Kaldırım taşına övgü

Dünyanın sayılı açık hava müzelerinden olan Roma’nın kaldırım taşları da bu müzenin demişbaşlarından. Roma’yı Roma yapanlar listesine Kolezyum, İspanyol Merdivenleri ve Aşk Çeşmesi ile birlikte sampietrino’ları da dahil etmemek, “bastığı yeri toprak diyerek geçme” gafleti olarak yorumlanıyor.

07 Kasım 2015 Cumartesi, 22:50
Abone Ol google-news

Turistlerin Roma seyahati için özel olarak satın aldıkları romantik çiçekli elbiseleri, çizgili tişörtleri ve gece gezmelerinde giymeyi umdukları stiletto’ları doldurdukları valizlerin tekerleklerini daha kent merkezine adım atar atmaz işlevsiz hale getiren; iyi ihtimalle o stiletto’ların topuklarını, kötü ihtimal o topuklara basan bilekleri büken kaldırım taşları, sampietrino’lar.

 

Azizler kadar kutsal

Alelade bir şehir içi otobüs yolculuğunu şiddetli sarsıntılarla lunaparktaki bir hız treni macerasına dönüştüren, bu sarsıntılarla yalnızca yolcuların kaba etlerine değil kentin tarihi yapılarına da zarar vermekle suçlanan sampietrino’lar. Aziz lakaplı ve Romalıların neredeyse azizler kadar kutsallık atfettiği sampietrino’lar.

Romalıların sevgili kaldırım taşları isimlerini, Roma Katolik Kilisesi’nin ilk Papa’sı kabul edilen San Pietro’dan (Aziz Petrus) alıyor. Bu taşların ilk olarak 16. yüzyılda Papa 5. Sisto zamanında Vatikan’a bağlı San Pietro Meydanı’na döşenmesinin ardından, Roma’nın merkezindeki cadde ve sokaklar da bu küçük bloklarla kaplanıyor ve taşlar “küçük Aziz Pietro” manasındaki “sampietrino” ismiyle onurlandırılıyorlar.

En yaygın versiyonu 12*12*6 cm’lik bu taşlar, at arabalarının yollarda daha rahat ilerlemesini sağlamak için tasarlanıyor.

Tek tek yerleştiriyorlar Zamanla at arabalarının yerini motorlu taşıtlar alsa da Roma’nın sampietrino aşkı, özellikle de dar sokaklarda yerini asfalta bırakmıyor. Üstelik boğucu rakibi asfaltın aksine sampietrino’lar oturduğu zemini yaşatmaya da devam ediyor. Toprak zeminin üzerine bir kum ya da özel bir kül tabakası serpildikten sonra, kaldırım taşı zanaatkarlârı bir dini ritüel konsantrasyonuyla taşları elle, tek tek yerleştiriyor. Toprağın nefes almasına, yağmur suyunu geçirmesine imkân veren bu teknik sayesinde taşların arasından yabani otlar da baş gösterip, en neşesiz günde bile “umut var” dedirtebiliyor.

Dünyanın sayılı açık hava müzelerinden olan Roma’nın kaldırım taşları da bu müzenin demişbaşlarından. Roma’yı Roma yapanlar listesine Kolezyum, İspanyol Merdivenleri ve Aşk Çeşmesi ile birlikte sampietrino’ları da dahil etmemek, “bastığı yeri toprak diyerek geçme” gafleti olarak yorumlanıyor.

Dönem dönem, özellikle motorlu taşıt trafiğinin yoğun olduğu caddelerden sampietrino’ların sökülüp yerine asfalt döşenmesi gündeme geldikçe, Roma halkının bu taşlara aşkı da kabarıyor. Sampietrino’lar üzerine sergiler, kongreler düzenleniyor, hatta Roma’da bir Sampietrino Kültür Derneği bile bulunuyor.

Kentin yatay cephesi Dernek, “kentin yatay cephesi” diye tanımladığı kaldırım taşlarını, tarihi ve mimari bir kültür mirası kabul ediyor. Sampietrino’lar tüm bu özellikleriyle aynı zamanda, işlevin estetik ve tarihin önüne geçtiği bir dünyaya hâlâ direnen Roma’nın ve Romalıların bir “küp”te cisimleşmiş halleri.