Oyunun oyunu! Ülker İnce'nin yazısı...

Yazarlar yazı malzemesi olarak seçtikleri konuları her şeyden önce “anlamak” isterler. Ataol Behramoğlu da öyle yapmış, Lozan bir hezimet midir yoksa zafer midir, sorusuyla hiç ilgilenmediğini belirtiyor: “Daha ilk çalışmalarım sırasında Lozan konusunda düşünmenin aslında emperyalizm üzerine düşünmek olduğunu anlamıştım” diyor ve konuyu 1839’dan Tanzimat Fermanı’ndan, fermanın Gülhane Parkı’nda okunmasından başlatıyor. Yazarlar malzeme olarak kullanacakları olayları her şeyden önce anlamak isterler ama olayların “nesini” anlamak istediklerini bilmedikleri anlamına gelmez bu. Behramoğlu da biliyor. Yazdığı, Lozan antlaşmasını konu alan tiyatro oyunu ‘Lozan’da da çok karışık görünen tarihsel bir olayın basit örüntüsünü ortaya çıkarmayı amaçlamış.

09 Nisan 2021 Cuma, 00:06
Abone Ol google-news

Ataol Behramoğlu Lozan antlaşmasını konu alan bir tiyatro oyunu yazmış. Tiyatro oyunları genelde sahnelenmek üzere yazılır (hatta oyununun tiyatroda oynanmadan basılmasına izin bile vermeyen Michael Frayn gibi oyun yazarları tanıyorum) ama metin olarak okunmayacakları anlamına gelmez bu.

Tiyatro oyunları sahnelenmeden önce (ya da bazen sonra) genelde birer metindir ve onları biz metin olarak da okuruz. Ben, Lozan (Tekin Yayınevi) oyununu tiyatroda sahnelendiği zaman seyretmemiştim. Burada söyleyeceklerimin hepsi okuduğum “metin”le ilgili olacak.

Yani, bir piyano konçertosunun notasına bakıp bu konçertoyu bir orkestra seslendirseydi ne gibi sesler duyardım, bunu hayalimde canlandırmak gibi bir şey yapıyor olacağım.

LOZAN LABİRENTİ!

Tarihsel bir olayı tiyatro oyununa dönüştürmek zor bir iştir. Ataol Behramoğlu bu zorluğu okurla paylaşarak çözmek istemiş. Metnin önsözünde “Lozan konusunda” bir tiyatro oyunu yazmaya karar verdiği ve konuyu bütün ayrıntısıyla öğrenmeye başladığı zaman kendini bir “labirentte” bulduğunu söylüyor okura.

Bu iş böyledir. Söz gelimi Lozan konusunun uzmanı olmayan kişiler olarak bizler konunun özetinin özetinin özetini biliriz. Ayrıca olup bitmiş, şöyle ya da böyle sonuçlanmış bir olay olarak biliriz. Ama sonuçlanmadan önceki süreçler dümdüz bir yol izlememiştir, ya da hiçbir şey göründüğü gibi değildir, olayların içine daldığınız zaman çıkış yolunu kaybedersiniz. Bir kapıdan içeri girmişsinizdir ama karşınıza, çıkışının nerede olduğu belirsiz bir labirent çıkar.

Lozan görüşmelerine katılanlar, o görüşmeleri yürütenler de kendilerini aynen böyle bir labirentte hissetmiş olsalar gerekir. Ama yazarlar yazı malzemesi olarak seçtikleri konuları her şeyden önce “anlamak” isterler.

Behramoğlu da öyle yapmış, Lozan bir hezimet midir yoksa zafer midir, sorusuyla hiç ilgilenmediğini belirtiyor: “Daha ilk çalışmalarım sırasında Lozan konusunda düşünmenin aslında emperyalizm üzerine düşünmek olduğunu anlamıştım” diyor ve konuyu ta 1839’dan Tanzimat Fermanı’ndan, fermanın Gülhane Parkı’nda okunmasından başlatıyor.

TARİHSEL ÖRÜNTÜ

Yazarlar malzeme olarak kullanacakları olayları her şeyden önce anlamak isterler dedim ama olayların “nesini” anlamak istediklerini bilmedikleri anlamına gelmez bu. Ataol Behramoğlu da biliyor. Çok karışık görünen tarihsel bir olayın basit örüntüsünü ortaya çıkarmayı amaçlamış. O basit örüntü ne?

Önsözde yazarın söylediği gibi, yazar Lozan’ı anlamanın yolunun emperyalizmin ne olduğunu anlamaktan geçtiğini fark etmiş. Oyunun odağına da o yüzden emperyalizm oyununu yerleştirmiş.

Bu açıdan bakarsak; Musul oturumunun ayrıca bir bölümde ele alınması anlamlı, daha sonra Musul ödünü konusu üzerinde durulması anlamlı, Mustafa Kemal’in İzmir İktisat Kongresi’nde yaptığı açış konuşmasında, “bu kadar kati ve yüksek bir askeri başarıdan sonra dahi bizi sulha kavuşmaktan men eden sebepler doğrudan doğruya iktisadi sebeplerdir,” sözleri çok anlamlı, yitirilmemesi gereken bir bilince işaret ediyor.

Cumhuriyetin kurucularının barışı öncelemeleri bazen bugünkü kuşaklara abartı gibi, “pasiflik” gibi gelebilir, böyle de anlatabilir ama bunun gerisinde yatan bir yaşanmışlık var. Kurucular tek başına askeri başarının yeterli olmadığını yaşayarak öğrenmişler. Bir an önce barış istemişler ki bellerini doğrulmalarına yarayacak şeyleri yapabilsinler. Cumhuriyet devrimleri odur.

Ataol Behramoğlu’nun Lozan görüşmelerinin belli ayrıntılarından oluşturduğu bütünde bunlar var.