“Kontra hayatların kalbi” Oğuz Demiralp'in yazısı

Haşim Çatış anımsanmayı hak eden bir şairimizdir. İki şiir kitabını biliyoruz. Birincisi, incecik, küçücük Şehir Şarkıları. Alt başlığı yazı şiirler (1972 - 77). Daha aşağıda irice harflerle Saçak Yayını yazılmış. Bilmediğim bir yayınevi. Kitabın kapağı karton değil kâğıt.

31 Temmuz 2020 Cuma, 10:44
Abone Ol google-news

Gariban işi bir yayın ama arka tarafta Cevat Çapan’ın övgü dolu sözleri var: (...) Çatış’ın belirgin özelliklerinden biri, aydınlığa susamış bir kuşağın karanlıkla yüz yüze gelmekten korkmayan bir kuşağın sözcüsü olması. Bu korkusuzluk imge zenginliğinde, kullandığı kelimelerde de görülüyor.”

Yeni şairlere meraklıydım, Cevat Usta’nın sözlerini de okuyunca hemen almıştım kitabı: 250 kuruş. Zevkle okumuştum; şair ve şiir bakımından olağan dışı verimli olan 1970’li yılların en güzel çıkışlarından biriydi.

Haşim Çatış’ın daha sonra Oluşum dergisinde 11 şiir yayımlandı. İkinci kitabını ise 1987 yılında kendisi bastırmış: Şiirler (1974 - 79). Kitaptaki son şiir 1985 tarihli. Çatış, ilk kitabını da katarak, bütün şiirleri bu kitapta toplamış gibi görünüyor ama Oluşum’da çıkanlardan sadece birini bu toplamda görebiliyoruz. Neden? Artık soramayız.

Bildiğimiz, Çatış şiiri bırakmış sonra. Döğüş sporu yapan, satranç şampiyonu olan ayrıksı bir insan. Asıl soyadı Müftüoğlu. Çatış takma soyadının, bir yakınının yaptığı işe karşı durmasını yansıttığı söylenir. Gidip Didim’e yerleşmiş, 1996 yılında trafik canavarının kurbanı olmuş. Çatış’ın kişiliğine ve şiirine ilişkin sanatçı arkadaşlarınca kaleme alınmış güzel yazılar var, olumlu eleştiri yazıları da var. Çatış’ın bütün şiirlerini bu yazılarla birlikte güzel bir kitap halinde değerlendirmenin zamanı çoktan gelmedi mi?

RIMBAUD’YU AKLA GETİRİYOR

Çatış’ın İstanbul’u ve şiiri bırakıp gitmesi, Rimbaud’nun çekip uzaklara gitmesini akla getiriyor. Şehir Şarkıları’nı okuyunca da Lautreamont’u düşünüyoruz. Bu benzemeler bir öykünmenin değil, ortak bir izleğin ve duyarlığın ürünü: kente başkaldıran delikanlı. Rimbaud şiirlerini yirmi yaşından önce yazdı, Lautreamont ise yirmi yaşlarındaydı; Çatış 20 - 25 yaşlarında yazmış görünüyor, birkaç yıl ileri uzanmış delikanlı duyarlılığı.

O yaşlarda her şeye kolayca evet demez insan. Başına buyruk olmak, arzularını hemen gerçekleştirmek, hayalindeki dünyayı kurmak ister. Muhalif enerji (erke) yüklüdür, ömrünün daha sonraki hiçbir evresinde enerjisi bu kadar yoğun olmayacaktır. O muhalif enerjinin neye nasıl yöneleceği, yönlendirileceği önemlidir. Öyle midir, bilmiyorum, ama dünyada sokak protestolarına bakarsanız, delikanlı yaşta insanların çoğunlukta olduğu izlenimine kapılırsınız. Önemlidir, o yaşlarda, o enerjiyle kenti, yani düzeni sorgulayabilmek.

Bazen bu tavır, örneklerini gördüğümüz gibi, şiir alanına yansır. İsmet Özel’in gençlik şiirleri başka bir örnektir. Çatış bunlara ilgi duymuş. Ancak Özel’in şiirlerinde muhalif enerji devrimci heyecan ve ideolojiyle karışmıştır. Çatış’ın şiirlerinde muhalif enerjiyi arı haliyle buluruz. Şairin becerisi dile, imgelere, sözcüklere, şiirin ritmine muhalif enerjiyi taşıya, oralarda yeniden yaratabilmektir. Sanatsal başarı ölçümü de bu taşıya/yaratabilme işleminin değerlendirilmesidir.

Şehir Şarkıları, bütün Şiirler’e taşınırken biraz biçim değiştirmiş. Ben ilk halini yeğliyorum ama hemen başa yapılan şu eklemeyi de anlam katıcı buluyorum: “İnsanlardan öte ağaçlar vardı”. Bu sözü ettikten sonra hiçbir şey yazmamak belki en iyisi. Ne ki, “Şehir adında bir yatılı okula tıktılar / beni beş yıl... Bu şiirler gelsin diye!” şarkısını okuyorsunuz ardından. Anlıyorsunuz ki, bu şiirler yazılmalıydı. “Kontra hayatların kalbi”dir çarpan.

YAZI ŞİİR

Çatış “yazı şiirler”ine, Lautréamont gibi “şarkı” demiş. “Yazı şiir” kavramı yeni. 34 yaşında ölen Aloysius Bertrand’un Gaspard de la Nuit (Türkçesi Özdemir İnce’den, Lautréamont’un da) ile başlattığı, Baudelaire’in, Lautreamont’un geliştirdiği düzyazı şiiri mi kastediyor? Ne ki, bu örneklerden ayrımlı olarak, öyküleme yok Çatış’ın şiirlerinde ama uyak, ölçü var gibi durmuyor. Bununla birlikte bir ezgisel akıcılık, çarpıcı imgeler var. Yazıyla şiir birleşmiş işte!

“Bilincim! Sen ki dünyaya direndin” diyor şair, “melemesini öğreneme”miş, “aykırılıklarıyla varolmaya” çalışan delikanlı birey. “Dışarıda zaman iyice azgınlaştı. Kaynıyor kan”. Şehrin üstüne yürümek istiyor, “Canavarlığımı tanıtacaksın şehirlere!’ diye bitiriyor kitabı. Aslında isyanın ve yenilginin şiiri bu. “Evet tarih baba: hep suçlu, hep solgun bir deri / bir kemik çocuklar nesli olarak yaz bizi.../ Direniş ustası çocuklar olarak yaz.” 1970’leri yaşıyanlar anlar bu sözleri. “Ve birer parça enkaz hepimiz!”

Başka şekillerde yayımladığı öteki şiirlerden birkaçını daha katabilirdi Şehir Şarkıları’na. Örneğin Kardeşime Mektuplar’ı: “Tanrı elini çekti artık mevsimlerden ve / erkeklerden kadınlardan işte camlar patlıyor/ kimlik değiştiriyor ağaçlar...”

Bunların dışında kalan şiirler daha ayrımlı konulara, izleklere yönelmiştir. Melankolinin türlü tonlarını okuruz. Bir anne düşlemi (hayali) belirir, izi kalır. Arzunun, aşkın umarsızca ırlandığını görürüz.

Oluşum’da çıkan şiirleri pek güzeldir. Genç bir şair ama geçmişe dönüklük ana bir damar şiirlerinde. Genç yaşta bu kadar geçmiş yüklü olmak ezer insanı. Sırlı bir şair Çatış. Şiirler kitabını kardeşi Mehmet’e ve Nagual Juan Matus’a adamış. Aslını görmediğim bu kitabın arka kapağına kardeşinin fotosunu koymuş, derler. Nereden bulmuş Carlos Castaneda’nın Meksikalı şamanı Nagual Juan Matus’u? Çatış’ın Nagual’ı kim? Çatır çatır çatışmak nasıl yorar insanın ruhunu, bilmez misiniz?

Çatış kayıp yanlışlıkla bu dünyaya düşmüş yıldızlardan biri. Şiir okurunun gönlünde ışıldamasını sürdürüyor.