O gece...

Fehmi Erbaş, 68 kuşağının devrimci önderi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idama götürüldüğü o geceyi yazdı...

06 Mayıs 2015 Çarşamba, 13:04
Abone Ol google-news

Bütün uğraşlara ve bu yolda şehitler vermemize karşın, olayın akışını değiştiremediğimiz o bilinen gece, bulunduğumuz Mamak Askeri Cezaevi’nde alışılmışın dışında güvenlik önlemleri vardı. İlk kez iç ve dış güvenlik birleşmiş, yasalara uygun olmadığı halde silahlarıyla girmişlerdi koğuş koridorlarına. Bu telaş, bizim beklediğimiz o korkunç ayrılık anının yakınlaştığını gösteriyordu. Küçük gözetleme deliklerinden sanki yüreğimizde gözler varmış da, o gözleri dışarıya uzatırcasına koridoru izliyorduk. Hepimiz kulak kesilmiştik.

Bir kaç dakika sonra, 5’inci koğuştaki arkadaş, çakmağı yakıp yakıp söndürerek bizim koğuşun penceresindeki arkadaşa çıktıklarının işaretini vermişti.

Sonra, cezaevinin koridorlarında, şakırdayan zincir sesleri yankılanmaya başladı. Bunu bir anlık sessizlik izledi ve arkasından Deniz, o gür sesiyle; “Haydi eyvallah arkadaşlar, hakkınızı helal edin!” diye seslendi. Arkasından önce Yusuf, sonra Hüseyin çıktı. İki kez “Hoşça kalın arkadaşlar” sözlerini işittik.

Gidenler gitmişti, sessizlik devam ediyordu. Sessizliği bozan tek şey, koridorlardaki askerlerin cezaevini alelacele terk edişlerinde, postallarının çıkardığı sert ve tekdüze ayak sesleriydi.

Gardiyan Nafiz ve Mehmet Dayı, gözyaşlarını tutamıyorlardı. “Olmaz, olmaz! Böyle gülerek gidilmez!..” diyorlardı, mesleklerinin getirdiği tecrübe ve katılığa rağmen. Daha birkaç ay önce Nafiz’le Deniz’in şakalaşmasını gözümün önüne getirdim, “Deniz! İpini ben çekeceğim ve meşhur olacağım” diyordu Nafiz. Hepimiz kahkahalarla gülüyorduk bu espriye.

O gece, uyumadı hiç kimse ve konuşmadı hiç kimse, gün ağarana kadar. Sessizliği bozan, kapatılmamış olan radyo cızırtısıydı. Haberlerin başlamasıyla hepimiz birbirimizin yüzüne bakmaya çalıştık. İlk haberleri verirken, üç arkadaşımızın ölüm cezasının infaz edildiğini söylüyordu kalın sesli bir spiker.

Arkasından askerler, sayım için hışımla girdiler koğuşumuza. Ve sayım hemen bitti. Dağılmadık. “Onlar” için yalnızca bir saygı duruşunda bulunduk. O gece, “Onlar” giderken gelenek olmasına rağmen sloganlarımızı haykırmadık. Çünkü Onlar, “Ajitasyona ihtiyacımız yok!” diyerek istememişlerdi bunu. Bense bugün bile hayıflanırım bu katı duruşumuza.

Ve yaşam devam etti, uzun yıllar geçti o geceden günümüze. Çok sözler verildi, çok antlar içildi. Unutanlar zaten unuttu, unutmayanlar devam ediyor yoluna, zincir seslerinin şakırtılarını bugün de yüreklerinde hissederek...

Ne demişlerdi?..

“Yaşasın halkların bağımsızlığı! Yaşasın Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi! Kahrolsun emperyalizm!”

Günümüzde tazeliğini koruyor bu çağrı. Bu çağrıya uymak, “Emek, Barış ve Özgürlük Mücadelesi”nin bir bütün halinde yapılanmasından geçtiği bilinciyle örgütlenmek ve mücadele etmek demektir.

Şimdi ilginç bir örnek vereceğim okurlara: Bu çağrı, Malcom X’in öğütlerinde bütün yönleriyle vardır: “...Bir dogmaya meydan oku. Korkunu kullan. Bir damla gözyaşı akıt. Haritayı incele. Hainlerle hesaplaş. Ağırlığını hakkıyla taşı. Biraz daha ağırlık kazan. Sevmek için mücadele et. Sevdiğini bir daha söyle. Sınırları aş.”

H Fehmi Erbaş, 1960’ların son yıllarında Ankara’da DEV-LİS adıyla
tanınan Devrimci Liseliler Örgütünün önde gelen isimlerinden biridir.

Üç fidanın idam gecesi