Mona Lisa ile selfie

Louvre Müzesi’nde dünyanın en ünlü tablosu Mona Lisa’yı yakından görme fırsatı yakalayan pek çok ziyaretçi, o kısa zaman diliminde tabloya bakmak yerine selfie çekmeyi tercih ediyor. Bu işin uzmanlarıyla, müzeye gelen izleyicilerin yapıt ile birlikte selfie çekme eğilimini konuştuk.

27 Ekim 2018 Cumartesi, 23:47
Abone Ol google-news

Bugünlerde Louvre Müzesi’ne giderseniz pek çok kişinin Mona Lisa tablosu ile selfie çektiğini görebilirsiniz. Dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi olarak çoğunlukla yerini koruyan Louvre’un geçen yıl 8 milyon ziyaretçi ağırladığını anımsarsak tabloya da nasıl bir ilgi olduğunu tahmin edebiliriz.

Dünyanın en ünlü tablosu Mona Lisa’yı yakından görmek için tablonun önünde sıraya giriyorsunuz, en öne geldiğinizde tabloya kısa bir süre yakından bakma fırsatı yakalayıp daha sonra sıranızı devrediyorsunuz. Bu kısa zaman diliminde büyük çoğunluk ise tabloya bakmak yerine selfie çekmeyi tercih ediyor.

Peki bir sanat eserine bakmak yerine selfi aracılığıyla “ben de gördüm” mesajı vermeyi seçmek o sanat eserine zarar verir mi? Müzelerde ya da sanat galerilerinde izleyicilerin yapıt ile birlikte selfi çekme eğilimi bu çağın sanat eserleri açısından büyük talihsizliği midir? Yoksa izleyicinin de kendini yapıta dahil ettiği bir “eylem” midir? İşte cevaplar:

‘Selfie’siz zamanlarda...’

-Emre Zeytinoğlu (Sanat tarihçisi, akademisyen):  Selfie yalnızca görüntü sunmak yoluyla, insanların kendilerince “başardığı önemli şeyler”i ortaya koyabiliyor. Ne var ki o şeyler hakkında yapılacak yorumları da gizliyor, önemsiz kılıyor ve anlamını azaltıyor. Bir zihin düzleşmesi, sığlığı yaratıyor. Söz gelimi, daha önce okuduğumuz bir kitap ya da gördüğümüz bir sanat yapıtı hakkındaki yorumları ortaya koyarken, şimdi buna gerek kalmıyor ve onlarla yan yana çekilmiş tek bir fotoğrafımız, bizi “inandırıcı” hale getiriyor.

Yorum yoksa selfie var

Selfie’nin kendi başına yıktığı bir zihin yok. Zihinler giderek sığlaştıkça, “değerli” görünen şeyler hakkında konuşmak ve yorum yapmak imkânsızlaştıkça, selfie imdada yetişiyor. Kişiye, bu selfie görüntüsü ile bir “önem” atfediliyor. Ya da kişi, bu önemi kendi kendine atfediyor. Ama yine de selfie bu noktada tek sorumlu değil. Eğer bir izleyici, bir sanat yapıtı ile yan yana bir selfie görüntüsü alıyorsa ve o yapıta bakmayı hiç aklından geçirmeden oradan ayrılıyorsa, bu durum daha önceki “selfie’siz” zamanlarda da olabiliyordu ve biz o kişiden bir sürü “palavra” dinlemek zorunda kalıyorduk. Hiç olmazsa selfie’nin icadı ile o boş, yalan yanlış konuşmalardan kurtulduk...          

‘Esere birkaç saniye ayırmak’

-Murat Germen (Fotoğraf sanatçısı):  Önünde selfie çekmenin, Mona Lisa gibi dünyanın en çok bilinen sanat eserlerinden birisine manevi boyutta zarar vereceğini hiç sanmıyorum, aksine zaten güçlü olan konumunu daha da güçlendirecektir. İnsanlar ünlü karakterler veya ünlenmiş nesnelerle birlikte fotoğrafları çekilince kendilerine fayda sağladıklarını sanıyorlar ama aslında tek yaptıkları ünlü kişiler ya da nesnelerin ünlerini pekiştirmek oluyor; aynı Venedik Bienali yan etkinliklerinin o etkinliklere değil aslen bienale yaradığı gibi.
Bu süreçte bir talihsizlik varsa o da algı süremizin çekim için harcanan zamana indirgenmesi olabilir, birçok insan esere ancak birkaç saniye ayırmış oluyor bu şekilde. Bu arada belirtmek isterim ki, işin maddi zarar boyutunu düşünürsek; birçok insan cep telefonlarının otomatik flaş özelliğini kapatmadığından ve flaş ışığı eserlere zarar verdiği için, gösterimde olan Mona Lisa çok büyük olasılıkla replikadır. Şayet öyleyse tüm süreç zaten trajikomik bir niteliğe bürünüyor.

‘Mona Lisa’lı bir aranjman’

-Ayşegül Sönmez (sanatatak kurucu editör, yazar): İnternet çağıyla ve ağıyla ilgili en büyük sorun hatta sorunsal sosyal medyadaki figürasyonumuz gibi duruyor. Selfie de bir figürasyon. Kendi kendimizi belirli bir kompozisyon içinde sergileme ve karenin kendisinin aslında bir bakıma bizim rejisörlüğümüzde tesis edilmesi. Ve bence hiçbir sakıncası yok. Bakın camdan işinde Richard Hutten imkânsızı başarıyor. Asla açıya gelmeyen kare olması söz konusu olamayan malzemeyi yani camı Instagram’ın kamera gözüne benzetmeyi başarıyor. Bu şeffaf vazonun bize Mona Lisa’nın önünde ona bakmak yerine selfie çeken figürlerle alıp vermesi gereken çok şey var.

Mona Lisa’nın önünde ona bakmak yerine kameraya bakan çağın insanı kendini aslında kompoze ediyor. Bu bir aranjman. Mona Lisa’lı bir aranjman. Gerçek Mona Lisa’nın önünde varlığını çoğaltan insanın Benjamin’in çoğalarak yok olduğunu iddia ettiği sanat eserinin halesini ona geri iade ettiği gibi kendine de taktığını hatta bunu yakıştırdığını düşünüyorum. Bu eylemi anlamalı, her seferinde farklı eserlerin önünde kendini üreten, çoğaltan insanın bu çoğaltımlarını toplu bir biçimde sergileyen bir arşiv... Evet bunu yapmasını Louvre’a öneriyorum. Mona Lisa’lı figürlerin, bu selfilerin toplu bir biçimde bize söyleyeceği, çağımıza ve çağımızın görme biçimlerine ilişkin epey ilginç sözü olabilir çünkü...