Nice yıllara Mete Akyol

Gazeteci doğan, gazeteci yaşayan ve gazeteci ölen Türkiye’de gazeteciliğin kutup yıldızlarından olan Mete Akyol, 81 yaşında.

15 Ağustos 2017 Salı, 20:43

Gazeteci doğan, gazeteci yaşayan ve gazeteci ölen Türkiye’de gazeteciliğin kutup yıldızlarından olan Mete Akyol, 81 yaşında. 11 Ağustos 1935’te Ordu’da doğan, Tarsus’ta öğrenciyken 20 yaşında muhabir olarak başladığı “Bir Başkadır Benim Mesleğim” dediği gazetecilikte mutfaktan vitrine her alanda çalıştı. Televizyonlardan sonra üniversitelerde de mesleğini anlatıp durdu. Gazeteciliğe, ülkesine, dünyaya yönelik saldırı ve yıkıcı her türlü girişime karşı gücünün elverdiğince onurlu bir dik duruş sergiledi. En sonunda sandalyesini alıp tek başına oturdu, adaletsizliğin karşısında.

Sorun ve yanıtları

Soru, sorun ve yanıtların peşindeydi, Akyol: “Sağlıklı bir kamuoyu ancak, sağlıklı bir basın ve sağlıklı düşünebilen toplum bireyleriyle oluşturulabilir. Günümüz Türkiye’sinde bu bir soru değil, bir sorundur. O nedenle ‘soru’nun yanıtı için değil, ‘sorun’un çözümü için Atatürk’ün yazdıklarını bugün de dikkatle okumak gerekiyor. Vatanımızı düşmanlardan kurtarması yanı sıra tüm halkımızı ‘beynini kullandıran insan’ kimliğinden kurtarıp, tümümüzü ‘beynini kendi kullanan’ insanlar kimliğine kavuşturması nedeniyle de Türk halkı Mustafa Kemal’e, vadesi hiçbir zaman dolmayacak minnet ve şükran borçludur. ”

Gazetecilik sevdası, “En Büyük Düşmanımız Bilgisizlik” ile savaşmaktı. Oturup dizlerini dövmek, küsmek, bana ne demek yerine bıkmadan usanmadan “Atatürk’ün Varlığa Dönüşen Yokluğu”nu anlattı her fırsatta ve vasiyeti gibi olan son yayınlanan yazısında: “10 Kasım 1938’de, bu acımızı hafifletebileceğimiz ‘üzülmekten başka elimizden bir şey gelmiyor’ çaresizliğinin teselli limanına sığınmıştık. Bugün ‘üzülmekten başka elimizden bir şey gelmiyor’ bahanemiz de yok. Çünkü bugün, üzülmekten başka elimizden gelecek çok şey var. Bunlardan birincisi, ‘Birinci vazifemiz’dir; öteki en az birincisi denli öncelikli ‘Borcumuza sahip çıkmak sorumluluğumuz’dur. Atatürk’ün yokluğunun oluşturduğu varlık, Atatürk Türkiye’si için bugün tehlike çizgisine yaklaşıldığının uyarı işaretlerini vermektedir. Bu ‘uyan uykunda’ uyarı işaretinin eş anlamı, bir ‘görev başına’ çağrısıdır.”

Yöneticiler ve basın

Ölü toprağı serpilmişçesine insanların sessizlik sarmalına kapıldığı, yalanla yaşamaya alıştığı ortamda Mete Akyol’un sessiz çığlığı yankılanıyordu. “Bir Başkadır Benim Mesleğim”, “Yazamadıklarım”, “Mevzuat Böyle Efendim”, “Gazetecinin Gözünden, Gazetecinin Yüreğinden Aynen Naklen”, “Hem Yaşadım, Hem Yazdım”, “Düzenzadeler” dışında kitaplaşamayan yazıları, konuşmalarıyla şuna dikkat çekti: “Demokrasilerde basın, ‘seçilen’ kesim ile ‘seçen’ kesim arasında çift yönlü bir köprü işlevi yapmaktadır. Halk, kendisini yönetmek için seçtiği kişilerin bu görevlerini gereği biçimde yapıp yapmadıklarını ancak, bu köprü var olduğu sürece izleyebilir ve denetleyebilir. Basınla ilişki kurmak istemeyen bir ‘yönetenler’ kesimi, halk tarafından denetlenmekten kaçınıyor demektir. Demokrasilerde, kendinin denetlenmesini engelleyen bir iktidarın ya da siyasal partinin, oy istemek için halkın karşısına çıkmaya hakkı yoktur.”

Rahmetli değil

Farkındalığa çağrı yapardı, “rahmetli” sözcüğünü kullanmazdı Mete Akyol: “Atatürk’e rahmetli diyemiyorum, İsmet İnönü’ye rahmetli diyemiyorum; Abdi İpekçi’ye de rahmetli diyemiyorum. Çünkü onun da öldüğüne inanmıyorum. Tam tersi, çünkü örnek alınması ve adım adım izlenmesi gereken tüm ilkeleriyle, tüm kurallarıyla, tüm öğretileriyle, tüm davranışlarıyla ve tüm tertemizliğiyle, onun da, ters her şeye, ters herkese karşın ve karşı, capcanlılığını, capcanlı sürdürdüğüne inanıyorum.” Biz de şimdi diyoruz ki: İnanmayın “Mete Akyol” öldü diyenlere, çünkü o yaşıyor. Nice yıllara Mete Akyol.