Orhan Kemal hapisten yazıyor: Suçum yok ama tutukluyum

1966’da “hücre çalışması ve komünizm propagandası” yaptıkları gerekçesi ile iki arkadaşı ile birlikte tutuklanan Orhan Kemal, “Suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı” yolundaki bilirkişi raporu üzerine bir ay sonra serbest bırakılmıştı. Kemal ve “Has kardeşi” Fikret Otyam arasındaki yazışmalar, o döneme ışık tutuyor

12 Temmuz 2015 Pazar, 21:00
Abone Ol google-news

‘Transistörlü radyoda Muzaffer Akgün..’

Sevgili Fikret,

Revirdeki odamızın karyolasında sana yazıyorum bu satırları. Saat akşamüstünün 18.30’u. Transistörlü radyoda Muzaffer Akgün. Malum türkülerinden birini döktürüyor: “Gül koydum gül tasına”

YÖN’deki yazını pek sevdim. Daha doğrusu sana yazdığım mektuplarımdan özetlediğin kendi yazılarım... Tuhaf, unutmuşum onları. Hani günün birinde kitap halinde çıkmasını merakla bekleyeceğim. Yer yer, kendi hâlim, içime dokundu, taştım ama, asla kırgın; karamsar değilim. “Orhan Kemal”in başına gelir böyle şeyler.

Günler çok monoton olmakla beraber, geçiyor be. Bana sorarsan, “Suçum yok” ama, başkaları herhalde bu kanıda değiller ki, tutukluyum. Lokantacı Mustafa, Gazcı Mehmet Şahin’le aynı odadayız. Bekliyoruz...

Cumhuriyet, Akşam, Milliyet ve Yeni Tanin okuyoruz. Yön ve Eylem de geçiyor elimize.

Ne roman, ne hikâye, hatta ne de piyes... Düşünmüyorum bile. Malum, sanat çalışmaları için, şuuraltının ıvır zıvırla dolu olmaması lazım. Bir de dışardayken başlanmış roman, hikâye, tiyatro piyeslerinin, üzerlerinde hayli çalışılmış taslakları lazım. Evden getirtmek, buraya sokmak hayli güç.

Fakat bol bol uyuyorum. İçkiyi falan aradığımda yok. Ne çeşitli uyku ilaçları, ne de De Carbon, Vitona B, Combizime, Becosime, şu bu.. Bunlarsız daha iyiyim.

Haaa. Cezaevini hiç yadırgamadım. Sanki 943’ün 26 Eylül’ünde Bursa Cezaevinden tahliye olunmadım da, ceza hiç aralıksız sürüp gidiyor..

Çeviri yayınevinden ne haber?

Hepinizin gözlerinden hasretle..

Dostlara selam, sevgiler..

Orhan Kemal / 23 Mart 1966

‘Orhan Amca’nın canı sıkılırsa dışarı çıkar mı?’

Çok sevgili Orhan,

Yön’de yazdığım mektuba verdiğin ve arkasında “Görülmüştür. İstanbul Ceza ve Tevkif Evi Müdürlüğü” damgalı mektubunu aldım. Artık sevinme faslından bahsetmek yersiz olduğu için burasını atlıyorum.

Görüyorsun insan hep “Adana kebapevi”nde buluşmuyor! Haberleşmiyor!. Hemen şunu belirteyim ki, sesinin cezaevinden bile çıkmış olmasına rağmen ev, düğün bayram etti. Acı da olsa, nefis bir bayram hediyesi...

Bilhassa İrep, Elvan, durmadan bana, cezaevinin tarifini yaptırıyorlar. On, beş yaşlarındaki çocukların zihinlerinde cezaevi edebiyatı!.. Anlatıyorum, anlayacakları şekilde, ama nafile. Tutup İrep soruyor, “Gözlüklü yenge de yanında mı yatıyor? Orhan amcanın canı sıkılırsa dışarı çıkar mı?...” gibilerine bir yığın sual!.

Ne tatlı hayaller kurarak İstanbul’u yaşıyordum. Beraat edeceğini biliyordum. Şunun tadını bir çıkaralım diyordum. Derken, haber bomba gibi patladı, sabah sabah. O gün hiç haber yazamadım, çalışamadım. Elim gitmedi makinaya, gözüm görmedi, kafam çalışmadı. Biliyordum, bir kurban gerektiğini, hem iyi biliyordum, ama bunun sen olacağın, olabileceğin aklıma bile gelmiyordu.. Seni nasıl sevdiğimi, saydığımı bilen Kemal, o gün bana iş bile vermedi. Ama oyalanmam gerekiyordu. Sonra, serbest bırakıldığın haberi geldi. Ardından yeniden tutuklandığın. Akşam rakı içeyim dedim, gitmez boğazımdan.. Ne yemek, ne rakı. Uyuyayım dedim, zehir oldu hepsi. Nasıl, nasıl olur bu soruları vın vın öttü kafamda. Vay fukara, garip dedim, vay fukara garip. Köse Hasan’dan beter garip Orhan.. Koca Orhan, Orhan Kemal.. Neyse. Dırlatma beni şimdi de...

Seni görmek için birkaç huruç hareketine geçtim, geçtim a hepsi fos çıktı! Bilirsin, bana hep girginsin derdin, bir b.. değilmişim meğer. Oraya kadar gel, adliyelerde günün geçsin, yine göremeden dön!. Avukat da değilim ki gireyim. Kanunda “En iyi arkadaşı serbesttir” diye de bir madde yok, cezaevi yönetmeliğinde de yok. Yakının olmaya yakınınım amma, nasıl anlatırsın kardeşten de yakın olduğumu? Anlatsan kim anlar ? Kim dinler? Tek tesellim, dışarda en tez elden görüşebilmemizdir, bunun umududur! Bakalım..

Nâzım geldi ve Batman’a gitti. Bu oğlunla da ne denli övünsen azdır. Ne efendi, ne hoş çocuk.. Aklı başında.. Hele hele Işık.. Seni nasıl seviyor, biliyorsun değil mi? Tez gelsin, diyormuş.. Bisikletten vazgeçmiş. Haydi bir masraftan daha kurtuldun!.

Orada rahat olduğuna sevindim. Rahat ettirenlerden Allah razı olsun. Ne denli rahat olursa olsun, Adana kebapevindeki köşeden rahat olduğunu sanmıyorum tabii!

Çeviri yayınevi denilen ve bir takım... içtima ettikleri yere telefon edip parayı istedim. Bermutad, yemin billah, sonuçta atlattılar! Nâzım’ı sevkettim, ben gidersem, elimden bir kaza çıkacak emin ol, gidemedim kendim, Nâzım’ı da atlatmış. Şimdi senden rica ediyorum. Avukatların geldiği zaman “Çeviri yayıneviyle olan bütün işlerimin hallini Fikret Otyam’a devrettim..” yollu bir vekâletnameyi bana acele göndert. Çok rica ediyorum. O matbaayı sattırmazsam bana Fikret demesinler.. Yahu insan oğlu nasıl yalan söylüyor, nasıl atlatıyor, bu ne yüzsüzlüktür. Üstelik senin mektubuna da kırılmış haspam!. Bizi ne zannediyor diyor. Ne zannedildiğini yakında göstereceğim. Anladım arkadaş, senin işlerini bozan gizli, görünmez eller var. Artık aklım kesti, geç oldu amma kesti. Bir tanesi de bu tip müesseseler ve bu müesseselerde bazı lafları iyi dinleyen işveren geçinen...

Yengeye bir miktar para daha saldık. İdare eder bir süre. Senin paran var mı? Bana bu konuda acele yaz. Ulan şu mektubu gören de olsa bir b.. sanır beni.. Para lazımsa salayım gibi cart curt.. Hem gülüyorum hem yazıyorum. Ne b.. yersin başka? Yalanın doğru gibi geçtiği bu zamanda, bu içtenliği kim anlar dersin?

Yön’deki yazım çok ilgi topladı. Yazı değil de senin yazdıkların elbette. “Ya böyle mi gerçekten?” diyen diyene.. Hele parlamentoda, senatörler, milletvekilleri, telefon eden okurlar.. Şaşarsın be Orhan... İşte böyle.. Şunu bil ki aklı başındakiler, üzgün...

Bu gece nöbetçiyim. İki gündür fırsat bulamadım, Cumhurbaşkanı töreninden. Kusurumu bağışla. Yarınki Koridor’u kuşa çevirmiş, tüm yanlış dolu.

Bütün arkadaşların sevgi ve selamları var. Hepsini yazmaya kalkışsam sabahı buluruz. İyisi mi toptan sallayalım.. Gözlüklü, gözlüksüz hepsinin, görenin görmeyenin hepsinin.. Bol bol selam ve sevgi ve saygı ve sabırlarını iletirim.

Yengemi teselliye çalıştım. Ama alışkın o duruma. Buna rağmen ağladı bol bol. Ben de takıldım için açılır bol bol ağla diye. Yengelerin yengesi o. Orhan Kemal’in eşi başka türlü olabilir mi?

Haydi reis, telefonlar zırlayıp duruyor. Bir ona, bir öbürüne, ara sıra birkaç satır buraya, tadı kalmadı böyle mektup yazmanın.. Bunun tadını bile çok görüyorlar mı dersin?

Durum ne oluyor, yaz bana. Kimseden haber alamıyorum. En doğru haber ise senden gelir. Bekliyoruz, yaz bize. Bir isteğin var mı, yaz, sıkılma demeyi de gereksiz buluyorum ama, dedik bir kere. Terlik merlik, pijama, mijama, yastık mastık... Kabilinden..

Bu vesileyle, bayramı kutlar, ailecek gözlerinden öperiz. Mustafa arkadaşa ve diğer arkadaşa gıyabi sevgilerimi lütfen ilet. Hepsine geçmiş olsun.

Mektubumu okuyan kirama da sevgilerimi sunar, bayram-ı şeriflerini kutlar, Cenab-ı Allah’tan sağlık ve esenlik niyaz ederim. Kal sağlıcakla reis... Amanı bilin a...

Has kardeşin / Fikret Otyam Ankara 29.Mart.1966