Kayıplar bulunamıyor

Silivri Cezaevindeki oğlunu görmek için 24 Ocak’ta Batman’dan İstanbul’a gelen ve MOBESE kamerasından en son Eminönü’nden Kadıköy vapuruna bindiği görülen Mehmet Bal’dan (58) 110, Şırnak’ta 11 Ocak’ta kaybolan Diril çiftinden Şimuni Diril’in (65) cansız bedeni 20 Mart’ta bulunurken Hurmuz Diril’den (71) 123 ve Tunceli’de 5 Ocak’ta kaybolan üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’dan (21) da 129 gündür haber alınamıyor. Acılı aileler her yolu deniyor ancak halen sonuç alabilmiş değiller. Ailelerin ve avukatların ortak talebi; etkin soruşturma yürütülmesi.

12 Mayıs 2020 Salı, 02:00
Abone Ol google-news

En son Eminönü’nden Kadıköy vapuruna bindiği görülen Mehmet Bal’ın avukatı Ahmet Çelik, 27 Ocak’ta başlayan soruşturmaya 28 Şubat’ta takipsizlik kararı verildiğini belirterek, “İtiraz ettim ama henüz bir karar verilmiş değil. Dosya da Bal’ın Eminönü’de vapura bindiği görüntüsü var ama inerken ya da vapurdan herhangi bir görüntü yok. Bu konuda bir çalışma yapılmadığı için dosyada sadece, ‘vapurdan indiği tespit edilemedi’ deniliyor. Vapurun Kadıköy’deki iniş yerinde birçok MOBESE kamerası var. İyi bir inceleme yapılsaydı bulunurdu. Savcı, ‘Daha yapacak şeyler var’ derken ve istediğimiz kamera kayıtları daha gelmeden bir anda takipsizlik kararı çıktı. Aydınlatılmadan, yeterli bir araştırma yapılmadan dosyanın kapatılması şaibeli. Şüphelerimiz giderilmeli. Emniyetin tavrı çok kötü. Bal’ın çocuklarını ifadeye çağıran görevliler, onları suçluyor, dalga geçiyor, ‘Belki de bir kadınla kaçmıştır, belki de siz yapmışsınız’ gibi ithamlarda bulunuyorlar” dedi.

'YERİNİ BİLDİKLERİNİ DÜŞÜNDÜM’

Mehmet Bal’ın oğlu Ercan Bal, emniyetin ve savcının olayın üzerinde ciddi bir şekilde durmadığını kaydederek, “Abim savcıya, ‘Bursa da kaybolan iki şahsı, telefon sinyalinden, kamera görüntülerinden 3 saat içinde buldunuz’ deyince savcı da, ‘O ayrı bu ayrı’ dedi. Nasıl ayrı ? Kayıp kayıptır. Kadıköy gibi bir yerde, vapurda hiç mi kamera yok? Çok şüpheli bir durum. Babamın dosyasıyla ilgilenen Gayrettepe Karakoluna ilk gittiğimizde kovulmamız, emniyet mensubunun küfür etmesi, sürekli alaycı bir şekilde yerini biliyorlar da söylemiyorlar gibi konuşmaları, davranışlarıyla kesinlikle babamın yerini bildiklerini, bu işte başka bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Dosya ile ilgilenen polisle en son 2 hafta önce yaptığım konuşmada, ‘Bu saatten sonra babanla mı uğraşacağım’ dedi” diye konuştu. Mehmet Bal‘ın kuzeni Salih Bal da, “Yetkililer, Mehmet’in telefon kayıtlarını çıkarırsa nerede olduğunu da bulur” açıklamasında bulundu.

‘BENİ BİR DAHA RAHATSIZ ETMEYİN’

İstanbul’a geldiği 24 Ocak günü Bağcılar’da gittiği Bekirhanlılar Derneğinde bir süre kaldıktan sonra Eminönü'ye gidip Kadıköy vapuruna binen Mehmet Bal’ı en son gören ve dernekte görevli olan kuzeni Hasan Bal ise şu ifadeleri kullandı: “Savcılık bize ‘Gayrettepe’de Kayıp Büro Amirliğine dilekçenizi verin, dosyanızı açarsınız’ dedi. Dilekçemizi verdik. Ortalama bir ay sonra, Mehmet için derneğimizin önünde açıklama yaptığımız gün, beni ifadeye çağırdılar. Karakolla zıtlaştık. Bir gün, dosyaya bakan memuru aradım, ‘İkide bir arıyorsunuz. İşim gücüm var. Kaç tane dosyam var. Beni bir daha rahatsız etmeyin’ dedi. Ben de, ‘Kadıköy’de her tarafta kamera varken Mehmet'in vapurdan indiği niye gözükmüyor?’ diye sordum. O da ‘Kamera yok’ dedi. ‘Vicdanen rahatım’ dedikten sonra da telefonu kapattım.” 

‘HİÇ BİR ŞEY YÜRÜMÜYOR’

Beytüşşebap ilçesine bağlı Kovankaya köyünde kaybolan Asuri Diril çiftin oğulları İstanbul Keldani Kilisesi Papazı Remzi Diril (38), savcının araştırmasının devam ettiğini ve gizlilik kararı verdiğini belirtti. Diril, “Şu an soruşturmanın hassas bir dönemindeyiz. Savcı bazı ipuçları yakalamaya çalışıyor. Savcı bey ile avukatımız aracılığıyla özellikle sürekli irtibat halindeyiz. Dosyanın akıbeti açısından elinden geleni yapıyor. Ama yine de hukuksal olarak hiç bir şey yürümüyor. Yetkililerin en son, 28-29-30 Nisan’da yaptığı aramada bir şey bulunamadı. Kardeşim, bir gün sonra babama ait olan bir ayakkabı ve dizliği buldu. Elimizde somut bir şey yok. Şu şudur diyemiyoruz. Annemin patoloji raporu çıkmadı ama ön otopsi raporu çıktı. Ölüm nedeni yaralanma olarak belirtilmiş. Tahminimizce babamı da öldürüp nehre atmışlardır. İnşallah sağ bulunur. Köyümüz o coğrafyanın en sapa yerlerden. Kışın yol her zaman kapalı. Köyümüz, ilkbaharda ise eriyen kar suyundan dolayı göletlerin, derelerin debisi sürekli yükselen bir coğrafyada. Dalgıçlıkta profesyonel kişiler gelmedi. Bir an önce böyle bir ekip gelmeli. Yoksa, debinin inmesi için Temmuz ayına kadar da bekleyebiliriz” diye konuştu. Çift’in yeğini George Diril de, en son ki aramanın, köy ile çevresinin ve yengesinin de bulunduğu çayın geçtiği dere yatağın bulunduğu birkaç köyde yapıldığını kaydederek, “Amcamın bir ihtimal öldürüp atıldı, ihtimaline karşılık mı arma yapıldı bilmiyoruz. Anladığım kadarıyla askeri operasyon gibiydi ama arama yapıldı. Patoloji raporu çok gecikti” dedi.

‘İNTİHAR ALGISI YANLIŞ’

Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ın avukatı Ali Çimen, dosyanın, soruşturmanın ilk aşamalarında intihar algısıyla yanlış yönlendirildiğini savundu. Olayda adı şüpheli olarak geçen Zaynal Abakarov’un gözaltına dahi alınmadığını belirten Çimeni “Dosyada belli bir emekte var. Mesela Gülistan’ın kaybolduğu gün saat 12.00 ile 13.30 arasıyla ilgili yaklaşık 400 kişi dinlenmiş. Ama dosya, soruşturmanın ilk aşamalarında intihar algısı oluştuğu için yanlış yönlendirildiğini düşünüyoruz. Oysa şüpheli Zaynal Abakarov, Gülistan ile bir gün önce kavga ediyor, vatandaş ihbar ediyor ve polislik oluyor, Gülistan’ın kaybolduğu gün de onunla en son o görüşüyor. Gülistan kaybolmadan önce de Zaynal’ın ailesi evde büyük tartışma yaşamış. En önemli şey ise Zaynal, Gülistan’ın kaybolduğu gün saat 17.00 gibi, Gülistan’ın arkadaşı G.’ye, ‘Bunu, o kendi kendine getirdi’ diye bir mesaj atıyor. G., bunu karakola bildiriyor. Ama nedense dosyada intihar algısı dışında bir şey düşünülmüyor. Cinayet şüphesiyle ilgili bir şey düşünülmüyor ve bu yönde ciddi bir şey yapılmıyor. Bundan dolayı şüpheli Zaynal’a yönelik misal bir telefonuna el konulması, gözaltına alınması gibi bir işlem yapılmıyor. Makul bir şüphe var. Zaynal’ın tutuklanması lazımdı. Dosyanın bir süre intihar algısıyla yürütülmesi yanlıştı. İntihar algısı hatadır. Soruşturmayı yürüten yetkililer çokta düşüncelerini söylemiyorlar ama hâlen de intihar olduğunu düşünüyor olabilirler. Öyle ki intihar algısı yıkılmış olsaydı şüpheli Abakarov’un şu an tutuklu olması lazımdı. Hâlâ bir yurt dışı yasağı bile konulmuş değil. Zaynal’ın ifadesi Alanya’da değil Tunceli’de alınması lazımdı” değerlendirilmesinde bulundu.

‘NEDEN BABANIN GÖREV ALDIĞI ŞUBE YÜRÜTÜYOR?’

“Gülistan’ın kaybolduğu gün, Zaynal’ın polis olan babası E.Y. izinli, ne yaptığı belli değil. Dosyada onunla ilgili herhangi bir şey yok.  ‘Araç çamura saplandı oraya gittim’ diyor ama Abakarov’un kimliği olmadığı için polisler tarafından bir saat orada tutulduğu için gidiyor. Bir polis memuru niye yalan ifade verir ? Dosyayı neden, şüphelinin babasının görev aldığı asayiş şube yürütüyor?” diye soran Çimen, “Şu ana kadar ki bilgilerin çoğu, öğretmeni, arkadaşı veya diğer yurttaşların kendiliğinden karakola gidip tanıklık etmesiyle ortaya çıktı. Yoksa bu bilgiler, ne Zaynal’ın, ne annesinin, babasının ifadesinde yer almadı veya herhangi bir şekilde emniyetin kendi araştırmasıyla ortaya çıkmadı. Misal iki kişinin, ‘16.44’te oradan geçtiğimizde Gülistan’ı gördük’ ifadelerinden sonra Gülistan’ın 16.44’te kadar yaşadığı ortaya çıktı. Bunun ardından savcı soruşturmanın 19.00’a kadar genişletildiğini söyledi” dedi.

‘HTS KAYDI BİLE ALINMAMIŞ’

80’inci günden sonra dosyaya müdahil olduğunu ve ondan sonra bazı taleplerinin olduğunu belirten avukat Çimen, “Talepler kabul edildi ama dosyaya giren yeni bir belge yok. İstediğimiz talepler bir müzakere ile ortaya çıkacak çok basit şeyler. Mesela şüphelinin HTS kaydı bile alınmamış, telefonununa el konulmamış. Ama önemli olan Gülistan’ın son görüldüğü saat 16.44’ten sonrasına bakmak. Bu eksik tutuluyor. Gülistan’ın atladığı iddia edilen köprünün görüntülerin kalitesi sorunlu olduğu için Gülistan’ın oradaki durumunu göremiyoruz. Jandarma imkanlarının fazla olmadığını belirterek, bu görüntülerin yüzde 5’ine kadar iyileştirme ve yakınlaştırma yapabildiğini söylemiş. Bununla birlikte, görüntülerin iyileştirme ve yakınlaştırılması için yaptığımız talep üzerine TÜBİTAK ve İstanbul Adliyesi’ne kayıtlı özel bir firmaya gönderildi. Dosyadaki son gelişme, bekleyen evrak bu. Bu aşamada taleplerimiz bekleniliyor” açıklamasında bulundu.

‘ORADA OLMADIĞINI BİLİYORUZ’

Çimen son olarak şöyle devam etti: “Yetkililerin düşüncesi muhtemelen, Gülistan'ın suda olduğudur. Ama Gülistan'dan çok sonra yaşanılan iki olayda yaşamını yitiren uzman çavuş Yılmaz Güneş ile Esma Kılıçarslan sudan çıkarıldı. Bunlarda Gülistan’ın aslında suda olmadığını yansıtıyor. Gülistan'ın orada olmadığını biliyoruz ama aile, ‘Madem barajda arıyorsunuz barajı boşaltın’ diyor. Barajın kapaklarının açılması o kadar da zor değil. Orada çalışan görevlilerde su bu seviyedeyken olmaz diyor. Vali bey barajın boşaltılması ile ilgili herhalde Gülistan’ın ailesine söz vermiş ama henüz bir işlem yapılmış değil. DSİ’nin kapakların açılmasının maliyetli olacağını belirtmiş. Bir genç kızın bulunması için ekonomik maliyetin konuşulması hiç doğru değil. Talebimiz, bu aşamada şüphelinin tutuklanması, adil ve etkin bir soruşturmanın yürütülmesidir.”