O güzel atları yediler: Neden anlattım ben bu hikâyeyi size?

Ne diyordum abicim? Hah! Benimkinin adı Sarı Esra’ydı. Güzel mi güzel, kısrak mı kısrak. Yani yanından geçen kafasını döndürüp bir daha bakıyor. Öyle güzel...

03 Mayıs 2021 Pazartesi, 13:30
Abone Ol google-news

Onu daha bebekken görmüştüm, anasının karnından çıkışını, birkaç saat sonra titrek bacaklarının üstünde yükselişini, o kapkara gözleriyle bana bakışını...Yakışıklı hayvanlar atlar, dedem öyle derdi.

Bakımını ben üstlendim. Sahipleri iyi insanlardı. O zaman iyi insanların sayısı fazlaydı sanki ya da iyiliklerini daha çok gösterirlerdi. Yelelerinde sarı ışıklı teller var diye hemen Sarı adını koydum ona.

Oyuncu, hareketli, nazlı bir şey ki görme. Ben de delikanlıyım o zamanlar, seviyorum güzel şeyleri. Hadi şerefe abicim. Sağlığına. Ama anlatacaklarım pek sağlıklı değil yani nasıl desem ruh sağlığımızı zedeleyecek cinsten. Oh ne iyi geldi bu yudum.

Nerede kalmıştık?

Hah! Benim Sarı büyüyor, büyüdükçe güçleniyor. Kestane gövdesi güneşte kızıla çalıyor. adada Sarı’nın üstünde tırıs tırıs gezerken herkese parmak ısırtıyoruz. O kadar güzel yani.

ATIMIN ADI SARI’YDI

Bir gün yine öyle gezdiğimiz günlerden biri, öğleden sonranın yorgun saatleri. Güneş adayı kucağına almış gibi sıcak bir gün. Canım sıkıldı, aldım Sarı’yı düştüm yollara. Orman yolunda çam ağaçlarının altında yavaş yavaş yürüyoruz. Arada kişniyor Sarı, ben yanağını okşuyorum. Çam kokusu, kuş cıvıltısı, topraktan gelen böcek sesi. Değme keyfime.

O anda bir sesle irkildim. Sarı da dikkat kesildi. Bir ağlama sesi gibi. Dizginleri hafifçe çektim, durduk, dinliyoruz. Bir ses yok. Tam topuğumu sıkacağım yine bir ses. Evet biri ağlıyor. Bir kadın. Sesin geldiği yöne çevirdim Sarı’yı, rahvan ilerledik.

Ormanın iç kısmında beyaz elbiseli birini görünce durdum. Yere çökmüş ufak tefek bir hanım. İndim hemen Sarı’dan. Bağlamama gerek yok abicim. Hiç kaçmaz benim Sarı. Öyle sadık yani.

Gittim yanına. Genç bir kız bileğini tutup ağlıyor. Birkaç metreden bile anladım kırık olduğunu. Anlarım abicim, kırık çok gördüm ben. Neyse “Hanımefendi korkmayın, izin verin size yardım edeyim” dedim. Kız korkulu gözlerini bana çevirdi. Dünyalar güzeli. Bal rengi saçları beline iniyor, gözleri sarı-yeşil. Orman perisi gibi.

“Bileğim, bileğim çok acıyor” dedi incecik sesiyle. Yaklaştım, bileğine baktım. “Şimdi” dedim ona en sakin sesimle. “Sizi kucağıma alacağım, köye indireceğim ve doktoru bulacağız” dedim.

Başıyla “tamam” dedi. Tuttum kaldırdım. Hafif mi hafif, tüy gibi. Sarı’ya yaklaştık. Sarı’yı görünce merakla sordu. “Sizin atınız mı?” “Evet” dedim gururla, biraz yalan söylemekten utanarak. “Adı Sarı.”

VARDIK KÖY MEYDANINA

Kızı önüme oturttum, dizginleri hafifçe çevirdim ve yavaş yavaş yürüdük üçümüz. “Çok güzel hayvan” dedi kız. Ağlaması dinmişti. Bal rengi saçlarından, deniz ve sabun kokusu geldi burnuma. Benimle akran olduğunu düşündüm.

Güneşin ağaçların arasından ensemizi yalaması, çalılardan gelen çıtırtılar, martı çığlıkları, bir gemi düdüğü, o kızın hemen ötemdeki incecik bedeni... O kısacık zaman dilimine sıkışan her şey ruhumu gasp etti. Ne ruhu, bugün hâlâ hücrelerimde.

Neyse vardık köy meydanına. Baktım bir telaş. Sonra bizi gördüler. Bir dağ masalından fırlamış iki kişi ve bir at. Arkamızda güneş. Uzakta orta yaşlı bir kadın endişeyle bizi gösterdi yanındakilere. Kıza benzeyen iki sarışın adam yaklaştı ve “Seni çok merak ettik. Nerelerdesin?” diye çıkıştılar ona. 

Kız o anda koluma dokundu ve gözlerimin ta içine bakarak “Adım Esra, minnettarım” dedi. O kadar. Sonra adamların kucağında sağlık ocağının kapısında kayboldu.

Onu bir daha hiç görmedim. Kim olduğunu da öğrenemedim. Adalı olsaydı bilirdim zaten. Bana söylediği tek cümle günlerce kafamda döndü. Sarı’ya Esra demeye o zaman karar verdim. O kızın hatırasını bana hep yaşatsın diye.

AL BAK HABERLERE BAK

Neden anlattım bunları sana abicim? Yaralandım da ondan. Sahipleri ölünce oğulları Sarı Esra’mı faytonculara sattı abicim. Kırbaçla sınadılar her gün onu. Kaç kavgaya girdim ama nafile. Gitmişti elimden hayvan.

Yıllarca eziyet gördü o atlar. Çek babam çek, hastaysan da çek açlıktan ölecek olsan da. Sonra birileri kurtardı onları. Çocuk gibi sevindim abicim. Sarı Esra’ma kavuşmuşum gibi sevindim.

Ama al bak abicim. Haberlere bak. Kurtarılan atlar ortada yok abicim. Kesilip sucuk yapıldığı söyleniyor. O güzel atları yediler abicim...