Öyküyü romanı uçuran okur... M. Sadık Aslankara’nın yazısı...

Edebiyat, okuyan yazan için tutku, nice güçlü köz kümesi de olsa için için yanacaktır. Bunun uçkunu olmalıdır değil mi, ok ok fırlayıp ateşböceği misali kıvılcımlar salan? Uçuşumlu uçurumlu bir tutku yani. Hadi gelin biz de bu öykü roman uçurtmasının kuyruğuna takılalım.

25 Haziran 2021 Cuma, 00:05
Abone Ol google-news


Edebiyat denildiğinde şiir, öykü, roman her yapıt, ancak okuruyla, daha genel söylemle, alımlayıcı insanla yaşar. “Klasik” olarak nitelenen yapıtların temel özelliği de bu değil midir; yapıtın, zaman sınırını aşıp aranırlığını koruması, yedi iklim dört bucak insanoğlunun her dem ona sığınması.

Söz gelimi Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu (1922) romanı, geçen koca yüzyılda toplumun her kesimiyle ilişkilenmeyi başarmış, sönmeyen ilgiyle yüzyıl boyunca kabul görmüş, her ilin, ilçenin kütüphanesinde, ödünç elden ele geçmiş, en çok okunan kitap olmayı başarmış bir yapıt.

Demek ki Çalıkuşu, okurun uçurduğu bir roman, bu nedenle “Türk romanı” denildiğinde kavram çerçevesinde, özellikle “halk romancılığı”nı simgeleyen, belki de bunun “tipolojik” örneğini oluşturan bir “prototip” bağlamında alınabilir.

Bu doğrultuda uzak yakın onu izleyen yüzlerce ardıl bunu kanıtlıyor bir bakıma. Bir örnek de Can Gazalcı, onun Meyname (Edebiyatist, ikinci basım 2020) adlı romanı.

ÖYKÜDEN ROMANA CAN GAZALCI: MEYNAME

Can Gazalcı’nın ilk öykü kitabı Annemin Sandığından Daha Mutsuzum (Epsilon, 2005) üzerinde durmuştum. On beş yıl sonra bu kez romanla geldi Can. Kimi üst anlatıcı kimi de dolayımlı anlatıcılarla kurması farklı bir dille yapılandırmaya çalıştığını gösteriyor yapıtı.

Tersinlemeler, kıvrak geçişler okuru içine çekip okumayı çabuklaştırıyor. Reşat Nuri’nin okurla kurduğu sıcak bağların birebir örneklerini Meyname’de de gözlüyoruz.

Roman, “Eski Konak” adlı bir Ankara meyhanesinde başlar, “Çalıkuşu”, “Kavruk”, “Palabıyık” vb. başka meyhane ortamlarıyla sürer. Ancak metin meyhane anlatısı değil, sarmal dolantıda farklı uçlara girilen, yer yer belgesel havasında metne dönülen bir yapıt.

Kırkını dolduran Barış, henüz çocukken genç yaşta kalpten yitirdiği babasından bir günlük bulacak, ne var ki günlükte okudukları onu yeni bir yaşama doğru yöneltecektir. Annesinden öğrendiği bir “vasiyet”i vardır babasının, ona da kendi babasından geçen. (71, 121)

Peki nedir okuru içine çeken bu yaklaşım? Barış, günlükle birlikte hem babanın hem annenin ailelerine doğru görece bir “geri dönüş” hikâyesi kuracaktır. Merak öğesiyle gizem birbirine karılıp “gizli aşk” eklentisiyle birlikte harmanlanır.

Can, salt yüzeyde kayıyor gibi görünen olaylar dizisini üstelik yerli yerinde toplumsal tabana oturtup, kültürel yapılandırmayı da ihmal etmeden ustalıklı bir evren kuruyor romanda.

Geriye dönüşlerde Barış, babanın günlüğüne koşut iz sürecektir. Çünkü ona göre babası, “adeta intihar etmiş(tir).” (57) Öyle midir ama?

O halde ipuçlarına tutunup sonuçta kendi geçmişini yeniden kurmaya çalışmalıdır. Kaldı ki Barış’ın keşfettiği tek “bir sır”dır (24), bu başlangıçtır, buna yeni sırların keşfi eklenecektir. Başkalarının arayışları da katılacaktır ayrıca bunlara. Kaldı ki keşif serüveni roman boyunca sürecektir hep.

Can Gazalcı, böyle bir çevrintide gezindiriyor işte okuru. Meyname’yi uçurmak okura düşüyor doğal olarak. Ankara anlatıları arasında şimdiden özgün bir yer edineceği açık romanın. Okuyup siz de uçurun yapıtı.

DÜNYA DAMLASI…

CAFER MODARRES SADEGHI: AT KAFASI

İranlı Cafer Modarres Sadeghi’den bizi de iç dünyamızda tartışmaya sürükleyen bir roman: At Kafası (Çev. Siyaveş Azeri, Everest, 2021).

Kesra, iki yıldır “işsizdi(r) ve iş arıyordu(r)”. (11) İş konusunda bir arkadaşıyla telefon görüşmesi için evinden parka gider, telefon kulübesinde “Çok güzel bir şive”yle konuşan bir genç kız görür. Cihan, “Şive değil. Kürtçedir,” (16) der konuştuğu dil için.

Hastanede yatan büyük erkek kardeşi için Tahran’dadır. Duru, çekincesiz, masumiyet yayan Cihan, Kesra’yı olağanüstü etkiler. Onu yeniden görmek ister, bundan kendini alamaz. Parkta hasta ağabeyini gezdiren Cihan’la karşılaşır.

Cihan, annesi babası, gerilla olan küçük ağabeyi Kürdistan’da dağda yaşıyordur. Cihan da “gerilla olmak istiyor(dur),” (41) zaten. “Kızlar yirmi iki yaşından sonra gerilla olabili(yordur),” ne ki o yirmi bir yaşındadır. (18)

Artık Kesra için “park” Cihan’ı yeniden bulup onunla görüşme fırsatının şifresi olur kısa sürede. Bu tanışıklık Kesra’nın bütün dünyasını allak bullak etmeye yeter. Öylesine etkilenmiştir ki, Cihan’la tartışırken düşüncelerini de yeniden elden geçirmeye koyulur aynı zamanda Tahran’da yaşayan biri olarak.

Ama Cihan ailesinin yanına dönecektir. İkili ayrılır. Kesra, hastanedeki kardeşi aracılığıyla Cihan’a ulaşır yine. O da Kesra’ya “âşık ol(muştur).” (76)

Kesra’yla Cihan’ın ilişkisi, ip üzerinde kayarcasına ilerliyor yapıtta. Toplumsal karmaşa içinde, yoğun duyarlıklı gizli aşk yükü, hüznüyle etkileyici bir siyasal roman evreni getiriyor Cafer Moderres.

At kafası, tahterevalli, Seba bahçesi vb. eğretilemeler romanda derinlikli siyasal yapıya farklı katmanlar kazandırıyor aynı zamanda. O halde At Kafası da sizi bekliyor uçurmanız için.

ÖYKÜDENLİK…

ŞİİR ERKÖK YILMAZ: FİL KAZASI

Baştan bu yana öyküdeki kararlılığıyla dikkatimi çeken Şiir Erkök Yılmaz, ilk öykü kitabının ardından yuvarlamayla kırk yıl sonra altıncı öykü kitabıyla bir kez daha okur önüne geldi: Fil Kazası (YKY, 2021). İleride onun bütün öykü verimi üzerinde durmak niyetindeyim ya, yine de bu son yapıtındaki öykülerine yer açayım önce onun.

Yazar, Fil Kazası’ndaki öykülerinde olgusal dizilişlere dayalı akışlarla kuruyor denebilir anlatısını. Ancak bu anlatımcı bir öyküleme değil yine de. Yazar, tersinlemeli göndermelerle tekdüze gidişi kesmekte mahir çünkü.

Söz gelimi bir işyeri ortamında öykü kişisinin yaşadığı gerilime dayalı “Yoksunluk” öyküsünde bile bunu bize dıştan anlatmak yerine hep olgusal dizilişleri önümüze sererek, içerden bakışa da neredeyse gerek duymaksızın âdeta uyumsuz tiyatro metni havasında aktarıyor. Sonuçta bu öyküyle birlikte tümünü yine bize, okura kurduruyor.

Kattığı etkileyici, şaşırtmacalı havayla her öyküsünü geniş bir yelpaze üzerinde kaydırarak açımlıyor Şiir. Buna ayrıca, sanatın olmazlarından “kültürel eğlence” öğesini enikonu giydirmeyi de savsaklamıyor bu arada. Sonuçta kurduğu bu sofraya yazar, okur hep birlikte yanaşıp öyküyü kaşıklıyoruz.

Okur uçurmadıktan sonra hangi şiir, öykü, roman havalanmış ki zaten?

www.sadikaslankara.com, her perşembe öykü-roman, tiyatro, belgesel alanlarında güncellenerek sürüyor.