"Önce zihniyet değişmeli"

Akademisyenler ve siyasetçiler, iktidarın gündeme getirdiği ve üzerinde çalıştığı yeni seçim sistemi ve Siyasi Partiler Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikleri Cumhuriyet’e değerlendirdi.

06 Şubat 2021 Cumartesi, 03:00
Abone Ol google-news

İktidarın gündeme getirdiği ve üzerinde çalışmalar yaptığı yeni seçim sistemi ve Siyasi Partiler Yasası’nda yapılmak istenen değişikliklere karşı akademisyenler ve eski siyasetçiler sorunun kaynağının zihniyet meselesi olduğunu söyledi. İlk siyasi partiler yasasının 1965 yılında çıktığını söyleyen akademisyen ve siyasetçiler, “1965 yılına kadar Siyasi Partiler Yasası yoktu. O dönemde parti içi demokrasi pek ala işliyordu. Küçük partiler bile ön seçim yaparak adaylarını belirliyorlardı. Onun için Siyasi Partiler Yasası’ndan ziyade zihniyetin değişmesi önemli” dediler. Siyasi Partiler Yasası ve AKP’nin taslak çalışmalarını yaptığı yeni seçim sistemi tartışmalarını Cumhuriyet’e değerlendiren akademisyen ve siyasetçiler özetle şunları söyledi:

Esenyurt Kurucu Belediye Başkanı Gürbüz Çapan: Cumhuriyet rejimi kurulurken bizi kulluktan çıkarıp Batı medeniyetine eriştirmeye çalışan kurucu babalarımız vardı. Onlar sınıfsız, sömürüsüz, ayrımsız bir toplum yaratalım derdindeydiler. Çok partili rejime geçilince 1950’den sonra farklılaşma başladı. CHP’nin muhalifi köylü hareketi olduğu için aynı zamanda kurnazlardı. Türkiye’nin sağı kurnazlık üzerine kuruldu. Köylülüğün genel karakteri budur. Şimdi de seçimi nasıl alırız kurnazlığı düşünüyorlar. Bunların cetveli eğri, eğri cetvelden düz çizgi çıkmaz. Türkiye 600 mebus seçerek mebusun niteliğini bozmuştur. Bunun sebebi de temsilde adalet uydurmasıdır. Bunu nasıl önleyeceğiz? Seçim bölgesini büyüteceğiz. 500 bin seçmen 1 mebus seçecek ama aklı başında o bölgeyi tanıyan, bölge için projeleri olan bir mebus olacak bu kişi. Bu milletvekilinin yetkileri olduğu gibi sorumlulukları da olacak. Bugünkü parlamentoda oy veriyorsun hesap soramıyorsun. Güçler ayrılığı diyoruz ya bunu gerçekten hayata geçirirsek hesap da sorabiliriz. O zaman milletvekili de başına iş geleceğini bunun hesabının vereceğini bilir çalışır. Bölgenin yatırım harcamalarını takip etmeli, kararda söz hakkı olmalı. Bölgeleri yarıştırmalıyız. Zaten Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde milletvekilliğinin hiçbir önemi kalmadı. Adamı denetleyici bir güç yok parlamentoda. Bizim istediğimiz çok ve niteliksiz bir mebus topluluğumu yoksa her bölgeyi hakkıyla temsil edecek mebuslar mı? Anladığımız kadarıyla iktidar ‘daraltılmış bölge’ üzerinde duruyor. Biz ise dar bölge sisteminden yanayız. Dar bölge sistemi 500 bin nüfuslu bir yerde yüzde 50+1 birinin seçilmesidir. Cumhurbaşkanı Türkiye çapında yüzde 50+1 ile seçiliyor da niye milletvekilleri seçilmiyor? Herkes aynı yerden geçmelidir. Cumhurbaşkanımıza haksızlık oluyor yüzde 50+1. Milletvekilini kimse konuşturmuyor. CHP de bile milletvekili partisinden izin almadan konuşamıyor. Biz dar bölge derken 500 bin kişinin yüzde 50+1 ile bir mebus seçmesini isterken, onlar daraltılmış bölge peşindeler. Bunu Turgut Özal da yapmıştı. İstanbul’u 8 bölgeye çıkarmıştı. Şimdi iktidar da millet nasılsa partiye oy veriyor diyerek bu yolu izlemek istiyor. Hala kurnazlık peşindeler. Bir kararname ile yaparlar bunu. Seçim sistemi değişirse haliyle karşı koyulamayan değişiklikler olacak. Siyasi Partiler Yasası bize 12 Eylül’den kalan bir miras. Siyasi Parti Başkanı kim olursa tüzüğü değiştirebilir. Mesela Tayyip Erdoğan’ın tüzüğü çok demokrattı. Herkesi kapsayacaktı. İktidar olduktan sonra hemen bir kurultay yaptılar bütün yetkileri Merkez Yürütme Kurulu’na (MYK) verdiler. Sonra MYK toplantı yetkileri genel başkana verdi. Yani hakiki temsile gitmeyince tüzüğün bir anlamı yoktur. Seçim sistemini değiştirmek lazım. 500 bin kişinin seçtiği vekile her istediğini yaptıramazsın. Bardağa, bıçak dedirtemezsin. Partiye ya da kişiye değil, kafaya oy veren bir sistemi oturtmamız lazım. Milletvekillerinin sayısını azaltacağız, yetkisini arttıracağız, sorumluluk vereceğiz. Gerekirse yanlış yaptığında temsil ettiği kişilerce mahkemeye götürülebilir olacak. Vekiller hesap verebilmeli. Otomatik olarak da Siyasi Partiler Kanunu değişecek zaten. 

‘MHP BARAJ ALTINDA KALABİLİR’

Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TESAV) Başkanı Erol Tuncer: İktidar partisi kendisine ve ortağına kazandıracak, kendi lehlerine olan bir seçim sistemi hazırlamak istiyor. Daraltılmış bölgeden bahsediliyor. Daraltılmış bölge birinci sıradaki partinin lehinedir. Yani AKP’nin. Ancak ortağı MHP’nin aleyhinedir. Mebus sayıları düşer. Baraj da üzerinde çalıştıkları konulardan biri. Baraj sistemi çıktığı günden bu yana yandaşları kadar karşıtları olan bir konu. Bunun olumsuz sonuçlarını da yaşadık. Dolayısıyla barajın düşürülmesi iyi olur ama düşürürlerse yeni partilere yarayabilir diye endişe edebilirler. Düşürülmezse de MHP’nin şimdiki barajı aşıp aşamayacağı belirsiz. Kamuoyu araştırmaları da bize bunu gösteriyor. Ben kolay kolay başkanlık sisteminden vazgeçeceklerini düşünmüyorum. Ancak kaybedeceklerinden yüzde 100 emin olurlarsa parlamenter sistemi tercih edebilirler. Çünkü kamuoyu yoklamalarında iktidar partisi hala birinci parti olarak görünüyor. Dolayısıyla parlamentoda çoğunluğu alır. Şimdilik tabii, önümüzdeki günlerde ne olur bilinmez. Türkiye’de yıllardır Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmesi istenir. Bu yapılınca siyasi partilerin içine demokrasinin geleceği konuşulur. Ben tek başına Siyasi Partiler Yasası’nın mucizeler yaratacağı kanısında değilim. Bu yasadan çok zihniyet meselesidir. 1965 yılında ilk siyasi partiler yasası çıktı. 1965 yılına kadar Siyasi Partiler Yasası yoktu. O dönemde parti içi demokrasi pek ala işliyordu. Küçük partiler bile ön seçim yapılarak adaylarını belirliyorlardı. Onun için Siyasi Partiler Yasası’ndan çok zihniyetin değişmesi önemli. Tabii Siyasi Partiler Yasası’nda değişmesi gereken noktalar var ama tek başına yasaya ümit bağlamak hayal kırıklığı yaratır. İktidar partisinin getireceği değişiklikler ideal bir Siyasi Partiler Yasası yaratabilmeye mi hedefliyor yoksa iktidar ve ortaklarına yarar sağlayacak değişiklikler mi düşünülüyor görmek lazım.

‘AKP MASA BAŞINDA KAZANDIRACAK BİR SEÇİM SİSTEMİ DİZAYN EDİYOR’

Eski Ekonomi Bakanı Ufuk Söylemez: Siyasal İslamcı zihniyete sahip kişiler, partiler ve iktidarlar asla ve asla demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir yasal düzenleme yapmazlar, yapamazlar. Çünkü bu onların fıtratına aykırı. AKP’nin MHP ile birlikte anca yüzde 40-41 bandına çıkabildiği görülüyor. Yüzde 50+1 almaları bu sistemle neredeyse imkânsız. O nedenle sıkışmış vaziyetteler. Bir yandan reform derken bir yandan da yanlı, partizan, kutuplaştırıcı kararlar ve hukuk faciası sayılabilecek uygulamalar gün gibi ortada. Yapacakları tek şey; masa başında onlara seçim kazandıracak bir seçim sistemi dizayn etmek. Kişiye ve partiye özel bir seçim sistemi istiyorlar. Bunlar panik hareketlerdir. Türkiye’nin işsizlik, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edip bunları konuşması gerekirken bugün anayasa açıklamasının kimsenin karnını doyurmayacağı ortadadır. Bunların derdi anayasa, demokrasi, özgürlük olmadığı gayet açıktır. Yapmak istedikleri Anayasa değişikliğinin Meclis’ten geçeceğine inancım yok. Referanduma götürmeleri halinde de bu referandum hem AKP’nin anayasa değişikliğine hayır hem de AKP’ye hayır olarak sonuçlanabilir. MHP’nin yapılan araştırmalara göre oy oranının yüzde 6-7 bandına düştüğü görülüyor. Kamuoyunda da milliyetçi bir partinin ümmetçi bir partiyle bir arada olması, ihvancılarla kol kola girmesi garip karşılanıyor. Tepede bu birlikteliği sürdürmek isteseler de tabanda bunun karşılık bulmadığı ortada. Dar bölge sisteminde en büyük zararı MHP görecektir. AKP bunun için de bin formül yaratabilir tabii. Bu çabalar bir ikbal ve iktidarda kalma arayışıdır. MHP’yi kurtarmak için barajı da düşürebilirler ama bu yapılsa bile MHP için kurtuluş olmaz. Daha kötü olur. Öte yandan Siyasi Partiler Yasası’nda da kesinlikle değişikliğe gidilmeli. Siyasi Partiler Yasası, liderlerin seçtiği isimlerin önünü açıyor. Hem parti içinde hem mecliste liderlerin talimatlarıyla bir emir komuta siyasetine mecbur bırakıyor. Demokratik siyasetin önünü tıkayan Siyasi Partiler Yasası’dır. Sadece lidere biat eden düşük profilli isimler mebus yapılarak, birileri için dikensiz gül bahçesi yaratılıyor. Bunun da ülkeye bir yararı olmadığını görüyoruz.

“YÜZDE 10 BARAJ ÇOK YÜKSEK”

Prof. Dr. Erhan Karaesmen: Baraj sistemi ve ittifaklarla ilgili düzenlemelere ilişkin yüzde 10’luk seçim barajı çok yüksek. Ülkedeki toplam oyların yüzde 10’unu alamayan partiler barajın altında kalıyor. Baraj düşürülsün ki kendi halinde kalan illerden milletvekili çıkarılabilsin. Yüzde 7’ye yüzde 5’e indirelim deniyor. Fakat iktidarın çok fazla işine gelmediğini görüyoruz ki sadece sözde kalıyor. MHP’ye de yüzde 10’luk seçim barajı yüksek geliyor. MHP’nin barajı düşürmek istediği yönünde bir niyeti olduğunu görebiliyoruz. Büyük ortak ise ‘sen bu seçim sistemini, barajını değiştirmekten vazgeç. Biz sana Türkiye çapında ses çıkarabileceğin kadar milletvekili sayısı kadar bir kontenjan ayarlayalım. Kendi göstereceğimiz adayların içine senin adaylarını koyalım” diyerek ikna etmeye çalıştığı anlaşılıyor. Seçim havasına girildiğinde de ittifak kavramının siyasal partiler yasasında yer alabileceğini de düşünüyorum. Bir diğer partiyle iş birliğinin ötesinde, sadece bir seçime özgü kol kola girilebilir. Yeni bir siyasi partiler yasası da düzene girmeli, gereklilik vardır. Parti içi demokrasiyi sağlamak açısından partilerin itiraz etmemeleri gerekir. Düzen kurma açısından siyasi partiler yasasındaki değişiklik faydalı olabilir. Bu yasa, muhalefet partilerinin kendi iç işleyiş düzenlerine yeni bir sosyolojik mantık getireceği için renkli bir durum. Fakat olumsuz tarafı da vardır. Siyasi partiler yasasında her partinin kurultay, meclis genel kurulları var. Bu genel kurullardan parti inisiyatifine yetki yansıtılması durumu var. Bu özelliklerle birlikte partilerin yaklaşan seçimde beklentileriyle birlikte birbirinden ayrı düşünceleri kendini gösterebilir. Öte yandan siyasi partiler yasasında yapılacak değişiklikle parti kapatmaların önü açılabilir. Özellikle HDP bazında konuşmak gerekirse bu partiye getirilen bir ceza olmaz. Bu, Güneydoğu insanına getirilen bir ceza olur. Kapatılması halinde tekrar benzeri bir parti kurulur. İktidarın 600 milletvekilini dar bölge sistemiyle küçük yerel birimden toparlamaya çalıştıkları bir arayışları var. Şu anda buna gerek görülmesi, MHP’nin tek başına yüzde 10 barajını aşamıyor oluşu. AKP yüzde 10 ile oynamak yerine küçük bölgeyi tercih ediyor. Çünkü Yüzde 10 ile oynaması halinde HDP’nin de sahada yerini alacağını biliyorlar. Dar bölgeye gidilmesine ise MHP sıcak yaklaşmıyor. MHP’nin kendi çıkaracağı toplam milletvekili sayısı azalacağı endişesiyle buna razı olmadığı anlaşılıyor. Muhalefeti ise bu durum rahatsız etmiyor. Muhalefet daha çok gözlem yapıyor. Dar bölge sistemine, AKP ve MHP’nin aynı anda onaylamasının mümkün olmadığını görüyoruz.

“TÜRKİYE PARTİ MEZARLIĞINA DÖNDÜ”

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu: Ben, dar çevreden uzak olarak çevrelerde bir değişiklik yapılmaması, mevcut seçim çevrelerinin korunması gerektiğini düşünüyorum. Nüfusu stabilize olmamış yerlerde eşit dar çevre oluşturmak, dar bölge sistemini uygulamak çok zor. 600 milletvekili var ve 600 eşit seçim çevresine ayırmakta da bir zorluk var. Dar sistemde kime oy verileceği bilinir fakat bu durum adayların kimlikleri öne çıktığı için, bu etnik ve mezhepsel davranışları arttırır. Bu sorunların önüne geçebilmek adına geniş çevrenin daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Geniş çevre bütünlük sağlarken dar çevre bölünmeye sebep olur. Geniş çevrede siyasi partiler etnik farklılıkları göz önüne alarak birbirine yakınlaştırır. Öte yandan baraj sisteminin yüzde 10 olması hiçbir demokratik ülkede yok. Baraj en fazla yüzde 5 olmalı. Türkiye için istikrarlı bir hükümet kurulması için yüzde 4 ila 5 idealdir. Seçim ittifakları ise tabi ki olabilir. Seçim ittifakları seçim öncesi bir koalisyon gibidir. Koalisyon bir ülkenin siyasi bölünmüşlüğünün parlamentoya yansımasıdır. Bence daha sağlıklıdır. Öte yandan Siyasi Partiler Yasası’nda değişikliğe gidilmeli. Siyasi partiler demokratik işleyişe kavuşturulmalı. Mesela; adayların belirlenmesi. Adaylar ön seçimle belirlenmeli. Parti merkez organının ya da parti liderinin belirlememesi, bu yönde bir değişiklik yapılması gerekir. Siyasi parti kapatmalarına ilişkin söylemlerde sonuca odaklı değil. Türkiye parti mezarlığına döndü. HDP öncesi de çok parti kapatıldı. Yeniden açıldı yeniden kuruldu. Bunlardan ders almak gerekir. HDP 6-7 milyon oy alıyor. Türkiye’de böyle bir kesim var ve bu kesimin de parlamentoda kendisini ifade edebilmesi gerekir. Kürt sorununun çözülmesi için kendi kimliklerini sürdürmek isteyen insanların da parlamento da bu sorunları dile getirmesi ve çözüm araması gerekmektedir. Farklı görüşlerle çözüme daha kolay ulaşacağımızı düşünüyorum. Silah olmasın istiyoruz. Barışçıl çözüm olsun istiyorsak bunun yeri parlamento. AKP’de 2008’de kapatılma konusunda ipten dönmüştü. 1 oy farkla kapatılmadı. Ama yaşadığı o durumla daha da gürbüzleşti. Yaşanan mağduriyet daha da güçlendirir. İktidar seçim sistemi ve siyasi partiler yasasında yapacağı değişikliklerle parti kapatmanın önünü açabilir. Anayasa parti kapatmaya izin veriyor. 2 tür yaptırım var. Hazine yardımından yoksun bırakma yaptırımı var, AKP’ye 2008’de verildiği gibi. Kapatma yaptırımı da mümkün. Bu konuda bir yasal değişikliğe ihtiyaç yok. Kapatılmak istenirse kapatılabilir ama bu bir çözüm değil. Yeni bir yasal ya da anayasal düzenleme yaparken geçmişteki sorunları göz önünde bulundurmak gerekir. Bakılmazsa yapılan anayasal düzenlemeler çözüm olmaz.

“TEMEL SORUN CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ”

Eski Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk: Sistemin tamamen değişmesi gerekiyor temel sorun cumhurbaşkanlığı sistemi denilen ucube bir sistemin getirilmiş olması. Şu anda koalisyonları zorunlu hale getirilmeye çalışılıyor. Yeni yapılacak olan düzenlemede sistemin değişmesi lazım. Sistem değiştikten sonra parlamenter sisteme dönmemiz lazım. Yasama yürütme yargının arasındaki düzenlemeyi yeniden yapmamız lazım. Ayrıca baraj sisteminin tamamen ortadan kaldırılması lazım. En azından yüzde 3’e kadar düşürülmeli. Yüzde 3’ün üzerindeki baraj belli şekilde parlamentoya girmesini engelliyor. Biz demokrasiyi olduğunca tabana çekmemiz gerekiyor. Baraja tümüyle karşıyım. Siyasi partiler yasası ise tamamen değiştirilmeli. Cumhurbaşkanlığı Sistemi getirildiğinde, bu sistemin tamamlayıcısı olarak siyasi partiler kanununun değiştirileceği, seçim vaadi olarak söylenmişti. Ama ne seçim yasası ne siyasi partiler kanunu değiştirilmedi. Siyasi partiler yasası değiştirilerek, partilerin içine demokrasi getirilmeli. Lider hegemonyasına son verilmeli. Milletin zorlanan önüne konulan insanlar seçiliyor.  Demokrasiyi daha çok tabana yaymak gerekiyor. Oy verene şans verilmesi lazım. Siyasi partiler kanunu buna çok engel. Öte yandan siyasi partiler yasasının değişmesiyle de parti kapatmaların önü açılmamalı. Siyasi parti kapatmaların bir çare olmadığını Türkiye çok iyi anladı. Sadece hukuken gerekli durumlarda partilerin kapatılması gerekir. Türkiye’de parti kapatmaların yerine suç işleyenlerin cezalandırılması ve onların siyasetten men edilmesi, hazine yardımlarının kesilmesi gibi ön tedbirler var. Bence kapatmak doğru değildir. Siyasi partiler yasasının değişmesiyle de parti kapatmaların önü açılmamalı. Sorumlusu varsa cezalandırılmalar yapılmalı. Seçim sisteminde ise değişiklik yapılmaması gerekiyor. 600 milletvekili bile çok fazla. Her siyasi parti iktidarda kalabilmek için kendisine en uygun sistemi getirmeye çalışıyor. Rahmetli Turgut Özal da bu işi çok iyi yaptı ve seçim sistemini değiştirdi. Ama seçim sisteminin üzerinde oynanması iyi değil. Dar bölge sisteminin tek faydası yerelde vatandaş kendi milletvekilini daha iyi tanıması olur. Başka fayda sağlamaz.