İYİ Parti’li Aytun Çıray yenilenecek İstanbul seçimine ilişkin konuştu

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Dr. Aytun Çıray, 23 Haziran’da yenilenecek İstanbul seçimine ilişkin “Yüksek Seçim Kurulu (YSK), hukuksuzluk tarihine geçecek bir kararla Ekrem İmamoğlu’nun anasının ak sütü gibi helal olan başarısını iptal etti ve yerine kendi hukuksuzluğunu geçirdi. 23 Haziran’da demokrasi mücadelemizin taçlandırılmasına tanık olacağız” dedi.

20 Mayıs 2019 Pazartesi, 21:19
Abone Ol google-news

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, 23 Haziran’da yenilenecek İstanbul seçimlerine yönelik, “YSK, hukuksuzluk tarihine geçecek bir kararla Ekrem İmamoğlu’nun anasının ak sütü gibi helal başarısını iptal etti ve yerine kendi hukuksuzluğunu geçirdi. 23 Haziran’da demokrasi mücadelemizin taçlandırılmasına tanık olacağız. İmamoğlu’yla birlikte bunun ahlak dolu gururunu paylaşacağız” dedi. Seçim sürecinde ekonomik krize odaklanılması gerektiğine değinen Çıray, “Mutfak yanıyor, yürekler acıyla kavruluyor. Biz bu yakıcı ekonomik krizin henüz başındayız. Cumhuriyet tarihimizin en ağır, en çetin dönemine giriyoruz. Sadece bu gerçeğe odaklanmalıyız. İktidarı bu kadar ölümcül koşulların atlatılması için sağduyuya, basirete, kızgın demiri gerçekten soğutmaya davet ediyorum” diye konuştu. Cumhuriyet’in sorularını yanıtlayan Aytun Çıray, özetle şunları söyledi:

Millet İttifakı’nın adayı olarak seçimlere giren İmamoğlu’nu 23 Haziran’da ne bekliyor?

YSK, hukuksuzluk tarihine geçecek bir kararla Ekrem İmamoğlu’nun anasının ak sütü gibi helal başarısını iptal etti ve yerine kendi hukuksuzluğunu geçirdi. 23 Haziran’da İstanbulluların vicdani birleşmesiyle demokrasi tarihimizde bir kilometre taşı olarak İmamoğlu’na seçimin hemen ertesi günü mazbatasının yeniden verildiğini yaşayacağız. Demokrasi mücadelemizin taçlandırılmasına tanık olacağız. İmamoğlu’yla birlikte bunun ahlak dolu gururunu paylaşacağız. Bu seçim için Millet İttifakı’nın İstanbul örgütleriyle öylesine organize olunuyor ki, iktidar ve paydaşı YSK’nin hiçbir hukuksuzluk performansına ne zemin ne de herhangi bir uyduruk gerekçe bulamayacak. 31 Mart’taki trajik komikliklere bu kez yer yok, olmayacak.

AKP ve MHP Genel Başkanlarının seçim sürecinde ortak noktada buluştukları bir söylem var: ‘Beka sorunu.’ Bunun için neler söyleyeceksiniz?

Beka söyleminin işe yaramadığını, tam tersine geri teptiğini bizzat AKP’liler itiraf ediyor. Zaten seçimin ertesi günü beka sorunu hiç yokmuş gibi ortadan kalktı. Yerel seçimlerin kendi otantik çizgisi üzerinde gerçekleşmesine azımsanmayacak ölçüde engel oldu bu söylem. Bir de bu söylemin kendisi milletin veya ülkenin değil ama kurumlarımızın beka sorunuyla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. YSK’nin hali pür melaline bakılınca bu gerçek açıkça görülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlerin hemen ertesinde kızgın demiri soğutmaktan söz etti. Ama maalesef sözle eylem örtüşmediği gibi, kısa bir süre içinde hem kendisi, hem de küçük paydaşı tarafından bırakalım demiri soğutmayı daha da kızdıracak sözler ve tutumlar sergilendi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu planlı bir provokasyondan kıl payı kurtuldu. Gazeteci Yavuz Demirağ evinin kapısında demir çubuklarla saldırıya uğradı. Saldırganlar ise adeta ödüllendirilir gibi serbest bırakıldılar. Şimdi görünüşü kurtaracak bir yumuşaklık maskesi takmanın kendilerine seçimde yarayacağını düşünüyorlarsa elbette takacaklardır. Ancak bunu istikralı şekilde yapabilmeleri pek mümkün görünmüyor. Çünkü maalesef kutuplaştırıcı nefret dili bunların adeta fıtratı oldu. Bir yerlerden kendini gösterecektir. Keşke yumuşaklığı ve nezaketi başarabilseler. Yaptıkları en hayırlı iş olur. Üstelik maliyetsiz...

‘Eski plakları yeniden çalıyorlar’

Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları ile görüştürüldüğü, YSK’nin İstanbul kararını açıkladığı gün ortaya çıktı. Bahçeli’den de “Öcalan’ın avukatları ile görüşmesinde bir sakınca yoktur” açıklaması geldi. Cumhur İttifakı’nın Öcalan konusuna ilişkin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bayat numara, bununla hiçbir İstanbullunun aklını çelemezler diye değerlendiriyorum. Bakın derin ekonomik kriz dönemlerinde insan hafızası daha işlektir. Bunlar başımıza nasıl geldi, bu felaketi kimler sebep oldu diye hatırlamaya başlar. Bu gerçek İstanbul’da yaşayan Kürt kökenli yurttaşlarımız için de geçerlidir. Artık çaresizlikten eski plakları yeniden çalmaya kalkıyorlar. Boşuna, çünkü tüm İstanbul vicdanlarda İmamoğlu vasıtasıyla birleşti, hepsi birbirinin vicdan kardeşi oldu. İstanbul’da yaşayan Kürt yurttaşlar bunun dışında değil. Aksine tam içinde, yüreklerin tam merkezinde.

Ekonomik kriz, Suriyeli krizi ve S-400 füzeleri gibi seçim sürecinde gözardı edilen bazı konular var. Türkiye bu konulara ilişkin nasıl bir yol izlemeli?

Arka plana atan saray merkezli tek adam iktidarı. Ne CHP, ne İYİ Parti, ne de Saadet Partisi ve HDP, ekonominin bunaltıcı gerçeklerini ve problemlerini arka plana atmadılar. Kriz yurttaşları cenderesine almış durumda. Mutfak yanıyor, yürekler acıyla kavruluyor. Çiftçi üretmiyor, sanayici üretimi durduruyor. Cumhuriyet tarihimizin en ağır, en çetin dönemine giriyoruz. Sadece bu gerçeğe odaklanmalıyız. İktidarı bu kadar ölümcül koşulların atlatılması için sağduyuya, basirete, kızgın demiri gerçekten soğutmaya davet ediyorum. Suriyelilere gelince biz İYİ Parti olarak bunun üzerinde özellikle duruyoruz. Suriye’de Esad başkanlığındaki meşru Suriye hükümetiyle doğrudan görüşülüp müzakere edilmelidir diyoruz. Bu beş milyona yaklaşan Suriyelilerin geri dönüş koşullarını hazırlayacak ve tüm tarafların çıkarlarını kollayan bir geri dönüş sürecinin yolunu açacaktır. Burada ırkçı en küçük bir mülahaza söz konusu değildir. Burada esas alınan şey tarihin en ağır krizinde Türkiye’nin sırtındaki muazzam yükü azaltmak ve kaynakları verimli bir biçimde kullanmaktır. S-400’ler ise bambaşka bir dış politika faciasıdır. Çünkü bu füzelerin ABD ve NATO ile bu tür sorunlara yol açacağı daha başından belliydi. S-400’ler süper güçleri aynı ipte oynattığını sanan ergen anlayışının bir tezahürüdür; Türkiye’yi ve Türk Milletinin haysiyetini de zedeleyen tehdit söylemlerine zemin hazırlamak da! Türkiye’nin yapacağı tek şey var: Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesine göre organize olmuş kurucu diplomasi anlayışına zaman kaybetmeden dönmek.