Klinik psikolog Emre Konuk: Çocuklar kolay atlatacak

Pandemi sürecinin sonuçlarına dair öngörülerde bulunan klinik psikolog Emre Konuk, Cumhuriyet'in sorularını yanıtladı.

21 Mayıs 2021 Cuma, 04:00
Klinik psikolog Emre Konuk: Çocuklar kolay atlatacak
Abone Ol google-news

Klinik psikolog, Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı Emre Konuk, salgının getirdiği kısıtlamaların  “travmatik” olmadığını belirterek “Ailecek nasıl yaşandığı, sıkıntılı sürecin ilişkilere nasıl yansıdığı travmanın kalıcılığını belirleyecektir’’ dedi. 

Emre Konuk ile salgının çocuklar ve gençler üzerindeki etkisi, uzaktan eğitim süreci, merkezi sınavlara girecek öğrencilerin durumu gibi konuları konuştuk. 

- Salgın süreci çocuklar ve gençler için travma yaratıyor mu?

Hiçbir olay ve hiçbir süreç dışardan bakıldığında istediği kadar ürkütücü, korkutucu olsun kendi içinde travmatik değildir. Kişinin yaşanan süreci nasıl algıladığı ve ne anlam verdiği belirleyicidir. Beş takla atmış bir minibüsten canını kurtarmış sekiz kişinin önemli bir kısmı değişik dozlarda ve sürelerde kalıcı bir travma yaşar. Bir kısmı ilk şoku atlattıktan sonra kısa zamanda kendini toparlar ve hiçbir şey olmamış gibi yaşamına devam eder. Yakınları ağır sağlık sorunları yaşasa da böyle bir istatistik genelde ortaya çıkar. 

- O zaman soruyu şöyle sorabiliriz? Salgında az sayıda çocuk ve genç travmanın etkisini kalıcı olarak yaşayacaksa bu “risk altındaki” çocuklar kimdir?

    • Yaptığımız araştırmalar ve literatür, pandemiden önce travmatik süreçleri yaşamış, travmatik stresle ve olumsuz yaşam olayları ile baş etme kapasitesini yeteri kadar geliştirememiş çocuk ve ergenlerde travmanın daha çok kalıcı olma riski yüksek olabileceğini söylüyor.

    • İkincisi, çocuklar büyüklerini taklit ederek öğrenir. Eğer pandemi sürecini aile büyükleri kolay atlatıyorsa çocuklar da kolay atlatmayı öğrenir. 

- Hangi yaş grubu en az, hangi yaşlardaki çocuklar en olumsuz etkilendi bu süreçten? 

Çocuğun büyürken kazanması gereken en öncelikli beş yaşam becerisini sayacak olursak, bir tanesi “dürtü kontrolüdür” diyebiliriz. Çocuklar içgüdüleriyle doğar. Yani ihtiyaçlarını nasıl ifade edeceklerini genetik miras belirler. Acıkırsa ağlamaya başlar. “Annem yemek yapıyor biraz bekleyeyim” demez. Yıllar içinde istek ve arzularını ertelemeyi, karşılanmıyorsa sakinleşmeyi, isteğini elde etmek için seçenekler oluşturmayı, bir seçenek işe yaramadıysa başka seçenekler üretmeyi, bu seçeneklerin sosyal normlara, ahlaki kurallara uyabilmesine dikkat eder. Bu aşama artık yetişkin olduğunu gösterir. 

Bu beceri setlerinin en erkeni stres yaşadığında sakinleşmeyi öğrenmektir. Anneler içgüdüleriyle bunu bilir ve çocuklarını sakinleştirme tekniklerini uygular. 

- Son bir yılda çocuklarda neler gözlemliyorsunuz? Yetişkinliğe neler taşınacak bu dönemden?

Büyük bir kısmı “eski güzel ve iyi bildikleri” dünyaya kavuşacak. Zorlanmayacaklar çünkü bildikleri bir dünya. Sekiz ay okul-ev-sınav vs. ile geçtikten sonra yaz tatiline girmek gibi olacak.

En çok sıkıntıyı özellikle esnaf ve hizmet sektörü yaşadı. Pandeminin üzerine bir de ekonomik sıkıntı eklendi. Çan eğrisinin bir ucunda kalan aileler doğal olarak ciddi sıkıntı yaşadı ve bir kısmı da bundan kalıcı olarak etkilendi. Hayat normale dönünce bunların önemli bir kısmı yaşadıklarını hatırlamayacak bile. 

SIKINTILAR GEÇECEK 

- Salgından ruhsal açıdan örselenmeden, hatta güçlenerek çıkma ihtimalimiz var mı? Bunun için bireysel olarak neler yapmalıyız? 

İş dünyasının nispeten büyükleri önemli dersler çıkardılar ve yeni iş ve çalışma modelleri uygulamaya başladılar bile. 

Çoğunluk bildiği hayata dönüp rahatlayacak. Sosyal medyada çizilen karanlık tablolara kapılmayanlar kazançlı çıkacak. 

Bireysel olarak yapılabilecek en kolay ve işe yarayan şey etrafa, yakın çevremize ve çocuklarımıza bütün bu sıkıntıların yakın bir zamanda aşılacağına inandığımızı söylemektir. Bunun gerçekleşme ihtimali çok yüksek. Özellikle aşılamanın 2-3 ay içinde tamamlanacak olmasının, kendi ülkemizde aşı üretimini başarmış olmamızın, bundan sonrasını güven içinde götürebileceğimizi gösteren önemli işaretler olduğunu söyleyebilirim. Yaz geldiğinde çocuklarımız yazları nasıl geçirdilerse öyle geçirmeye devam edecekler. 

- Uzaktan eğitim sürecinin en olumlu ve en olumsuz yanları nedir sizce? 

Uzaktan eğitimin olumsuz bir tarafı yoktur. Sıkıntı, deneme yanılma ve araştırma ile en verimli yolu bulmak gibi geleneksel yöntemleri deneyemeden tüm sektör uzaktan eğitime girmek zorunda kaldı. Sıkıntı budur. 

Uzaktan eğitimin zorla hayatımıza girmesi bize kaliteli ve yaratıcı eğitimin büyük bir hızla yaygınlaşabileceğini ve ucuzlayacağını gösterdi. 

- Liseye ve üniversiteye giriş sınavlarına bu sıkıntılı dönemde hazırlanan gençlerde kaygı daha da fazla. Onları rahatlatacak, kendilerini iyi hissettirecek önerileriniz var mı? 

Sınav kaygısı bir grup öğrenci için oldum olası sorundur ve pandemi olsa olsa biraz daha sorunu ağırlaştırmıştır. Kronik hale gelmişse kendi başlarına aşamadıkları anlamına gelir.  Gecikmeden “sınav kaygısıyla” uğraşan, deneyim sahibi bir terapistle çalışmaları gerekir. Son dakika eyleme geçmek kaygı düzeyi çok yükselmiş, zaman daralmış demektir.