Karen Russell'dan fantastik bir ilk roman: "Timsah Park"

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Karen Russell, yırtıcılarla güreşen bir anne, Kızılderili şefi havalarında bir baba, sivri zekâlı bir ağabey, ruhlarla konuşan bir abla ve timsahlarla çevrili Ava Bigtree'den oluşan bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Cem Tunçer'in değerlendirmesiyle...

30 Eylül 2014 Salı, 14:11

Bigtree ailesi timsahlara karşı...

Karen Russell, “Ava Wrestles the Alligator” adlı öyküsü 2006 yılında Zoetrope’ta yayımlandığında henüz 24 yaşındaydı. Öykü annesi ölmüş, babası anakaraya gitmiş Ava hakkındaydı ve Ava’nın bir büyük problemi daha vardı: Ablası bir hayalete âşıktı ve bu hayaletle evlenmek için evden kaçması an meselesiydi. Ava Wrestles the Alligator’daki Ava’nın hikâyesi 2011 yılında Timsah Park’a evrildi, aileye bir de sivri zekâlı ağabey Kiwi katıldı ve biz de babayı ve anneyi, Ava’yı ve bir hayalete gönül vermiş ablasını daha yakından tanıma fırsatı elde ettik.

Timsah Park, Karen Russell’ın ilk romanı. Bu roman ile Pulitzer’e aday gösterilen yazar, Young Lions Roman Ödülü'nü de kazandı. Aynı zamanda Granta’nın “En iyi Amerikan Genç Romancıları” seçkisinde ve The New Yorker’ın “40 yaş altı 20 yazar” listesinde yer alan yazar, MacArthur Bursu ile de ödüllendirildi. “Deha Bursu” olarak da adlandırılan bu burs, alanlarında başarılı olmuş kişilere veriliyor ve şu anki değeri tam 625 bin dolar. Bursu ilginç kılan ise jürisinin anonim olması ve bursa herhangi bir başvurunun kabul edilmemesi. Eğer bu bursu hak ediyorsanız, onlar sizi bulur; David Foster Wallace’ı, Lydia Davis’i, Junot Diaz’ı ve tabii Karen Russell’ı buldukları gibi.

KIZIL TİMSAH

Timsah Park’a gelirsek…

Annenin ölümü sonrası Timsah Park’ta işler iyi gitmemektedir çünkü anne Timsah Park’a turist çeken tek isimdir o: Yırtıcılarla güreşir, tehlikeli gösterilere imza atar... Baba artık borç batağındadır ve abla hayaletlerle konuşurken abi Kiwi daha gerçekçi bir tavırla iş bulmak için anakaraya gitmeyi savunur. Ava’nın ise aklında bambaşka bir plan vardır: Timsah Park’ı kurtarabilmek için ihtiyacı olan güreşmeyi öğrenmek ve henüz yumurtasından çıkarken gördüğü ve beslediği kızıl timsahın ölmemesini sağlamak. Kitapta ölü bir anne ve hayaletlerle konuşan bir abla ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir park olduğu düşünülürse Ava’nın kızıl timsahının başına kötü bir şey gelmesinden korkması gayet doğal olsa gerek.

Romana ismini de veren Timsah Park ise büyükbaba Sawtooth tarafından büyük bir araziye kurulmuştur. Kitap Sawtooth’un torunlarından Ava’nın ağzından anlatılır. Ava’nın kendisini kızılderili şefi sanan bir babası, kanserden hayatını kaybetmeden önce parkın yıldızı olan ve nefes kesici şovlara imza atan bir annesi, kendini dahi sanan bir abisi ve hayaletlerle konuşan bir ablası vardır. Annelerinin yokluğuna henüz alışmaya çalışan çocukların hepsi, annelerinin ölümünü yaşamlarının her alanında hissetmektedirler

LİMONATA İÇEN VAMPİRLER

Karen Russell’ın “Vampires in the Lemon Grove” [Limon Bahçesindeki Vampirler] adında bir de öykü kitabı var. Kitaba adını da veren öyküde vampirler susuzluklarını gidermek için bir limon bahçesi bulurlar; buradaki limonlar bir harikadır ve limonata ile susuzluklarını gidermektedirler ve eh, artık kana kimin ihtiyacı vardır ki?

Limonata ile susuzluklarını gideren vampirler ile hayaletlerle konuşan abla arasında bir ortaklık kurulabilir. Yine de Karen Russell, limonata içen vampirlerden biraz daha farklı olarak, Timsah Park’ta fantastik öğeler ile gerçeklik arasında önce karakterler, sonra da konu aracılığıyla bir çatışma yaratıyor. Fantezi ile gerçek her daim birbirinin önüne geçmek için çabalayan birer araç gibi yarışıyor okurun zihninde. Bu yarışta karakterler oldukça önemli bir yer tutmakta.

Kiwi örneğin, ailemizin abisi; gerçeklikle en ilişik karakter. Timsah Park’ın kapatılma tehlikesini sezen ve bu konuda bir abi olarak önlemler alması, bir şeyler yapması gerektiğini düşünen o. Gerçek hayatın zorluklarıyla ilk yine ilk o karşılaşıyor, hayaletlere inanmıyor ve bildiği tek şey ailesini kurtarmak için çok çalışıp para kazanması gerektiği. İşler umduğu kadar kolay olmuyor tabii; gerçeklik, zor.

Ossie ailemizin ablası; hayaletlerle konuşmaya başladığından beri onun için bir şey ifade eden pek az olay var. Kendi dünyasında hayatlerle konuşarak, hatta onlardan birine âşık olarak yaşıyor. Timsah Park kapatılacak mı, eh, kimin umurunda?

Ana karakterimiz Ava; hikâyeyi onun ağzından dinliyoruz. Ava neye inanacağına şaşırmış durumda: Bazen ablasının hayaletlerle gerçekten konuştuğuna inanıyor, bazen hepsini kafasında kurduğunu ve gerçek olamayacağını düşünüyor. Ava fantastik bir dünyada seyahat ederken bile bir anlığına fikri değişebiliyor: Karen Russell gibi; fantazya ve realitenin ince sınırlarında ustaca dolaşıyor. Ailesinin realitesinin farkında, Timsah Park kapatılacak ve bu konuda harekete geçmeli. Öte yandan ablası sevdiği hayalet uğruna evden kaçtı ve bir şeyler yapmalı. Gerçekten hayaletler varsa, ablasını o dünyadan çekip almalı ve bunun için Ava, kendi dünyasının sınırlarında dolaşmalı ve bazen o sınırı geçmeli; bu onun için çok riskli olsa da.
Babamıza da değinmeden geçmemek lazım; vücudunda tek bir damla kızılderili kanı olmamasına ve yıllar önce Timsah Park’a Ohio’dan gelmiş olmasına rağmen kendisine Şef diyen fakat boş zamanlarında sıkça asıl sebebini kitabın sonlarına doğru öğreneceğimiz çeşitli mazeretlerle anakaraya kaçan bir karakter. Timsah Park’ı kurtarmak için uçuk fikirleri olsa da bu fikirlerin gerçekleştirilebilirliği konusundaki soru işaretleri tüm kardeşlerin dikkatini çekiyor.

RENKLERİ KULLANMAK

Kitap tam fantasik bir evrene giriyor derken, gerçeklik abi Kiwi’nin karşılaştığı zorluklar gibi bir anda okuru vuruyor. Konu aniden gerçekliğe dönerken fantazya ile gerçeklik yarışında, gerçeklik Russell’ın ustaca manevralarıyla fantazyaya bir tokat atıyor: Buradayım ve orman ablasını arayan bir kız çocuğu için fazlasıyla tehlikeli.

Ava’nın on üç yaşında olması ve annesini yitirmesi de bu noktada önemli bir yer tutuyor tabii. On üç yaş; her şeye ikna olabilirsin ama biraz da büyümüşsündür ve bazı şeylerin farkındasındır: Hayalet diye bir şey yok. Öte yandan annen ölmüştür ve hayaletlerle dolu bir evren varsa, annen pekâlâ orada olabilir: Hayalet diye bir şey neden olmasın ki?

Eğer okuyucuyu bir karakter ayartacaksa, bu tabii ki Ava’dan başkası olamazdı.

Geçtiğimiz günlerde David Shields’ın bir kitabını okudum. Kitapta Shields, National Gallery’de bir tur rehberini dinler. Tur rehberi Rothko’nun neden büyük bir ressam olduğunu sorar ve turistlerden çeşitli cevaplar gelir; kimisi renkler der, renkleri çok iyi kullanmış. Kimisi de üstüne çok yazılıp çizilmiş olması... Tur rehberi, “Rothko büyük bir ressam çünkü ondan sonra gelen sanatçıları resim hakkındaki düşüncelerini değiştirmeye itti,” der. Shields, bunun karşılaştığı en anlamlı sanatçı büyüklüğü tanımı olduğunu söyler kitabında. Daha önce MacArthur Deha Bursunu alan David Foster Wallace gibi, Lydia Davis gibi ya da Karen Russell gibi yazarların nasıl yazarlar olduğunu anlatırken, bu cümle geliyor aklıma. Karen Russell gibi yazarlar renkleri çok iyi kullanıyorlar ve onlar hakkında çok yazılıp çiziliyor; eleştirenler, savunanlar, harikalar, berbatlar… Ama Karen Russell hakkında tek bir şey söylemek gerekirse; Russell, ondan sonra gelen yazarların yazın hakkındaki düşüncelerini değiştirmeye itecek yazarlardan biri sayılabilir. Bunu ileride daha net görebileceğiz, fakat işaretlerini hem Timsah Park’ta hem diğer kitaplarında yavaş yavaş görebiliyoruz.

Timsah Park/ Karen Russell/ Çeviren: Püren Özgören/ Siren Yayınları/ 416 s.