Moravia'nın iki romanı: 'Bütün ahlak kurallarından daha güçlü bir canlılık...'

Gazetemiz yazarı, şair Ataol Behramoğlu, ünlü İtalyan yazar Alberto Moravia'nın "Evlilik" ve "Romalı Kadın" adlı romanlarını Cumhuriyet Pazar'a yazdı.

18 Mayıs 2021 Salı, 12:34
Abone Ol google-news

Alberto Moravia

Alberto Moravia 1907-1990 yılları arasında yaşamış, dilimizde de çok sayıda yapıtı yayımlanmış ünlü bir İtalyan roman ve öykü yazarı.

Ondan epey zaman önce okuduğum ilk kitap “Evlilik” adlı, küçük oylumlu sayılacak romanıdır. Tahsin Yücel çevirisi olan bu romanı kısa süre önce bir kez daha okudum.

Yine kısa süre önce okuduğum ikinci bir romanı ise ünlü “Romalı Kadın” oldu. Zaten “Evlilik”i bir kez daha okuma gereğini duymamın nedeni de “Romalı Kadın”dır.

Çünkü bu yazarda insana (özellikle de kadına) bakışta ilgimi çeken bazı özelliklerin iki romandaki ortak yönlerine ilişkin sezgilerimi daha iyi kavrayıp aydınlatmak istedim.

Çok da yanılmamış olduğumu gördüm.

Moravia’nın romancılığı konusunda ayrıntılı bir irdeleme yapmak gibi bir niyetim yok.

Yapıtlarındaki akıcı dil ve genellikle sağlam olay örgüsüyle, iyi bir yazar olduğu kuşkusuz.

Genellikle diyorum çünkü örneğin “Romalı Kadın”da olaylar sona doğru, içlerine geneldeki gerçekçilikle pek bağdaşmayan öğeler de katılarak fazla hızlandı.

Amacım, sözünü ettiğim konuda, her iki romanda benzer bulduğum birkaç noktaya değinmek.

“Romalı Kadın” romanının kahramanı kadının (daha doğrusu genç kızın) ağzından yazılmış.

Erkek bir yazarın kadın kahramanının ağzından yazması, kadın dünyasını iyi tanıma savını içeren cüretkâr bir girişim olmalı...

Nitekim sözünü ettiğim iki roman üst üste okunduğunda yazarın bu dünyada gözü pekçe dolaştığını görüyorsunuz...

“Evlilik”in erkek olan anlatıcısının (aldatılan kocanın) söz konusu dünyayı pek iyi tanımadığı anlaşılıyorsa da bu onun sorunu…

Zaten yazarın, romanını bu sorunun çözümü üzerinde kurguladığı sanırım söylenebilir.

Nitekim sorun sona doğru çözülür gibi de oluyor…

Bilmece gibi konuşmayı bırakarak söylemek istediğimi, özetleyerek de olsa, dile getirerek yazımı tamamlayayım...

Moravia, bana kalırsa, beden, özellikle de kadın bedenine odaklanıyor...

Bunu yaparken bedenle kişilik özellikleri arasındaki ilişkiye ustaca değiniyor…

Amacı da sanırım bunu yapmak, bu ilişkiyi vurgulamak...

“Romalı Kadın”ın kahramanı olan genç kız, sevdiği adam tarafından aldatıldıktan sonra artık yaşamak istemediğini düşünürken, vücudunun onun bu ölme arzusunu hiçe sayarak “kendi hesabına yaşamayı sürdürdüğünü” duyumsuyor...

“Evlilik”te karısı tarafından (üstelik çirkin ve sıradan bir erkekle) aldatılan koca ise ona evlilik öncesinde yaşadığı ilişkilerinin öykülerini anlatan karısını dinledikten sonra şöyle düşünüyor:

“Anılarının şehvetle ilgili yönü üzerinde fazla durmazdı hiçbir zaman, ama bunu sesindeki zenginlikle, sözlerine bütün varlığını katışıyla duyururdu sanki. Canlanırdı, daha güzel olurdu. O gün, karım sözlerini bitirince onda bütün ahlak kurallarından daha güçlü bir canlılık bulunduğunu (...) anlar gibi oldum”...

“Bütün ahlak kurallarından daha güçlü bir canlılık...”

Alberto Moravia’nın bu iki romanında ortak olan anafikir tek bir cümlede özetlenecek olsa sanırım öne çıkacak cümle bu oluyor...