bile zor atlatabilirken, biz üç kayıpla baş başaydık.”

Yetmiş sekiz yaşındaki yazar, biten evliliği sonrası yalnızlığından şikâyetçi değil. Bu ayrılık için “Doğal bir ölüm gibi kendiliğinden sonlanıverdi” diyen Allende, yaşamı anlamaya ve yazmaya devam ediyor.

MÜCADELEYLE GEÇEN YILLAR

Yazarın son kitabı Kış Ortasında, Isabel Allende’nin yazarak ve mücadeleyle geçen yılları, duygusal kırılmaları ve kayıplarının yanında, eşsiz yaşam iştahından da izler taşıyor.

New York’taki şiddetli bir fırtınanın birbirine bağladığı üç karakterin hikâyelerini odaklanan roman, yazarın neredeyse imzası haline getirdiği; göç, yabancı olmak, aşk, yuva ve aidiyet kavramlarını temel alıyor.

Geçmişin onlara bıraktığı kişisel ve toplumsal travmalarla baş etmeye çalışan karakterler onları bir araya getiren kar fırtınası ile yeni yaşamlarının başlangıcına doğru, bilinmez ama iyileştirici bir yolculuğa başlarlar.

Buradaki iyilik ve kötülük kavramları aynı zamanda yazarın günümüz toplumlarının birbirinden uzak ve yalnız insanlarının karşılıksız iyilikle, bir denge bulabileceğine işaret ediyor.

Allende’nin dengeyi gözettiği bir diğer mesele ise karakterlerin ortak noktalarını ve zıtlıklarını titizlikle birleştirip, sadece birlikteyken tamamlanabileceklerini ve yollarını bulabileceklerini hissettirmesi.

Roman önyargıların oluşturduğu engelleri gösterirken, toplumsal kabul görmüş doğruların ya da doğru-yanlış kavramının gerçekteki karşılığını da sorguluyor.

ADALET, SADAKAT, ÖZGÜRLÜK...

Allende bir Ted konuşmasında, “Belli konular sürekli aklıma gelir: adalet, sadakat, şiddet, ölüm, politik ve sosyal meseleler, özgürlük. Etrafımızı saran bir gizem olduğunun farkındayım, bu yüzden de tesadüfler, önseziler, duygular, hayaller, doğanın gücü ve sihir hakkında yazıyorum.” derken gerçekliğin hikâyeleşirken yetersiz kaldığına, kadere ya da evrendeki sihrin tamamlayıcılığına dikkat çeker.

Kış Ortasında’yı kurgularken yaptığı da bu. Kaderin karakterleri birleştirdiğine, bu zorlu yolculukla, ruhlarının özgürleşip, bir armağana dönüştüğüne şahit oluyoruz.

Altmışını aşmış bir profesör olan Lucia, kaçak işçi olarak çalışan ve ülkesini terk etmek zorunda kalmış Guatemalalı Eveleyn ve geçmişteki hatalarının bedelini bugünü görmezden gelerek ödeyen Richard için bu armağan, ikinci bir şans anlamı taşıyor.

Bazen yazarın, yarattığı eserin içine girip bir karakter ile özdeşleştiğini ve onun sesi olduğunu duyumsarız. Eğer Allende’nin bu romandaki sesi kim derseniz size cevabım Lucia olacaktır.

Onun coşkun yaşam enerjisi, aşka ve arzularına olan bağlılığı, gençlik yıllarını siyasi bir sürgün olarak geçirmesinin yanında tıpkı Allende gibi onun da gençliğinde gazetecilik yapması ve en önemlisi de ilerleyen yaşına rağmen umudunu diri tutması, Lucia’yı Allende ile özdeşleştirmeme neden oldu.

Romanın çatısını oluşturan; kadın-erkek ilişkileri, coğrafyanın getirdiği zorluklar ve öteki olmak konumlarının, nihayetinde “Yuva” ve “Aidiyet” kavramlarına bağlanması ise Allende’nin edebiyattaki esas meselesini açığa çıkarıyor.

Allende, yaşama olan tutkusunu hikayelerine aktarırken, hiçbir zaman geç kalınmadığı duygusunu yerleştiriyor satırlarına, bir anlamda yaşamak ve inanmak için hâlâ zamanı olduğuna ikna ediyor okuru. Ve başlarken kullandığı epigraf ile bitiriyor romanı “Kış ortasında anladım ki içimde yenilmez bir yaz varmış,”*

*Albert Camus, Tipasa’ya Dönüş

Kaynakça: Rory Carroll, Isabel Allende Söyleşisi, The Guardian

Kış Ortasında / Isabel Allende / Çeviren: İnci Kut / Can Yayınları /352 s. / 2020.