Kibar hırsızları nerede aramalıyız?..

Fransızların “Kibar Hırsız” dediği sosyete fareleri bu yıl yine boş durmadı.

29 Ağustos 2021 Pazar, 04:00
Kibar hırsızları nerede aramalıyız?..
Abone Ol google-news

Cannes Film Festivali’nin 74. kez düzenlendiği bu yılın temmuzunda, film artisti Jodie Turner-Smith’in 10 bin dolarlık mücevheratı beş yıldızlı, haliyle iyi korunur zannedeceğiniz The Marriot Oteli’ndeki odasından çalındı. Tabii anında, Fransız polis arabalarının o tanıdık sirenleri duyuldu, polis kapıyı bacayı tuttu; bir tek Pembe Panter filmlerinin meşhuru, Dedektif Clouseau eksikti.

Fransa’da sosyeteden, paraya ve şöhrete bana mısın demeyen artistlerden mücevher çalmak ulusal bir marifete dönüşmüş olmalı. Sadece Cannes şenliklerinde, senesi geçmiyor ki, bir başka hırsızlık olmasın. Son beş yılda 270 milyon dolarlık mücevherat çalındı. Fahiş değerde pırlanta, elmas, altın işlemeyle niye ortalıkta dolaşırlar, bunu da anlaması zor. Bana öyle geliyor ki, bunları çalsınlar, biraz da böyle meşhur olalım istiyorlar.

Bu polisiyelerin Fransa’da olmasına şaşırmamalı. Batı burjuvazisinde sosyete denilince akla gelen yer, orası. Haliyle Arsène Lupin gibi kibar sosyete hırsızı olan roman kahramanları da Fransa’dan çıkıyor; Maurice Leblanc’ın 1907’de yazdığı romandan beri Lupin, sosyete soyguncuların piridir. Lupin kadar meşhur, Aziz Simon Templar’ı unutmayalım: Lesli Charteris’in 1928’de sosyeteye dadanan bu kahramanı, zenginden alıp fakire dağıtan, ütopik sosyalisttir.

Bu karakterleri biraz severiz, o da ayrı mevzu! Sosyeteye karışıp, odalarına girip mücevherat çalanları keyifle izler, hatta yakalanmasınlar isteriz. Galiba, biz, bu kibar hırsızlarda azıcık Robin Hood’luk arıyoruz ama boşuna; zenginden çalıp fakire dağıtan kibara rastlanmadı. Türkiye hariç: Peyami Sâfa’nın polisiyesi, meşhur Cingöz Recai karakteri iyilikseverdir, çaldığını fakire, yoksula, yetime dağıtır. 

KANADA’NIN KİBAR HIRSIZLARI

1960-80 arasında, Kanada’nın, polisi peşine takan bir kibar hırsızı var: Ken Leishman isimli efendi takımından, yüzüne bak anahtarı teslim et tarzında güven uyandıran birisi. Ortada Fransız tarzı sosyete bulamayınca ne yapsın, gidip banka soygunları yapmış ama hiçbiri şiddet içermiyor, hepsinde aldatmaya dayalı taktikler var. Ken Leishman’ın son hırsızlığı bereketli; bugünkü parayla 3 milyon dolarlık bir takıyı almış. 

Kanada’nın Arsène Lupin’lerini merak edince, eski gazeteleri taramak istedim, ilginç hikâyeler bulurum diye. Hem Alberta Üniversitesi’nin devasa hem de Edmonton’un şehir kütüphaneleri, Covid salgını tekrar geri gelmezmiş gibi gevşetilen tedbirlerden sonra açılmıştı; gittim, kibar hırsız aradım.

1913’te kurulmuş olan Edmonton Halk Kütüphanesi, bugün 1 milyon nüfuslu kentin 25 ayrı binasında hizmet veren, 18 milyon kaynak içerikli dev bir yer. Salgında, kapıdan siparişle kitap uzattılar, geri alırken ilaçlayıp binaya soktular; zor günlerdi. Şimdi virüs gitti zannediyorlar, kapılar açıldı, herkes içeri doldu. Benim sürekli gittiğim, şehrin merkezindeki Stratchona binasıdır. Salgından sonra her şey eskisi gibiydi; danışma masasındaki görevliler bile. Onlardan birisiyle eskiden tanışırız: Bürümcük Hint kumaşından etek giyen, dudaklarına kalın ruj çekerek biraz da abartılı makyaj yapan, ne vakit orada görsem hep TenTen’deki kadın operacı Mdm. Castofiore’ye benzettiğim danışmadaki görevli.

15 aydır kütüphane kapalı olduğundan unutmuştur zannettim ama hafızası işlekmiş, hatırladı, hemen Erdoğan’ı da sordu; siyasete meraklı. Görüşmeyeli neşesinden bir şey kaybetmemiş, o eski kulak çınlatan kahkahası berdevam...  “Kanada’da kahraman hırsız arıyorum”dedim, sanki kütüphaneye sorguya gelmiş polis memuru gibi. Güldü! Haklı; hem hırsız hem de kahraman olacak!  Ama dünyanın hali böyle, tezatlar bir arada. Romalı yazar Terentius’un dediği gibi, “‘id est genus hominum”, insan dediğin böyledir! 

KRALİÇE ÖLDÜ, YAŞASIN KRALİÇE!

İnsan böyle de, hayvanlar âlemi farklı mı sanki! Alın, mesela, Pasifik kıyısında dolanan orka-katil balinaların derdi tasası bizden az değil. Vancouver’daki orkaları izleyen bir araştırma enstitüsünün son iki yılda gözlemlediğince, okyanusun bu 10 metrelik, 3-4 ton ağırlığındaki memeli hayvanları artık Kanada kıyılarına gelmez oldu. Açıklarda, başka kıyılarda dolaşıyorlar. Önceleri Vancouver Körfezi’nde ve dünyanın sekizinci büyük adası olan Victoria’nın kıyılarında somon sürüleriyle besleniyorlardı. Şimdi somonlar, iklime ne olduysa, denize açılmadan Kanada nehirlerinde dolaşıyor; onları tüketen olmayınca sayıları da artıyor. 

Daha ilginci şu ki: Kanada orkalarının bir kraliçesi varmış!  İki sene evvel, 100 yaşındayken, sizlere ömür. Matriarch, anaerkil topluluk biçiminde yaşayan orkaların lideri en yaşlı ana balina ölünce, kraliçelik kızına geçiyor; bunu öğrenince, üstüme iyilik sağlık diyeceğim tuttu. Son kraliçeyi Orko Enstitüsü yıllardır izliyordu. Adı Granny, Türkçesiyle Nine; bilimsel kayıtlarda kod adı J2. 

Balina kraliçe yol gösterici, deniza ait bilgileri sürüyle-tebasıyla paylaşan bir anaç. Fakat kayıtlara göre Granny’nin kızı olmamış, L28 kod numaralı bir oğlu var, fakat o da kendi çocuğu değil, annesi ölünce onu evlatlık edinmiş! Yani Okyanus Krallığında Şekspiryen entrikalar dolaşıyor. Anladığım şu: Kraliçe ölünce, kız vâris bırakmadığından, evlatlığı olan prensi ötekiler kabul etmemişler, topluluk dağılmış. 

İngiliz Kraliyet tarihinde böyle şeyler nasıl halledilir diye meraklandım, Liverpool göçmeni, İngiliz komşum Mr. Harold’a gidip sordum. Biraz bozuldu, “Ben her şeyi bilmek zorunda mıyım?” diye azıcık kırgın, cevapsız bıraktı.