Muhalefeti ihanet sanmamalıyız

Gezi Direnişi’nden Suriye’ye birçok konuda ilginç tespitlerde bulunan ünlü gazeteci Amanpour, ‘Muhalefeti ihanet sanmamayı öğrenmeliyiz’ deyip ABD’li muhalif basın emekçisi Edward R.Murrow’a gönderme yaptı.

22 Haziran 2015 Pazartesi, 05:30
Abone Ol google-news

Vehbi Koç Vakfı bünyesindeki Koç Üniversitesi, önceki gün 21’nci yüzyılın gençlerini hayata uğurladığı 21’nci mezuniyet törenini yüzlerce genç ve binlerce anne, baba ve akraba eşliğinde gerçekleştirdi. Etkinliğin bu yılki geleneksel ‘Mezuniyet Konuşması’nı yapmak ise, UNESCO’nun İfade Özgürlüğü ve Basın Güvenliği alanında İyi Niyet Elçisi olan CNN’de Dış Haberler Şefi ve ‘Amanpour’ isimli programın sunucusu, 10 Emmy ödülü sahibi, Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi üyesi olan Christian Amanpour’a düştü. Tanınmış gazeteci, özgür basın adına önemli sözler sarf ettiği sunumunda, yeni mezunlara, ABD’li TV yapımcısı Edward R.Murrow’a da ‘Hoşçakalın ve iyi şanslar’ diye atıfta bulunmayı ihmal etmedi. İşte, Amanpour’un konuşmasından, kimi çarpıcı satır başları:

Suriye’ye giremiyoruz

* Türkiye’de, İstanbul’da olmak, Avrupa ve Ortadoğu’nun, İslamiyet ve Hristiyanlığın, otoriter rejimler ve demokrasinin yan yana geldiği bu noktada olmak muazzam bir şey. Daha iki hafta önce ülkenizde seçimler vardı ve piyasaların verdiği tepkiyi memnuniyetle izledim... Sonuçların belli olduğu günün hemen ertesi gün tazyikli su sıkan polis araçları (TOMA) üreticisinin hisselerinin düştüğünü, hükümet karşıtı medya şirketlerinin hisselerinin ise yükseldiğinden bahseden bir yazı okudum! Derler ki, hisselerin durumu bir yerde neler olup bittiğiyle ilgili epey fikir verir!

* İyi gazeteciliğin işleyen her demokrasinin vazgeçilmez bir öğesi olduğuna inanıyorum ve her geçen gün biraz daha farkına varıyoruz ki, iyi gazetecilik yaşam kalitemizi artırmak için hayati öneme sahip. İster Doğu’da, ister Batı’da olsun, iyi gazeteciler özellikle de gelişmekte olan demokrasilerde her zaman reformun, değişimin ve ilerlemenin en uç noktasında yer alıyorlar.

* Bugün Suriye’ye girmekte dahi güçlük çekiyoruz -hükümet ve IŞİD yüzünden.

Gezi'yi hatırlayın

* Ve elbette iki yıl önce Türkiye’de gerçekleşen Gezi Parkı eylemlerini hatırlarsınız -Hükümetiniz bizi ağır bir şekilde eleştirmişti. Bu noktada size oldukça komik bir şey anlatmam gerek. Eylemlerin en yoğun olduğu günlerde bir hükümet yetkilisiyle hayli gergin geçen bir söyleşi yapmıştım. Söyleşinin sonunda şu kelimeleri söyledim: “The show’s over!” (Şov bitiyor) Yetkili bir anda sinirlendi ve büyük bir fırtına estirdi, neler olduğunu anlayamadım. Çünkü sadece kendi programımın bittiğini söylemiştim... “Vaktimiz bitti, sırada bir sonraki program var” anlamında. Görünüşe göre yetkili kişi, hükümetin içinde olduğu politik durumu tasvir ettiğimi düşünüyordu! Elbette dünyanın pek çok yerinde komplo teorilerinin sonu gelmiyor; özellikle de bu bölgede.

Yükselen milliyetçilik

* Bu günlerde, bu bölgede ve dünyanın başka yerlerinde yükselen milliyetçiliğin gazeteciliği ve gazetecileri politize etmesi de endişe verici. Ve hayatınızı neye adamaya karar verirseniz verin, etrafınızda olup bitenin politik tarafı hepinizi cezbedecek... Özellikle de haberlerin, gerçeklerin siyasallaşması. Bu son derece tehlikeli bir şey, zira tarafsız haber ve bilgi gerçekten neler olup bittiğini öğrenmenin tek yoludur.

Basın yanılabilir

* Basın kimi zaman yanılabilir: ABD basınında 11 Eylül’den sonra hüküm süren, Başkan Bush’un üzerinde gereken baskıyı kurmayıp 2003’te Irak’ta apar topar savaşa girmesine izin veren sürü zihniyeti bunun bir örneğiydi. Ama çoğu zaman basın son derece haklı da olabilir: Örneğin Bosna’daki savaşı, ardından Kosova’da 20 yıl önce yaşanan kıyımı dünyaya duyurmamız ve ardından dünya ülkelerini müdahale etmeye ve katliamı durdurmaya itmemiz bunun bir örneğiydi.

Gücü sorgulamalıyız

* Aynı şeyleri maalesef Suriye için söyleyemiyoruz. Bunu başarabilseydik, bugün sizin kapınızın eşiğine gelmiş olan ve tüm bölgeyi riske sokan bu felakete çok daha çabuk bir şekilde son verilmesini sağlayabilirdik. Yıllardır bu işi yapıyorum, çünkü her zaman gerçeği söylememiz gerektiğine inanıyorum... Başkalarıyla aynı fikirde olmamaktan hiçbir zaman korkmamalı, bunu kendimize her zaman hatırlatmalıyız. Amerikalı büyük gazeteci Edward R. Murrow’un dediği gibi, “muhalefeti ihanet sanmamayı” öğrenmeliyiz. Kimsenin bize asla gerçekler kendi tekelleri altındaymışçasına gözdağı vermesine izin vermemeliyiz. Güçten asla korkmamalı, onu her zaman sorgulamalı, sorumlu tutmalıyız.

* Ozaman ne demek istediğini pek anlamamıştım, ama iki yıl sonra Bosna’da kendi sesimi buldum. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri gerçekleşen en büyük katliamın ortasındaydım ve insanlığın bu tür bir şiddetin bir daha asla yaşanmayacağına söz verdiği bir çağda Saraybosna ve Srebrenista gibi şehirlerde hepimizin gözünün önünde bir katliam gerçekleştiriliyordu. Gördüğüm kıyımdan sonra bir daha konuşamayabilirdim. Aksine, orada kendi sesimi buldum. Dünya liderleri olan biteni fazla umursamayıp, tüm tarafların eşit derecede suçlu olduğu korkunç bir iç savaş olarak geçiştirmeye çalıştıklarında biz “hayır” dedik. Müdahale etmelerini sağladık. Anlattıklarımla insanlara ulaşma gücümü, CNN’nin sahip olduğu ayrıcalıklı platformu ve dünya çapındaki izleyici kitlesini gerçeklerin ortaya çıkarılması yolunda kullanmam gerektiğini ilk kez o zaman anladım.