Margot Robbie’nin ‘Dreamland’i: Tozlu düşlerin diyarı

Yönetmenliğini Miles JorisPeyrafitte’in üstlendiği “Düşler Ülkesi” (Dreamland), “Bonnie and Clyde” ve bir ölçüde “Badlands” gibi filmlerin omuzlarından yükseliyor. Yönetmenliğini Miles Joris-Peyrafitte’in üstlendiği filmin, başrollerini Finn Cole, Margot Robbie, Travis Fimmel ve Garrett Hedlund paylaşıyor.

15 Eylül 2021 Çarşamba, 13:00
Abone Ol google-news

İki kez Oscar’a aday gösterilmiş 32 yaşındaki Avustralyalı oyuncu Margot Robbie bir süredir yapımcılığa da başladı ve birkaç ay önce verdiği bir söyleşide aktardığına göre hayatında ona en yakın olan kişilerden üçü “Dreamland”in yapımcılığını üstlendiği en iyi film olduğu görüşünde hemfikirmiş. Bu üç kişi Martin Scorsese, Quentin Tarantino ve Leonardo DiCaprio...

Öncelikle arkadaş çevresinin güzelliğine bakar mısınız! Kıskançlığın ne menem bir duygu olduğunu bir kez daha yaşayarak anladım. Gerçi bana sorsanız yapımcılığını ve başrolünü üstlendiği “I, Tonya”yı tek geçerdim (hatta başrolünü üstlenmese de “Promising Young Woman”ı ikinci sıraya koyardım) ama yukarıda üçlünün yanında bana ancak susup saygı içinde acı çekmek düşer.

Margot Robbie’nin aranan bir banka soyguncusu olan Allison Wells’i canlandırdığı film 20. yüzyılın en popüler ve muhtemelen en yanlış çatılmış kavramlarından “Amerikan Rüyası”ndan hareketle inşa ediyor anlatısını.

Tarihin en büyük ekonomik buhranlarından birine denk düşen yıllarda geçen ve büyük düşler kurarak yeni bir hayata başlamak üzere sözde çok şey vaat eden ama son tahlilde tozun toprağı birbirine kattığı fırtınalarla çoraklaşan Bismark’ta (Teksas) yaşayan genç bir adamın hayalleriyle şekillenen bir suç ve aşk masalı var önümüzde.

Elbette ki “Bonnie and Clyde” kadar çarpıcı bir senaryosu ve şiddetin gerçek anlamda her şeyi gölgede bıraktığı gerçekçilikte bir görselliği yok filmin; yine de yer yer etkileyici anları, bölgenin coğrafyasının ve ikliminin de yardımıyla düşsel görüntülerin yakalandığı bir kıvamı var, onu teslim edelim. Özellikle tüm ufku kaplayan toz fırtınasının görüntüsü kolay kolay unutulacak gibi değil.

Filmin Tribeca’da prömiyer yapması şüphesiz Margot Robbie’nin günümüz Hollywood’undaki ağırlığının bir sonucu ama insan bu iki ismin, yani Robbie ile yönetmen Joris-Peyrafitte’in bir sonraki filmleri “Tank Girl”ü merak etmiyor değil; kariyerlerinin geleceği (en azından JorisPeyrafitte’in) asıl o noktada daha bir billurlaşacak sanki.

BİR ŞANS VEREBİLİRSİNİZ

Kariyer demişken; filmde henüz oyunculuk hayatının başlarında olan bir isim var ki asıl önemli sınavı o veriyor. Allison Wells’e âşık olan ve onun kaçmasına yardım ederek kendisi de suç âlemine dalan Eugene Evans ( ya da daha çocukken kaçıp giden babasından kalan adıyla Eugene Baker) rolündeki Finn Cole.

Dikkatli izleyiciler 25 yaşındaki genç oyuncuyu dört sezon boyunca rol aldığı “Peaky Blinders” dizisinden hatırlayacaktır.

Burada 17 yaşındaki Eugene’i canlandıran oyuncu filmin en önemli rolünü üstlense de (değişim geçiren bir karakter olan Eugene filme bir büyüme hikâyesi boyutu kattığı gibi geri plandaki düşler ve gerçekler temasının da en çok belirginleştiği rol) açıkçası Margot Robbie ile sahnelerinde biraz silik kalıyor. Filmin en etkileyici bölümlerinden biri olabilecek moteldeki banyo sahnesi de bu yüzden biraz güme gidiyor örneğin.

Filmdeki dış ses (Eugene’in küçük kız kardeşi Phoebe’nin yetişkin hali) sonradan anlatıyı desteklemek için eklenmiş bir unsur muydu bilemiyorum ama Finn Cole’un zayıf kaldığı anlarda Lola Kirke’ün dış ses performansı etkiyi güçlendiriyor doğrusu.

John Steinbeck, F. Scott Fitzgerald gibi 30’lu yılları ve Amerikan Rüyası’nı farklı boyutlarıyla ele alan yazarların ekosunu uzaktan taşıyan (özellikle Steinbeck); “Days of Heaven”, “Bonnie and Clyde” ve bir ölçüde “Badlands” gibi filmlerin omuzlarından yükselen “Dreamland” bu hafta tercih edeceğiniz ilk film olmaz belki ama yine de bir şans tanımayı isteyebilirsiniz.

FİLMİN NOTU: 6/10